• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Çakma devrimciler çağında Castro’nun ölümü

Gaffar Yakınca

Vladimir Lenin’le başlayan büyük devrimciler kuşağının son temsilcisi Fidel Castro da aramızdan ayrıldı.  Emperyalizmi dize getirmiş önderler içinde en ışıklı yerlerden birine sahip olan Castro, hem fikirleri hem de eylemi ile sadece Kübalıların değil dünyanın her köşesindeki yoksulların, ezilenlerin ve devrimcilerin rehberi olmuştu.

Fidel Castro insanlığa çok şey öğretmiştir.

Mesela, onurun ekmek kadar önemli olduğunu.

Mesela, ekmeğini kaybedenin bir süre sonra onurunu da kaybedeceğini

Mesela, güçsüzlerin de zafer kazanabileceğini

Mesela, en sağlam silahın zafere duyulan inanç olduğunu

Saymakla bitmez, Castro’nun Marksizm’e ve hayatın son derece basit gerçeklerine dayanan pratiği milyarlarca insanın daha güzel ve daha özgür bir çağ yaşamasına ön ayak olmuştur. Dünyada emperyalizmin zulmüne karşı nerede bir direniş yaşanıyorsa, orada mutlaka Castro’nun ruhundan bir parça vardır.

Mücadelesinin herhangi bir anında onun bir fotoğrafına bakıp da bakışından moral almayan, kıvırcık sakallarında direnme azmi bulmayan bir devrimci yoktur.

Bizde de durum böyle idi. Castro, Türkiye’deki devrimci hareketlerin neredeyse tamamı için mücadele azminin, kararlılığın ve dik duruşun simgesi oldu.

Castro ile devrimciliğimiz arasındaki açı

Biliyorsunuz, simgelerle yaşam arasında her zaman bir açı bulunur. Castro ile Türkiye sol hareketleri arasında da zamanla artan bir mesafe oluştu. Ancak bu fark semboldeki bir değer yitiminden ziyade, bizim duruşumuzdaki eğilmeden kaynaklandı.

Bir sembol şahsiyet olarak Castro’yu diğerlerinden ayıran, yaşayan bir simge olmasıydı. 1991 karşı devrim sürecinde ve daha sonra dünya solunda görülen tüm savrulmalarda Castro, sağlam bir deniz feneri gibi durmayı başardı. Bağımsızlık prensibinden ve sosyalizm ülküsünden vazgeçmedi. Castro hala olduğu yerde dimdik duruyordu, dik duramayan memleketimizin solcularıydı.

Bağımsızlık, devrim ve sosyalizmin neresindeyiz?

Castro önderliğindeki Küba devriminin şiarı üç kelime ile özetlenebiir : bağımsızlık, devrim ve sosyalizm.

Otuz yıldır Avrupa’nın eteklerinde fon dilenciliği yapan çakma solcunun bağımsızlık kavramından duyduğu alerji, Kürtçü hareketle uzun süreli flört ile beraber sonunda gerçek bir düşmanlığa dönüştü. Kendine solcu diyenler bağımsızlıktan, vatandan, bayraktan ölesiye nefret ediyor ama aynı zamanda Fidel Castro, Che Guevara, Mahir Çayan rozetleri takıyordu.

Memleketin mecbur kaldığı çakma devrimciler kuşağı bırakın sosyalist bir devrim için çalışmayı elindeki yapılmış Cumhuriyet devrimine sahip çıkmayı bile gereksiz görüyordu. Castro’nun “rehber” saydığı Atatürk ve onun cumhuriyet devrimi her şekilde küçümseniyor, dinci düzenin cumhuriyete karşı her hamlesi “devrim” gibi kutsanıyordu. Ama beri yanda, salonlarda kahvelerde ballandıra ballandıra Küba devrimi öyküleri de anlatılmaya devam ediyordu.

Sosyalizm fikri soyut bir zihin jimnastiği haline getiriliyor, yaşamdan ve işçilerden her tür bağı koparılıyor, en özenli olması gerekenlerin elinde akla ziyan tezlere, sinema filmlerine konu edilerek pespaye bir karikatüre dönüştürülüyordu. Sosyalizm adına hiçbir gerçek risk almayan, hiç bir gerçek atılıma kalkışmayan bu kişiler sen ben bizim oğlan parti yayınlarında Küba övgüleri, Castro güzellemeleri yapıyordu.

Siyasi sahtekarların fırsatçılığı

Anmalar ve cenazeler siyasi sahtekarlara eşi bulunmaz fırsatlar sunar. Şimdi de öyle oluyor. Yıllardır, kimi etnikçi hareketlerin ve Avrupacılığın peşine takılarak, kimi kendi dar kulüpçülüğünü sosyalizm mücadelesi diye yutturarak sosyalizme ve devrime en büyük fenalığı, hatta ihaneti yapanlar, bugün Castro’nun ardından ağız dolduran muhteşem kalabalık, muhteşem gürültülü laflar ediyor.

Solcu gençleri sözde devrim için Amerikan bayrakları altında ölüme gönderenlerin, “Obama çok yaşasın” diye kan pazarına sürenlerin, Castro’ya “cani katil” diyen Avrupa solcularına uşaklık edenlerin, gençlerimizi NATO’cu partilerin arkasına dizmeye çalışanların Castro’yu ağızlarına alabilmeleri için önce samimi bir vicdan muhasebesi yapmaları gerekir.

Bakın Küba’da ve Florida’da ruhunu Amerikan dolarına satmış bir grup vatansız Castro’nun ölümünü eğlenerek kutluyor. Siz de hiç değilse bunlar kadar dürüst olun, ya Castro’nun temsil ettiği değerlere, bağımsızlığa, devrime ve sosyalizme sahip çıkın ya da onun adını anmayın.

Castro ölümü ile de bize bir ders veriyor, ayağa kalkmamız için bir fırsat sunuyor. Umuyorum ki bu ölüm solculuğun, devrimciliğin ne demek olduğunu anımsamamıza, kendi temel değerlerimize dönmemize vesile olur.

Güle güle büyük komutan. Zafere kadar daima.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.