• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 36 °C
  • Adana 36 °C
  • Antalya 35 °C

Çare: Halk için, halk içinde

Deniz YILDIRIM

Referandum sonuçlarıyla ilgili tartışmayı bitirmek için AKP çok fazla uğraşmadı. Geçen haftaki yazıda anlattım; CHP yönetici kliğinin bir kanadı yenilgiyi kitlelerin kabullenmesi için her zamanki pasif tutumunu aldı; kliğin bir diğer temsilcisi Baykal ise tartışmayı 2019 adayları düzlemine çekerek yenilginin kabullendirilmesinin de ötesinde meşrulaştırılması arayışını hızlandırdı.

Bir yanda pasifizmle, olmayan yenilgiyi kabullendirme tutumu; diğer yanda aday tartışmasıyla rejim değişikliğini meşrulaştırma tutumu. İki tutum birbirinin alternatifi değil, birbirinin devamı. Ve bu nedenle değişim tartışmasını sadece kişiler üstünden değil; klikler ve buna karşı siyasetler, programlar ve stratejiler üstünden yürütmeliyiz. Doğru siyaset, halkı kuşatan program ve strateji olmadan yapılacak 2019 tartışması referandum hilesini meşrulaştırmaksa; yine bunlar olmadan sadece lider tartışması yapmak da doğru teşhisten kaçmaktır.

Diğer yandan iktidar bloğuna bakın. Klik klik, grup grup, trol trol bölünmüş durumda. Reisçisi, öz hakiki Reisçisi, Reis’ten çok Reisçisi (Pelikancı), Milli Görüş-İslamcılık çizgisi referandum sonrasında kılıçları çekmiş durumda. Eleştiriler, suçlamalar biteceğine artıyor. Siz hiç kazanan bir cephede böyle derinleşen çatlaklar, böylesine gevşeyen birlik gördünüz mü? Erdoğan’ın hızlıca partiye üye olması ve 21 Mayıs’ta partinin başına geçmeyi planlaması tam da bu çatlakları giderecek bir acil hamle niteliği taşıyor.

Ve iktidar medyasındaki İslamcı yazarlar açık açık “Hayır kazandı” yazıları yazıyor; muhalefet de iktidar da bu olguda mutabık. İktidarın en büyük avantajıysa, bu olguya uygun davranmama konusunda her zaman iktidarın elini kolaylaştıran muhalefetsizlik hali. İktidar bloğundaki çatlakları değerlendiremeyen her tutum, iktidar bloğunun elini rahatlatıyor.

Oysa referandumda görüldü. AKP İstanbul’u, Ankara’yı kaybetti. Büyük metropollerde kent yoksulları, emekçiler bu iktidardan uzaklaşabileceğine dair ilk büyük sinyali verdi. Özellikle işsizlikle, güvencesizlikle sınanan gençlerin çoğunluğu Hayır dedi. Bu kopuşları hızlandırmak mümkün. Sosyal, ekonomik tablo buna uygun. Sadece siyasetini ve stratejisini arıyor.

ÖYLEYSE NE YAPMALI?

Önerilere devam.

Birincisi; hedefe 2019 seçimlerini değil; bugünün acil temel sorunlarının çözümünü koyan bir siyaset stratejisi belirlemeliyiz. İşsizliğe, hayat pahalılığına, iş ve hukuk güvencesinin ortadan kaldırılmasına karşı yeni bir tarihsel blok inşasının mümkün olduğu görülüyor. Öncelik: siyaseti yenilemek, güçlendirmek, kazanan yüzde 50'yi aşan birikimi Evet diyenlerdeki potansiyel kopuşları hızlandırarak daha da büyütmek ve halkı ezdirmemek. Bu asgari çerçeveyi politikleştiren ve halk için, halk içinde görünürleştiren strateji belirlemeliyiz. Halkçılık stratejisi budur.

