• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 7 °C

CHP İstanbul İl Kongresi’nde neler oldu? Duyduk, gördük, söylüyoruz!

Necdet SARAÇ

CHP’de uzun süredir olmayan bir hamleyi yaptık. İstanbul İl Kongresi'nde zorlukları bilmemize rağmen yüzümüzü “merkeze” değil doğrudan örgüte döndük! Önce birbirine yakın beş aday olarak bir araya geldik, arkasından İstanbul’da iktidar olmanın, Türkiye’de iktidar olmak anlamına geleceğinin bilincinde olarak ilçe başkanlarına “gelin hep beraber bir kadro hareketi yaratalım ve partimizi İstanbul’da iktidara taşıyalım” dedik.

Arnavutköy, Bakırköy, Bayrampaşa, Kadıköy, Maltepe, Ümraniye ve Pendik ilçe başkanları bu çağrımıza hemen “evet” dediler. Daha sonra bu çağrıya Adalar, Beyoğlu, Esenyurt, Güngören ve Tuzla ilçeleri de dahil oldu. Arkasından ilçe başkanları  “Yüreği solda atan, parti birliğini her şeyin üzerinde tutan partililerimize” başlıklı bir deklarasyon yayınladılar. Bu deklarasyon, kongreden yalnızca 12 saat önce, 25 Aralık Cuma günü İstanbul il binamızda yüzlerce partilinin katılımı ile kamuoyuna duyuruldu. Örgütün iradesini yansıtan bu hamle parti tabanında ve kamuoyunda büyük ses getirdi, heyecan yarattı!

Sorun tam da o zaman başladı! Güçlü ve bağımsız bir çıkış fincancı katırlarını ürküttü! Partiyi kendi şirketleri gibi gören, “kontrolü” elden bırakmak istemeyen güçler birden devreye girdiler. Çünkü bu çıkış bir ezber bozmaya dönüşme tehlikesini beraberinde taşıyan devrimci bir çıkıştı! Çünkü ilçe başkanlarının imzasıyla yayınlanan deklarasyonda “Toplumun insanca, hakça bir düzen idealleriyle inşa edilmesi için yeniden heyecan ve umut veren bir seçenek yaratılmalıdır. Bu seçenek CHP’dir. Amacımız partimizi hem İstanbul’da hem de ülkemizde güçlü bir siyasi seçenek haline getirmektir” deniliyordu. Deklarasyon arkasından şöyle devam ediyordu: “Önce ben” diyen egolar aşılmalı; “önce biz” çabası bu kongrede kıymet bulmalıdır. CHP eşitsizliğe, yoksulluğa, sömürüye karşı bir duruşun, varoluşun, mücadelenin odağı olmalıdır…”

Deklarasyonun mesajı açıktı:
“Ya partimizin yenilenme, değişme ve dönüşme süreci devam edecektir ya da  statükoya sığınan klasik particiler yine CHP’ye egemen olacaktır…

Ya, CHP devrimci bir ruhla umutları yeşertecektir ya da “küçük olsun benim olsun” geleneği devam edecektir.

Yeni bir “başlangıç” varsa, her zaman yeni bir “umut” da vardır. Gelin bu kongreyi bu “yeni bir başlangıç” ve  “tazelenmiş bir umut” fırsatına dönüştürelim.

Bizler bu anlayışla, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na aday olan, sorunlara ve çözümlere ortak bakış açısıyla bakan adaylar arasından seçtiğimiz, yol arkadaşımız Necdet Saraç’ı desteklediğimizi, tüm Parti delegelerimizi bu birliğe ve desteğe çağırdığımızı ilan ediyoruz…”

İlçe başkanlarının bu çağrısı, 39 ilçenin tümünde geniş bir yankı buldu…

ÖRGÜTSEL BİRLİK, POLİTİK CESARET!

Baskın kongre mantığı ile sıkıştırılmış bir zaman dilimine rağmen ses getiren bu çıkış iddialıydı.
Çünkü, bu çıkışta üç konuda açık itirazımız vardı:
Birinci itirazımız, Partimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ni daha da merkeze çekmek ve daha da etkisiz kılmak isteyen anlayışaydı.
İkinci itirazımız, bir sol partiye kadro ve il başkanı değil de sanki bir şirkete Genel Müdür ya da zengin bir işadamını seçmek isteyen anlayışaydı.
Üçüncü itirazımız ise, partinin tek renkli ve tek sesli hale getirmeye çalışan anlayışa karşıydı.

