• BIST 106.862
  • Altın 145,039
  • Dolar 3,5263
  • Euro 4,1266
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 24 °C

Cemaatle dayanışmayı gerektirecek bir mesele yok!

Cemaatle dayanışmayı gerektirecek bir mesele yok!
"Bu utanç verici durumu eleştirmek için ‘Zaman’ gazetesi veya Fethullah Gülen ile dayanışma içinde bulunma zorunluluğunu zerrece hissetmedim, hissetmeyeceğim de!"

Fethullah Gülen Cemaati ile AKP iktidarı arasındaki çıkar çatışmasının son perdesi olarak Cemaat’in yayın organı Zaman Gazetesi’ne kayyum atanmasını izlemekteyiz şu günlerde. AKP iktidarının basın özgürlüğünü sıfırladığı süreçte bu tip baskınlar beni şaşırtmıyor olsa da, en azından şöyle bir geçmişe dönmem gerektiğini hatırlattı.

Mülkiye’deki lisans eğitimimin son senesinde, fikirlerimin, içimdeki iktidara yönelik muhalefet duygusunun en ateşli olduğu bir dönemde bir televizyon programı ile tanışmıştım. Başkent Televizyonu’nda yani Kanal B’de yayınlanan ‘Genç Düşünce’ programı ile içimdeki biriken duygu ve düşünceleri rahatlıkla dile getirip, ülke gündemini ilgilendiren meselelerde söz söyleme şansına sahip olmuştum. Fakat memleket gündeminin yavaş yavaş karışmaya başladığı, askeri vesayet ile mücadele adı altında Ergenekon soruşturmalarının dalga dalga hissettirdiği yıllardı.

Bu dalgalardan birisi, yanlış hatırlamıyorsam 12.dalga ise Kanal B’ye vurmuş, birkaç gün öncesinde yayını gerçekleştirdiğimiz kanal polisler eşliğinde basılmış, basın özgürlüğü ayaklar altına alınarak televizyonun reji odaları dahil bütün odaları polis zoruyla zapt edilmişti. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla, odaya giren polislerden birisi, katıldığım programda ismimin de olduğu konuk şemasını inceleyerek ‘örgütünüzün şeması mı bu’ şeklinde garip sorular sormuş. Hayatım boyunca hiçbir örgüte üye olmadım, olmak ister miydim bilmiyorum ama olmadığımdan eminim.

Neyse, daha sonra yine çıkmaya devam ettim Kanal B’de programa, lakin üzerimizdeki iktidar baskısını dibine kadar hissederek. İktidara yönelik muhalefet edebileceğimiz her söz kanal üzerinde bir baskı yaratacaktı ve bunu bilerek konuşmak Türkiye’de yıllardır var olmayan basın özgürlüğünün ne kadar da lafta kaldığını anlatıyordu bize. Yani Fethullah Gülen’in adını zikretmeden ‘Okyanus Ötesi mi desek, Pensilvanya’da yaşayan din adamı’ mı desek diye kıvrandığımız yıllardı. Üstelik şimdinin mağdurları, bu yaşanan gelişmeleri kayyum atanan televizyon ve gazetelerinde zafer çığlıkları ile kutlamayı tercih ediyordu.

Madem ki başladım hayat hikayesine, buradan devam edelim. Mülkiye’yi bitirdikten sonra, belki de her Mülkiye’linin hayalindeki o devlet kademelerine girip yönetici konumuna ulaşma isteği vardı. O istek uğruna bir sene, gece gündüz demeden KPSS’ye çalıştım devre arkadaşlarımla beraber. Kendi adımıza başarılı olduğumuzu da düşündük sınav sonrası soruları kontrol ederken. Tabi esas şok sınav sonuçlarında karşımıza çıktı. Evet, soruların çalındığı o meşhur KPSS 2010’dan bahsediyorum. Eğitim Bilimleri ile birlikte Genel Yetenek-Genel Kültür sınavında yüksek net çıkaranların sayısındaki fırlama, standart sapmanın da değişmesine ve bütün puan birimlerinde beklediğimizden 4-5 puan düşük almamıza yol açmıştı.

Sınavdaki bu şaibe ayyuka çıkmıştı çıkmasına ama bu dönemdeki büyük ve yıkılmaz Cemaat-AKP ittifakı bu şaibenin araştırılmasına müsaade etmemiş, bu ve diğer sınavlar için yapılan göstermelik araştırmalar ise şu anda kurtarıcı olarak lanse edilen eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ‘tatmin’ etmişti.

Sonra ne mi oldu?

