• BIST 106.239
  • Altın 161,217
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 12 °C

Çalışma hayatındaki AKP olumsuzlukları artarak sürüyor

Hüseyin İrfan Fırat

AKP hükümeti iş başına geldiği 2003 yılından bu yana hayatın her alanında kendi ideolojik yapısı doğrultusunda değişiklikler yapıyor. Bu olumsuz değişimlerden payını alan hayatın bir alanı da şüphesiz ki çalışma yaşamıdır.
Ülkemizde iş Kanununun köklü bir geçmişi vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının hemen sonrasında sanayileşme olgusu ile birlikte 1936 yılında ilk İş Kanunumuz hayata geçirilmiştir. Aradan geçen 81 yıl süresince de İş yasalarımızda pek çok düzenleme yapılmıştır. Konuya sadece bireysel İş hukuku bağlamında bakacak olursak kronolojik gelişimi şöyle sıralayabiliriz;

3008 sayılı ilk İş Kanunu yerini 1967 yılında 931 sayılı İş Kanuna, 

Bu yasa da yerini 1971 yılında 1475 sayılı İş kanununa bırakmıştır.

İş kanunumuzda köklü değişiklikler içeren son yasa ise 2003 yılında yaşama geçen ve halen yürürlükte olan 4857 sayılı iş kanunudur.

Aslında 2003 yılı AKP hükümetinin iş başına geldiği yıl olması itibarı ile de önem arz etmektedir.

4857 sayılı yasa henüz mecliste iken bu taze hükümetin işçilerin aleyhindeki ilk icraatı gerçekleşti. İşçiler bakımından son derece önem arz eden İş Güvencesi yasası 10 ve daha fazla işçinin çalıştığı işyerleri için geçerli olacak ve küçük çaplı pek çok işletmede çalışan işçi de iş güvencesinden yararlanabilecek iken bu sayı 30 ve daha fazla işçinin çalıştığı işyerleri olarak değiştirildi. Böylece yüz binlerce işçi iş güvencesi yasası kapsamı dışında bırakıldı.
4857 sayılı İş yasası aslında işverenlerin uzun süredir bekledikleri bir yasaydı. Çünkü Cumhuriyetin kurulduğu dönemin koruyucu, Devletçi izlerini taşıdığını iddia ettikleri önceki iş yasalarımızı çok katı ve işçi yanlısı buluyorlardı. Bu yasayla çalışma hayatımızı düzenleyen yasaların esnetilmesini talep ediyorlardı.

Yeni yasayla birlikte aslında bekledikleri kendilerini çok tatmin etmese de gerçekleşti. İş kanunumuzda daha önce olmayan kısmi süreli çalışma, çağrı üzerine çalışma, fazla mesai ücreti yerine serbest zaman kullanımını düzenleyen denkleştirme esası, telafi çalışması gibi bazı esnek iş uygulamaları bu yasa ile hayata geçirildi. 
Ancak yeterli değildi her seçimde kendisini halktan, fakir fukaradan yana olup muhalifleri elit çiler olmakla itham eden hükümet işçilerin aleyhinde yeni yasal düzenlemeleri sabırla ama istikrarlı bir biçimde hayata geçirmeye devam etti ve ediyor.

Bu yasal düzenlemeler içinde en önemlisi şüphesiz ki şu sıralar rafa kalkmış gibi görünen ama mutlaka yine gündeme gelecek olan kıdem tazminatı fonu yasasıdır. Bu yasa çok geniş kesimleri ilgilendirdiğinden ve emek kesiminin ciddi tepkisine neden olduğundan 2003 yılından beri defalarca meclise taşınmış ancak yaşama geçirilememiştir.

Diğer taraftan 14 yıllık AKP icraatında çıkarılan çalışanların aleyhinde çıkarılan bazı yasalar şunlardır; 
Kamuoyunda “kiralık işçi yasası” olarak adlandırılan özel istihdam büroları ile ilgili yasa,
Yıllık ücretli iznin bölünmezlik ilkesine aykırı olarak bir bölümünün sınırsız bölünebilmesine olanak sağlayan yasa,

Belirli sektörlerde (sağlık, güvenlik) çalışma saatlerinin sınırını kaldıran yasa,
Fazla mesaide işçinin her yıl onayının alınmasını kaldıran ve işe girişte peşin onayın yeterli olmasına olanak sağlayan yasa,

Kamu ve özel sektör çalışanlarının zorunlu olarak katılımını gerektiren bireysel emeklilik sistemi yasası,
İşçi –İşveren husumetlerinde arabulucuya gidilmesini zorunlu hale getiren yasa,

İşçilik haklarından kaynaklanan tazminatlarda (kıdem, ihbar, kötü niyet, işe başlatmama v.b.) hak arama konusundaki zaman aşımının 10 yıldan 5 yıla düşürülmesi, 

Ücretlilerin vergi dilimlerinin uygun aralıklarla düzenlenmeyerek, asgari ücretlilerin net ücretlerinde vergiden doğan kayba sebep olunması. 