Üstelik, çıkışımızın asıl mantığı “herkes için CHP” üzerine kurgulanmamış, “şirin gözükme” çabasından uzakta, İstanbul’da etkili bir iktidar mücadelesi üzerine kurgulanmıştı.

Derdimiz 12 milyon oy almış, 1 milyon 200 bin üyeye sahip devi ayağa kaldırmak, toplumsal muhalefetin önüne dikmekti. Çünkü biliyorduk ki; İnatla, ısrarla, coşkuyla halka gidilmedikçe, siyaset işyerlerine, sokaklara, mahallelere, evlere girmedikçe, sürekli bir eğitim, propaganda ve ajitasyon çalışması olarak ele alınmadıkça, en geniş halk kesimleri siyasetin asli unsuru haline gelmedikçe, halk, ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel talepleri etrafında birleştirilmedikçe, politikleştirilmedikçe, siyaset gerektiği gibi yapılamazdı”.

Çünkü biliyorduk ki; Sokaklarımızı, mahallelerimizi yeniden keşfetmeden, sokaklar siyaset yapma alanı haline gelmeden, halkı birleştirmek ve politikleştirmek mümkün değildir. Halkın birliğini sağlamak ise açık ki; Demokrasiden, özgürlükten, adaletten, eşitlikten yana olan, vatanını ve halkını seven, emeğiyle geçinen, onuruyla yaşayan,

sosyal demokratlar başta olmak üzere, devrimci demokratlar, liberal demokratlar gibi farklı siyasal düşüncelerden, farklı ulus ve milliyetlerden, farklı dini inanışlardan, farklı mesleklerden, farklı yörelerden, mevcut düzenden memnun olmayan insanlarımızın demokratik birliğinin sağlamak anlamına gelmektedir!

Çünkü biliyorduk ki; Siyaset, sadece salonlarda, medya mecralarında yapılarak değil, sokakta, eylem alanlarında, halkın haklı direnişinin olduğu her mevzide yapılarak hayat bulur!

Bu nedenlerle, yüzü sola dönük, siyasetin dava olarak anlaşıldığına halen inanan, idealleri olan bir kadro hareketi olarak, coşkuyla, heyecanla, kazanacağımıza olan inançla, “ara adımları” aşarak CHP İstanbul İl Başkanlığı gibi çok önemli ve bir o kadar da onurlu göreve talip olduk!

Çünkü, biz ilçe başkanlarından da aldığımız destekle “yeter artık” diyen taraftaydık. Kendi gölgemizden korkmak bir yana, gölgemizin büyüklüğünün farkındaydık!

Amalı-fakatlı konuşmalar, mızmızlanmalar, şikayet etmeler yerine çözüm üreten ve örgütleyen, iktidar yürüyüşünü başlatmak isteyen taraftaydık!

Kısık sesle konuşmak yerine, siyaseten yüksek sesle konuşmayı tercih ediyorduk!
“Sağ-sol bitti, ideolojiler bitti” diyenlere inat, “hayır sınıf mücadelesi devam ediyor, CHP kendini bu bakışa uygun olarak yeniden yapılandırmalı, ideolojik-politik duruşunu netleştirmeli ve devrimci bir çıkış yakalamalıdır” dedik!

CHP’de ayrışmaların ve birleşmelerin kişilere göre değil, politik duruşa göre olması gerektiğini ısrarla belirttik. İktidar deyince, mahalle temsilciliğini, ilçe ya da il başkanlığını “ele geçirmenin” anlaşılmasına artık son vermeliyiz, iktidar deyince aklımıza “yerel ve merkezi iktidarı ele geçirmek” gelmelidir dedik!

CHP, bir şirket değildir, kongrelerde şirkete müdür seçmeyeceğiz, iktidar isteyen bir partiye yöneticiler ve başkan seçeceğiz dedik! CHP’de ev sahibi – misafir ilişkisine de son vereceğiz demeyi de ihmal etmedik!