İkincisi; artık temel siyasal zıtlığı Hayır diyenler ve Evet diyenler ayrımından, minderinden çıkarmalıyız. Türkiye’de önümüzdeki sürecin ana siyasal meselesi Hayır diyenler ile Evet diyenler arasında değil. Halk ile iktidar arasında. Olgu bu; öznel durumu bu nesnel olguya uygun hale getirmekse bizim, siyasetin işi. Ülkenin kötüye gittiği ve başka bir yola ihtiyaç olduğunu düşünen Hayır diyen de Evet diyen de milyonlar var. Bu nedenle ana mesele; işsizlikle, pahalılıkla, iş güvencesinin ortadan kaldırılmasıyla, hukuk güvencesinin partili yargı tarafından askıya alınmasıyla sınanacak milyonlar ile partileşmiş Cumhurbaşkanlığı rejimi arasındadır. Kıdem tazminatının kaldırılması Evet diyen işçiye de dokunacaktır; memurun iş güvencesinin kaldırılması Evet diyen memura da dokunacaktır; yargının bir partinin emrine verilmesi ve hukukun tamamen siyasallaşması Evet diyen halk içinden sıradan vatandaşın da mağduriyetine mutlaka yol açacaktır.

Bu nedenle Hayır diyenlerle Evet diyenler arasındaki ayrımlar değil; asıl olarak Halk ile Saray Rejimi zıtlığı, halkın ekonomik ve sosyal öncelikleriyle Saray Rejimi’nin dayattıkları arasındaki uyumsuzluklar önümüzdeki sürecin temel meselesi olacaktır. Siyaset stratejisi, bu zemin üzerine oturtularak genişlemeci bir dille, kadrolarla ve çıkış reçeteleriyle donatılmalıdır. Evet diyen milyonlar da, önümüzdeki süreçte iktidar bloğundan kopmaya adaydır; onları karşı kutba yerleştiren bir siyaset okumasından artık çıkılmalı; “Hayır Partisi”, “Hayır Bloğu” gibi benzetme ve ifadeler sonlandırılmalıdır. Hayır’ın yerini, içinde bu rejim tarafından ezilen herkesin kendisini bulabileceği “Halk” öznesi almalıdır.

Üçüncü öneri, ikinci öneriyle bağlantılı. İktidarın 15 yılın sonunda ülkeyi getirdiği yer ortada. Ve ellerinde çözüm için kalan tek sihirli değnek partili cumhurbaşkanlığı ya da başkanlıktı. Buyrun, şimdi mazeret kalmadı; işsizliği, pahalılığı, bozulan dış politikayı, güvenlik sorunlarını bu sistem olmadığı için çözemediğini iddia eden iktidar bloğu için artık mazeret yok. Erdoğan’ın AKP’nin başına geçeceği 21 Mayıs’tan itibaren Türkiye’nin yaşadığı her sorun bu rejim değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı’nın partili olmasıyla ilişkili görülecek. Gösteren siyaset ve strateji olursa elbette. Evet diyenler içinde “madem sorunlar böyle çözülecek, bir şans verelim” diyen milyonlar var. Şimdi yapmamız gereken; Türkiye’nin birikmiş, büyüyen sorunlarının bu sistemle çözülmek bir yana derinleştiğini gösteren; sadece bu teşhisi yapmak bir yana her alanda yaşanan çöküşlere karşı çözümleri göstere göstere gelen bir karşı iktidar seçeneğini inşa etmek. Evet diyen sosyolojik taban; Hayır diyen sosyolojik tabana göre daha kırılgan; bir karşı iktidar seçeneğinin oluşması ve onay verdikleri sistemin sorunlara çare olmadığının her fırsatta görünür kılınması AKP sosyolojisini daha da geriletecek; Halkçı Seçenek hızla büyüyecek. Bu nedenle siyasetsiz, seçeneksiz aday tartışmalarından, 2019 gündemlerinden herkes uzak durmalı.

Dördüncüsü, bu süreçte sadece karşıtlık pozisyonuna da sıkışmaktan kurtulan; savunmacı değil kurucu bir siyaset hattı belirlemek zorundayız. Ne demek, açalım: İktidar ülkeyi uçurumun eşiğine getirdi; önümüzdeki süreçte partili CB rejimiyle bunu ilişkilendirirken sadece buna karşıtlık içinde kalan bir siyasal stratejiden kaçınmalı; deyim yerindeyse her konuda “her şeyi çökerttiniz, biz yeniden emekten ve hukuktan yana bir düzen kurmaya geliyoruz” vurgusuyla karşıtlıktan çok kuruculuk iddiasıyla hareket etmeliyiz. Kurucu bir siyaset tarlada çalışan köylüye, fabrikadaki işçiye “ekmeğin büyüyecek dediler, küçüldü; şöyle büyütmeye geliyoruz”; kurucu siyaset iş bulamayan gençlere “işsizlik bitecek dediler, daha da arttı; biz şöyle çözmeye geliyoruz”; kurucu siyaset “Cumhurbaşkanı partili olunca; bütün devlet tek kişiye, yargı partiye bağlanınca her şey çözülecek dediler; hiçbir şey çözülmedi, kavgalar, huzursuzluklar, mağduriyetler daha da arttı; sırada sen varsın, sana da gelecek; biz ise herkes için iş ve hukuk güvencesi düzeni kuracağız” diyebilmektir.

