• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Canım İstanbul-II

Cüneyt AYRAL / Paris

İstanbul için Kostantıniyye Haberleri Gazetesi adıyla (1989 -1993) aylık bir gazete yayınlamış ve hemşehrilik bilincinin oluşmasına katkıda bulunmayı denemiştim. Şimdi görüyorum ki, böylesine yoğun göç alan bir şehirde hiçbir bilincin oluşmasına katkıda bulunulamaz!

Şehrin nüfusu kaç milyon? Resmi rakamları bir yana koyarsak eğer, günde 20-25 milyon insanın hareket halinde olduğu dünyanın en kalabalık şehirlerinden birisinden söz ediyoruz demektir. Bu şehri yönetenler hâlâ bunun farkına varmamışlar ki, yüksek binaların yapımına “dur” demeyi düşünmüyorlar bile. 

Yapılaşması durmayan şehir bir yandan tarihi ve doğal silüetini kaybederken, bir yandan da nüfusunun artmasını durduramıyor. 

İstanbul’un il sınırları içinde, bana sorarsanız eğer, 5-6 tane başka şehir oluşmuş, bir yerden bir yere ulaşmanın hemen hemen olanaksız olduğu bir garip şehirleşme var burada...

Şehirleşmenin garabeti bir yana, tarihi değerleri de ardı ardına yok ediliyor. 

Edebiyat tarihimiz içinde önemli bir yeri olan, Beyoğlu’ndaki MARKİZ Pastahanesi, içine düştüğü zavallı durumdan kurtulmuş kurtulmasına ama, kapalı ve sahip çıkanı da çok. 

Yine yeme-içme kültürümüz ve edebiyat tarihimiz açısından önemli olan bir başka mekân, Rejans Rus Lokantası ise kurtarılan mekânlardan bir tanesi. Onu kurtaran da bir Güney Afrikalı !

Yıllardır turizimimize ciddi katkılar sağlamış olan Güney Afrikalı şef Mike Norman Rejans’ı almış ve 1924 adıyla eski haline kavuşturmuş, gerek görüntüsü, dekorasyonu, gerekse menüsü ile eski Rejans yaşamaya başlamış, ama bir önceki sahibi “Rejans” adının da sahibi olduğu için, lokantanın adı “1924” oluvermiş... Olacak iş değil! Çünkü “Rejans” adı bizim yeme-içme kültürümüz içinde artık tarihe mal olmuş bir addır ve bence alınıp satılması da uygun değildir...

İstanbul, inanılmaz bir şehir gürültüsü içinde yaşıyor, gerek trafiğin yarattığı gürültü, gerek şehirde bitip tükenmeyen inşaatların yaratmakta olduğu gürültü, gerekse insanların bağırıp çağırarak, gereğinden yüksek sesle konuşuyor olmalarının yarattığı gürültü şehri “dayanılmaz” yapıyor. Buna bir de gecenin saatinde duyulan silah seslerini eklemek lazım... Neden ve nereden geldiği anlaşılmayan bu silah seslerini sık sık duyar olduk.

En korkuç olanı da, Büyük Çekmece’den Taksim’e dönerken E5 yolu üzerinde, nerde olduğunu tam kestiremediğim “Silah Marketi” diye bir dükkânı görmüş olmam. Dehşete düştüm !

Ama ben okurlarıma “Canım İstanbul I” yazımda şehrin keyifli yanlarını yazacağıma söz vermiştim... Biraz güç olacak ama denemek istiyorum...

Herşeye karşın İstanbul’da artan bir sanat heyecanına tanık oluyorum, sergiler, bianeller, sanat atölyeleri... Hergün bir açılış, bir etkinlik var...

Trafiğin amansız tıkanıklığına karşın insanlar oradan oraya gitmeyi sürdürüyorlar. Sık sık düzenlenen Boğaz gezilerine tanık oldum, hatta bir tanesine konuk bile edildim. Şehrin doğasında yapılan ve yapılmakta olan inanılmaz katliama rağmen İstanbul Boğazı yine çok keyifli, yine çok güzel.

img_1801.jpeg

Şehrin yeme-içme keyfine ise diyecek yok...

Kasap Döner diye bir yere gittim, Levet Çarşısı’nın başında, sanıyorum başka şubeleri de var. Hem yemeği leziz, hem fiyatı uygun, hem de tertemiz... Özellikle şehirdeki mekânların tuvaletleri dikkatimi çekti bu sefer, çünkü İstanbul helâları her zaman bir sorundu, ama artık hemen hemen her gittiğim tuvalet tertemizdi. Bu sevindirici bir gelişme şehir adına.

Ondokuz yıldır Lacivert Restaurant’ın (Beykoy sahilinde) şefliğini yapan Hüseyin Ceylan’ın konuğu oldum. Harika bir boğaz manzarasına sahip olan bu lokantada pek çok şeye tanıklık ettim. 

Öncelikle yıllardır aynı yerde çalışmayı başarmış bir şef, yani, çalışmakta olduğu mekân ile bütünleşmiş, onun ötesinde, yabancı dil bilmemesine karşın Avrupa’nın önemli şefleri ile dost olabilmiş ve hem onlardan öğrenmiş, hem de onlara öğretmiş bir şef. Dostluklarına değer veren bir insan olmanın yanısıra Hüseyin Ceylan yıllardır birlikte çalışmakta olduğu yardımcısı Şef Hacı Veli Öz’ü de yetiştirmekten, kendi öğrendiklerini ona aktarmaktan geri durmamış ve usta bir şefin oluşmasına el vermiş...

Uzun yıllardır tanıdığım, birlikte pek çok televizyon programı yapmış olduğum şef Hüseyin Ceylan ve şef Hacı Veli Öz ile yeniden buluşmanın keyfi bir yana, sunmuş oldukları balık çorbası anlatmakla bitmez... Harika lezzetlerin buluştuğu Lacivert Restaurant İstanbul’daki pek çok yeni mekânın yanında artık klâsikleşme yolunda.

İstanbul’un yeme – içme meselesinin bir iyi yanı da, sevdiğiniz lezzetlere artık her yerde ulaşabiliyor olmanız. 

img_e1950.jpeg

Lacivert gibi, Rejans gibi şubeler açmamışların yanı sıra, pek çok klâsik lezzet odağı şehrin çeşitli yerlerinde şubeler açarak sizi oradan oraya koşmaktan kurtarıyor. Benim gibi yemeğe meraklıysanız eğer her gittiğiniz yerde yemekle ilgili olan gelişmeleri anlatıp durursunuz...

İstanbul’a geldiğimden bu yana yapabildiğim en keyifli şey özlemiş olduğum tadlarla buluşmak. Onun dışında karşılaştığım hemen hemen hiçbir şeyden keyif almadım, o nedenle de en kısa zamanda Paris’e dönmeyi tasarlıyorum...

Emeğin sömürülmekte olduğu, insanların günden güne dürüstlükten uzaklaştığı bir yerde yaşamaktasa başka bir ülkede yabancı olmayı sürdürmek daha keyiflidir diye düşünüyorum...

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)