• BIST 106.825
  • Altın 145,460
  • Dolar 3,5178
  • Euro 4,1299
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 34 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 29 °C

CHP-HDP ittifakı neden mümkün değil?

CHP-HDP ittifakı neden mümkün değil?
“CHP ile HDP bugün itibariyle bir ittifak kurabilir, asgari müştereklerde dahi olsa birlikte hareket edebilirler mi?”

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı, BirGün gazetesindeki köşesinde HDP'nin CHP'ye yönelik 'blok oluşturma' çağrısını yazdı.

Yaşlı'nın " CHP-HDP ittifakı mümkün mü?" başlıklı yazısı şöyle:

Cumhuriyet ve HDP tutuklamalarıyla birlikte rejim inşasında bir eşiğin daha aşılması şu soruyu bir kez daha gündeme getirdi: “CHP ve HDP’nin yapacağı bir ittifak bu gidişatı durdurabilir mi?” Soruya farklı yanıtlar verilecektir şüphesiz ama öncelikle yanıtlanması gereken bir soru var ve o soru şu: “CHP ile HDP bugün itibariyle bir ittifak kurabilir, asgari müştereklerde dahi olsa birlikte hareket edebilirler mi?”

Bu sorunun yanıtı açık bir şekilde,”hayır”dır; çünkü hem Türkiye’nin içinden geçtiği süreç hem de her iki partinin siyaset yapma biçimini belirleyen tarihsel, yapısal ve konjonktürel dinamikler, şu an itibariyle böyle bir ittifakın kurulmasını sıfıra yakın bir ihtimal haline getiriyor.

Süreçle kastettiğim şey elbette ki Kürt sorununda şiddetin yeniden devreye girmiş olması, toplumun Kürt sorunu üzerinden kutuplaştırılması ve milliyetçilik üzerinden kolayca manipüle edilebilmesi, dahası Suriye ve Irak’taki gelişmelerle birlikte meselenin bütünüyle sınırların dışına taşması ve iktidarın olan biteni bir bekâ meselesi olarak kamuoyuna sunabilmesi, bu algıyı yaratabilmesi.

Tarihsel, yapısal, konjonktürel dinamiklere gelince… Her şeyden önce CHP tarihsel olarak Türkiye adlı ulus-devleti kuran partidir ve doğal olarak hem ulus-devlet hem de ulus paradigması üzerinden siyaset yapmaya devam etmekte, üniter devlet anlayışını savunmakta, Kürt sorununun bir “statü sorunu” olduğunu ve böyle çözülebileceğini kabul etmemektedir. Yapısal olarak bakıldığında ise CHP bir yandan kendini hâlâ devletin sahibi olarak görmekte, öte yandan yerli ve küresel sermaye çevreleri ile yakın ilişkisini muhafaza etmekte, sermayeyi rahatsız edebilecek herhangi bir tutum içerisine girmekten özenle kaçınmaktadır. 

HDP ise bir “Türkiyelileşme projesi” olarak ortaya çıkmasına karşın, bu niteliğini yitirmiş durumdadır. Çünkü HDP bir “çözüm süreci projesi”dir, söyleyeceklerinin ve yapacaklarının sınırını belirleyen çatışmasızlık durumudur. Silahlar yeniden konuşmaya başladığında HDP ve Demirtaş’ın temsil ettiği şey, yani “Türkiyeli siyaset” hızla gücünü yitirmiştir. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar yaşanan süreçteki oy değişimi bunun açık bir göstergesidir, şiddet yeniden devreye girdiğinde şiddetsizlik ortamında verilen oylar da geri alınmıştır. Dolayısıyla HDP de doğal olarak “Kürt sorunu” merkezli siyasete dönmüş ve ulusal karakteri yeniden baskın bir hal almıştır. Ortadoğu’da Kürtlerin statü elde etmeye hiç olmadığı kadar yakın olduğu, Suriye’de kantonları birleştirme aşamasına geldiği, ABD ile birlikte Rakka’ya yürüdüğü bir konjonktürde HDP’nin Türkiyelilik iddiasını taşıma ihtimali pek gerçekçi görünmemektedir, halen bu iddiayı dillendirmek ise bir tür pragmatizm olarak değerlendirilecektir.

Velhasıl, iktidar partisinin MHP’yle kol kola içeride ve dışarıda milliyetçiliği tırmandırdığı, CHP tabanının bir bölümünün bu tırmanmadan etkilenmeye açık olduğu, Kürt sorununa hâlâ bir “asayiş sorunu” olarak baktığı, dahası “devlet aklı”nın Irak ve Suriye’de Kürt karşıtı hamleler yaptığı, PKK’nin ise buna sivil ölümlerini de içeren bir şiddet siyasetiyle karşılık verdiği bu konjonktürde CHP’nin HDP’yle yan yana gelme ihtimali pek bulunmamaktadır.

HDP böyle bir ittifaka daha açık olmakla birlikte, şiddet onun da elini kolunu bağlayıcı niteliktedir ve baskın hale gelen ulusal karakteri, böyle bir ittifak içerisindeki pozisyonunu belirsizleştirecek, teorik ve pratik tutum almasını güçleştirecektir. Hem CHP’yle ittifak yapıp hem de statü talepli siyaseti merkeze koymak birbirini çelecek, Türkiyelileşmeye dair iddiaları ve ittifakı boşa düşürecektir. Statü talebini geriye çekmek ya da tamamen terk etmek ise HDP’nin varoluş nedenine aykırı olacağından mümkün görünmemektedir.

Peki bu kadar şeyi niye anlatıyorum? Bir araya gelmemeyi, yüzünü birbirine dönmemeyi teorize etmek için ya da umutsuzluk ortamına katkı olsun diye mi? Elbette ki hayır. Gerçekliklerden kopuk ve ayağı yere basmayan ittifak projelerinin bizi bir yere götürmeyeceğini ve “çözüm” diye sunulan şeyin şu an için bir gerçekliğinin olmadığını, dolayısıyla buraya bel bağlamamak gerektiğini göstermeye çalışıyorum sadece.

Türkiye’de bu iki partinin dışında, bu iki partiyi de etkileyecek sol bir siyasi özne var olmadıkça, Gezi’de sokağa çıkan kitleler bir toplumsal dinamik haline gelmedikçe, büyük kentlerin merkezlerinde yaşayan ve Türkiye’nin ilerici birikimini temsil eden kesimler içinde bulundukları yılgınlıktan çıkarılmadıkça ve kendi kaderlerini ellerine alma iradesini göstermedikçe, yani aşağıdan örgütlü, kolektif bir güç yaratılmadıkça ittifak tartışmaları bir anlam taşımayacak. Dolayısıyla üzerine asıl kafa yorulması gereken şey, bu öznenin, bu kolektif gücün nasıl yaratılacağı olmalı, gerisinin bir gerçekliği bulunmuyor çünkü.

Etiketler: , , , , ,
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)