• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 8 °C
  • Antalya 11 °C

Çetin Altan'la Moskova'da

Haluk ŞAHİN

Kızıl Meydan’daydık!
 
Önümüzdeki büyük boşluğun karşı yanında, Lenin’in kırmızı mermerlerle kaplı mozolesi, arkasında sarı badanası ayazda  parlayan Kremlin Sarayı. Biraz daha aşağıda, düğün pastasını andıran  acayip kuleleri, kubbeleri ve boyalarıyla dünyanın belki de en sevimli yapısı: Aziz Basil Kilisesi.
 
Çetin Altan’ın koluna girdim:
 
“Abi, sonunda dedikleri oldu.  Sonunda Moskova’ya geldin!” dedim.
 
 Gülüştük.
 
 “Benim gençlik arkadaşlarının çoğu,  şurada olabilmek için hayatlarını feda etmeye hazırdılar!”
 
 Yıl 1990 olmalı.  Türkiye’de Özal dönemi.  Sovyetler Birliği’nin ve Gorbaçov’un son günleri.  Türk Şirketi ENKA,  Kızıl Meydan yakınlarında bir çarşıyı restore  ediyor, bir grup gazeteci Şarık Tara’nın özel davetlileri olarak gelmişiz.
 
1960’lı yıllarda TİP millevekili iken az bağırmamışlardı ağızlarından köpükler saçarak:
 
“Komünistler Moskova’ya!  Çetin Altan Moskova’ya!”
 
İşte Çetin Altan nihayet Moskova’ya gelmişti!
 
Ama devir “Komünistler Moskova’ya!” değil “Müteahhitler Moskova’ya!” dönemi idi!
 
                                                                    ***
Çetin Altan’a bir yazar olarak hayranlığım 1950’li yılların sonunda Milliyet’te köşe yazısı yazdığı döneme gider.  Ahpablığımız ise 1975 yılında Politika Gazetesi’nde İsmail Cem’in yardımcısı olduğum günlerde başlamıştı.
 
12 Mart askeri müdahalesinden sonra Babıali, baskılar nedeniyle, Çetin Altan’ı bir çeşit “persona non grata” ilan etmişti.  Kimse ona adıyla yazı yazdırmaya cesaret edemiyordu.  Hürriyet gazetesine takma isimle bir şeyler yazdığı biliniyordu ama, bir gün Cağaloğlu’ndaki binaya gelip gazeteye girmek istediğinde resepsiyonda durdurulmuş ve içeri alınmamıştı!
 
Ki, son 25 yılın en büyük gazetecilik “star”ı idi.  Bir gazeteden ötekine geçtiğinde, örneğin şimdiki Cumhuriyet’in tirajı kadar tiraj getiren adam.
 
Ama korkuyorlardı işte!
 
Sonunda, sanırım Cem, ona gidip Politika’ya haftada bir yazı yazmasını önerdi. O da kabul etti. Yazı başına 500 lira alacaktı ki, o döneme göre fena para değildi.
 
30 bin civarında bir satışa oturmuş olan Politika’nın tiraja ihtiyacı vardı. Cem’in gönlünden bu rakamın çok ötesinde şeyler geçiyordu.
 
 Ben ise tam anlamıyla çaylaktım. Akademisyen olacağım diye ABD’den Türkiye’ye dönmüş, kendimi televizyoncu bulmuş, TRT'den atılan Cem ile birlikte İstanbul’un yolunu tutmuştum.  Bir tek gün bile bir gazetede çalışmamıştım ama, Babıali’de ilk ünvanım “Genel Yayın Müdürü Yardımcısı” idi.
 
Cem bana çok güvendiği için, en “hassas” işleri bana yönlendirirdi. Çetin Altan’ın ve Aziz Nesin’in yazılarının okunup başlıklanıp yayına aktarılması gibi.
 
Ben neymişim be abi!  Şimdi yazarken bile heyecana kapılıyorum. 34 yaşında bir genç olarak Türkçe’nin en büyük ustalarından ikisinin yazılarının editörlüğünü yapmak.
 
Çetin Altan’ın yazılarını Cağaloğlu’ndaki Tasvire Han’a eşi Kerime Hanım getirirdi.
 
O müthiş akıcı üslubuna rağmen, Çetin Altan’ın uzunca bir aradan sonra yazdığı bu yazılar hayal kırıklığı yarattı, beklenen tirajı da getirmedi.
 
Çünkü, bu arada Çetin Altan değişmişti. Artık,  geleneksel anlamda emeği değil, zekayı ve yaratıcılığı öven yazılar yazıyordu. 
 
Eski minval üzere yazmaya devam etse,  bir 20 yıl daha idare edebilirdi.  Ama delişmen zekası ve hovarda ruhu onu bambaşka ufuklara yönlendirmişti.
 
 Hikayenin gerisini biliyorsunuz.
 
                                                             ***
 Şunu da biliyorsunuz: Onun gibi bir köşe yazarı daha gelmedi!
 
Gelmez de. Heraklitus’un dediği gibi, biz de değiştik, ırmaktaki su da.
 
Meğer hayat düz bir çizgi üzerinden ilerlemiyormuş; virajlı yollarda hoplaya zıplaya, sıçraya toslaya, bir oraya bir buraya savrularak yol alıyormuş ölüme doğru… 
 
Onun “Komünistler Moskova’ya” döneminde değil, “Müteahhitler Moskova’ya” döneminde Kızıl Meydan’a gidişini ironik bulmuştuk.
 
Ona ‘Komünistler Moskova’ya’ diye bağıran ve TBMM’de döven zihniyetin yetiştirmelerinden Tayyip Erdoğan’ın, devlet adına ona özel yaşam ödülü vermesi de ironikti elbette.
 
Bu dünyadan Çetin Altan da geçti!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.