Size sıraladığım bu gelişmelere şöyle bir baktığınızda AKP hükümetlerinin yıllardır nasıl istikrarlı bir biçimde çalışanların aleyhinde gelişmelere imza attıklarını net bir biçimde görmeniz mümkündür. Üstelik burada değindiğim hususlar sadece bireysel İş hukuku çerçevesindeki bazı gelişmelerdir. Konunun birde sendikal yani toplu iş hukuku boyutu var ki ülkemizin bu konuda içinde bulunduğu durumu sanırım Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Temmuz ayında bir işveren toplantısında söylediği şu sözler net bir biçimde anlatıyor;

“ OHAL’i iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz “

Evet, 

Konu bu kadar net aslında çok söze gerek yok. Bu hükümetin kimin hükümeti olduğu tüm icraatları ile açık bir biçimde ortadadır.

Son olarak da değinmek istediğim husus ülkemizin artık adına iş cinayeti denilen iş kazaları ve yakamızı yıllardan beri bırakmayan kronikleşmiş işsizlik sorunudur.

Ülkemiz ne yazık ki iş kazalarında geri kalmış ülkelerle yarış halindedir. Yıllardan beri Avrupa birincisi ve Dünya üçüncüsü olma kötü istatistiki verilerini korumaktayız. Hükümet bu konuda daha etkin tedbirler alarak Devletin ilgili kurumlarının denetimini arttırmak yerine 6331 sayılı yasayı çıkartarak İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunu adeta piyasalaştırmış ve Devletin çalışma hayatındaki denetimi şirketlerin kendi ücretli elemanlarının ya da dışarıdan hizmet aldıkları kuruluşlara (OSGB) geçmiştir. Bunun olumsuz yansımalarını ise yasanın çıktığı 2012 yılından bu yana meydana gelen kazalardan görüyoruz. Bir azalma söz konusu olmadığı gibi artış söz konusudur. Hatırlanabileceği gibi 2014 yılında Cumhuriyet tarihimizin en ağır bilançolu iş cinayeti Manisa’nın Soma ilçesinde gerçekleşti ve 301 işçimizi yitirdik. 

Öyle bir ülke haline geldik ki iş bulan çalışırken ölüyor ya da sakat kalıyor, iş bulamayanlara da her yıl yenileri ekleniyor. İşsizlik en çokta gençlerimizi vuruyor. Öyle ki TÜİK’in son açıkladığı işsizlik verileri üzerinden yapılan analizlere göre üniversite mezunu her 100 gencimizden 42’ si işsiz. Bu oran kadınlarda daha da vahim her 100 üniversite mezunu kadından 50’ si işsiz. Diğer taraftan TÜİK’ in temmuz ayı verilerine göre, yaşları 15-29 arasında bulunan yaklaşık 18 milyon gencin yüzde 29,3 oranındaki 5.3 milyonu ne eğitimine devam ediyor, ne de çalışıyor. (*)
Bütün bu olumsuz gelişmeler mevcut hükümetin 14 yıllık icraatının çalışma hayatımıza getirdiklerinin göstergesidir. Yani AKP sadece Cumhuriyet rejimine yönelik yok etme çabalarıyla değil ülkemizde sağlık, eğitim, sosyal yaşam, çalışma hayatı gibi tüm alanlarda toplumun üzerine bir kâbus gibi çökmüştür. Halkımız bu olumsuzlukların ortadan kalkmasının yegâne çözümünün elbette ki demokratik sağlıklı koşullarda gerçekleşecek bir seçimle olacağını biliyor. Benim inancım çalışanlar, işsizler, emekliler, dul, yetimler özetle ezilenlerin ilk seçimde mevcut muktedirlere gereken dersi verecekleri yönündedir. 
(*) Dünya gazetesi A.Aktaş          

Yazarın Diğer Yazıları
123456
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)