Birçok devre arkadaşım hayalindeki işler yerine farklı alternatifler peşinde koştu, kimisi 1 senesini veya daha fazlasını beklemek zorunda kaldı. Velhasıl hepimiz iyi ya da kötü bir yol çizdi kendisine ama bu yolun nasıl çizildiğini bizzat yaşayan ve gözlemleyen birisi olarak arkadaşlarımın mülakatlarda ‘hizmetiniz yeterli değil’ (Hizmet’ten ne kastedildiği açık olsa gerek) diyerek elenmesini hiçbir gün içimize sindiremedik.

Bütün bu hukuksuzlukları, haksızlıkları, insanlara reva görülen muameleleri elimden geldiğince, kalemim döndüğünce yazdım çizdim. Gülen Cemaati’nin dokunulmazlığının olduğu o yıllarda, Cemaat-AKP ortaklığını eleştirmek ve Türkiye’deki basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü tenkit edebilmenin zorluklarını yaşadım. Cemaat’e yakın polis görevlilerinin Ergenekon, Balyoz veya KCK soruşturmaları adı altında sevdiğim veya tanıdığım insanların gözaltına alınışını izledim televizyonlardan. 75 yaşında kanser hastası Türkan Saylan’ın kapısına dikilen polisleri gördüm. Daha sonra Türkiye’de gelmiş geçmiş en önemli halk hareketi olan Gezi sürecini yaşadım, protestolara hem yurtdışında hem de Türkiye’de bizzat katıldım. O esnada ‘tazyiği yiyince havada parande attı’ diye başlık atan Zaman Gazetesi’ni veya 27 Haziran 2013 tarihinde şimdiki Today’s Zaman’ın genel yayın yönetmeni Sevgi Akarçeşme’nin Ethem Sarısülük hakkındaki şu çirkin twiti hiç unutmadım.

s1.jpg

Şimdi şu soruyu soruyorsunuz içinizden? Bu kadar girizgahı, hayat hikayeni ‘oh olsun’ demek için mi anlattın?

Hayır, derdim oh olsun demek değil. Derdim AKP’nin basın özgürlüğünü bu şekilde hiçe sayması veya sıfırlamasını aklamak da değil. Anayasanın askıya alınıp gazetelere bu şekilde el koyulması Türkiye adına utanç verici bir durumdur. Fakat bu utanç verici durumu eleştirmek için ‘Zaman’ gazetesi veya Fethullah Gülen ile dayanışma içinde bulunma zorunluluğunu zerrece hissetmedim, hissetmeyeceğim de!

Geçmişte yapılanlara bağlı kalıyorsunuz diye eleştirenler veya bu yüzden zamanında ‘Yetmez Ama Evet’ diyerek AKP’ye yanladığı gibi şimdi Cemaat’e yanlayan liberallere de bir çift lafım var: Derdim geçmiş değil, derdim bugün ve gelecek. Zira devran yine döndüğünde, güç tekrar Cemaat’in eline geçtiğinde aynı şeyler yeniden yaşanacak.

Sorarım size bütün bu hukuksuzluklarda başrol oynayan Cemaat yaptıklarından pişman mı? Ahmet Şık ve Nedim Şener için 'göstermelik zoraki bir özür’den başka bir özür gördünüz mü?

Sahte deliller ile oluşturulan dosyaların gerçekliği çürütülürken, Cemaat hala neden bu dosyalara sahip çıkıyor?

Haydi hepsini geçtim siz de hiç mi Gezi’nin suyu hürmeti kalmadı? İşte üstte bahsettiğim Sevgi Akarçeşme’nin son twiti, demiş ki; “Polisin 'hanenize' girip size iftira atması ve zorbaca davranması ile sokak çatışması arasındaki bağlam farkını anlamayanlara laf gereksiz.”

s2.jpg

Yani mi? Değişen hiçbir şey yok. Cemaat’in durduğu yer hala aynı, zerrece değişiklik yok. Gezi’de, Güneydoğu’da yaşananlar da onlar için sokak çatışması. Artık farkına varın bunun. Bir de her defasında aynı lafı söylemeyin, bugün bize yarın size sıra gelecek diye. Dün sıra bizdeydi, biz sıramızı savalı yıllar geçti, sizinki ise sıranın gelmesi değil, aile içindeki çıkar çatışmanızın bitişi ve yaşadığınız kavga. Buna ne demokrasiyi alet edebilirsiniz, ne de basın özgürlüğünü! Bu konularda söz söyleyecek son insanlarsınız zira…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

 

 

[1] https://twitter.com/sevgistanbul/status/350195871750701056

[2] https://twitter.com/sevgistanbul/status/705899984194027521

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)