YENİ HALKÇILIK STRATEJİSİ

Bu nedenle Halkçılık siyasetinde stratejik kutuplaşma Halk ile Saray Rejimi arasına yerleştirilmeli; Halkçılık program olaraksa siyasette ve ekonomide iki düzeyde güçlendirilmelidir.

Siyasette demokratizm; ekonomide kamuculuk.

Halkçılık siyasal teoride uzun süre “halk egemenliği” ilkesiyle birlikte ele alınmıştır. Mutlakiyetçi rejimlere, Saray egemenliğine karşı “halk egemenliği” diyenlerin siyasal programı Halkçılık’tır; demokratizm; egemenliğin tek kişiden halka verilmesi; anayasal olarak Saray’ın yetkilerinin sınırlanması ve kaldırılması; Meclis açılması ve Meclis’in güçlendirilmesi programıdır. Öyleyse Halkçılık dediğimizde önümüzdeki süreçte siyasal hedef; egemenliğin yeniden tek kişiden alınarak halka verilmesi; Saray’ın değil Meclis’in güçlendirilmesi ve anayasal-hukuksal bir güvence rejiminin yeniden kurulmasıdır. Demokratik bir cumhuriyet inşası görevidir.

Ekonomide ise Halkçılık, kamuculuk programıyla birlikte özetlenebilir. Kamuculuk; günümüzde iktidar eliyle uygulanan sermaye lehine devletçilikten farklı olarak çalışan halkın çıkarlarını öne alacak; yağma, işsizlik, pahalılık, güvencesizlik ve iş cinayetleri karşısında halkın haklarını, katılımını, örgütlenmesini güvence altına alacak; üretimi arttırırken dışa bağımlılığa son verecek; tarımı, hayvancılığı, üretici ve tüketici kooperatiflerini canlandıracak; ekonomiyi rant için değil halk için yeniden inşa edecek programın özetidir.

Halkçılık siyasetimizin önümüzdeki dönemdeki iki acil programı bu; esnetmeden; odak genişletmeden bu iki zemin üzerinden genişlemeci bir siyaset yaratmalı; yarattığımız siyasetle Halk ile Saray Rejimi arasındaki zıtlıkta stratejik olarak Halk’ın siyasal ve sosyal temsilcisi konumuna yerleşmeye çalışmalıyız. Çaresi ise bellidir. Referandum sürecinde başardığımız, sabahtan akşama kadar sokak sokak, işyeri işyeri, mahalle mahalle ördüğümüz gibi. Halk İçin, Halk İçinde olarak başarırız.

Bugün öncelik 2019’un adayını belirlemek değil, siyasal seçenek yaratmak; halkı baskı rejimi karşısında ezdirmemek, yenilgiye ve geri çekilmeye sevk etmemek; halk içinde büyüyen enerjiyi politik bir seçeneğe dönüştürmektir. 2019 tartışması bunun son adımıdır; bu yoldaki ilk durak değil. Öyleyse akıllardaki soruya gelelim. “Böyle bir siyasal seçenek yaratırsak, stratejiyi, hedefleri ve kadroları buna göre yenilersek 2019’u tartışacak mıyız?”

Evet, o zaman tartışacağız. Çünkü bu enerjiyi harekete geçirdiğimizde biz yüzde 60’ları da rahatça geçmiş olacağız ve artık hiçbir hile onları sandıkta kurtaramayacak.

Not: Bugün 6 Mayıs. Birinin adını gururla taşımaya çalışıyorum. Üç Fidan’ı saygıyla anıyorum. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)