Bu söylemler bütün ilçelerde ve delegeler arasında kendine hemen yer bulmuştu. Çıkışımız hızla bir umuda dönüşmüş, deyim yerindeyse sıradan parti üyelerinin vicdanı olmuştuk! Siyasetin matematiksel değil, geometrik büyüdüğünü bir kez daha gördük; Saflar belli olmuştu!

Kongre üçlü bir yarışa sahne olacaktı: Gökan Zeybek, Cemal Canpolat ve Necdet Saraç.

SİYASİ KİRLENMEYE HAYIR!

Söylemlerimizin ses getirmesi, ete kemiğe bürünmeye başlaması “statükoya sığınan klasik particileri” ve bir çok çevreyi rahatsız etti. Kongreye 12 saat kala başlattığımız yürüyüşün önü kesilmek için hemen ardı ardına hamleler yapılmaya başlandı. Spekülasyonlar havada uçuştu. İnançsal ve yöresel kaygılar körüklendi…

CHP’de siyasetin asıl aktörü olması gereken, seçilmiş ilçe başkanları, yöneticileri ve delegeleri tam anlamıyla ablukaya alındı. Belediye başkanlarının bir çoğu devreye girdi. Bazı MYK ve PM üyeleri ise başından itibaren işin içindeydiler…

Bana ve birlikte yürüdüğümüz bir çok arkadaşıma “PM üyelikleri, MYK üyelikleri” teklif edildi, “gelin destek verin” dendi. Saatler süren görüşmeler yapıldı. “Biz” bu teklifleri reddettik ve “amacımızın PM üyeliği değil, partiyi değiştirecek, siyasi mücadelenin öncüsü yapacak bir çıkış” olduğunu ısrarla anlattık…

Ancak psikolojik abluka ve maalesef partideki asıl politik aktörlerin belediye başkanları olması çıkışımızın direncini kırdı. İlçe başkanlarının hamleleri “Kemal Kılıçdaroğlu Gökan Zeybek’i destekliyor” söylemiyle de yan yana gelince ilçe başkanları ve delegeler kararsızlık yaşamaya, ardından “düşmeye” başladılar!

Kongre başlar başlamaz bizim dışımızdaki adayların bir oldu-bittiyle “Çarşaf Liste yerine Blok Liste”yi onaylatmaları çözülmeyi hızlandırdı. Delegelerin iradelerine fiili olarak ipotek kondu!

Bu gelişmeler ile “yarışın dışında kalma ve kaybetme kaygısı” öne çıkmaya başladı. Anlayış değişmeden, il yönetiminde yer almanın, delegasyonda yer almanın belirleyici olmadığı bilinmesine rağmen, “günü kurtarmak” bir kez daha önemli hale geldi.  

İmza sayımız bir anda aday olmak için gerekli olan 64 delege imzasının altına düştü. Ümraniye, Pendik, Arnavutköy gibi bazı ilçe başkanlarımızın ısrarlı direnci, bizim direncimizle birleşse de sonucu değiştiremedik…

Bu gelişmeler üzerine Cumartesi gecesi, Arnavutköy, Bakırköy, Kadıköy, Maltepe, Pendik ve Ümraniye ilçe başkanlarımız ve bu yürekli çalışmayı başından bu yana omuzlayan arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıdan sonra, siyasi kirlenmeye ortak olmamak için İstanbul İl Başkanlığı için aday olmamaya karar verdik ve adaylıktan çekildik!

CHP DEVRİMCİLEŞMELİDİR!

Avrupa başta olmak üzere klasik sosyal demokrat partiler değişiyor. Merkezde durmada ısrar edenler, değişime direnenler, değişmek istemeyenler hızla hem üye, hem de oy kaybediyorlar. CHP Merkezi yapısı ise bu yeni süreci tartışmaktan ısrarla kaçınıyor. Bu nedenle CHP İstanbul İl Kongresinde bir kez daha “klasik particilik” kazandı. Kongrede politik duruş ve politikalar değil kişiler belirleyici oldu.

Oysa bu sürece müdahale etmek, CHP’nin devrimci kimliğini öne çıkartarak, bir başka sonuç almak, CHP’yi görünür hale getirmek mümkündü.

Çünkü, ülke kan gölüne döndü ve AKP alternatifsiz gözüküyor…

Çünkü, HDP projesinin duvara tosladığı ve “Türkiyelileşme projesinin” büyük darbe aldığı, BHH’nın ve parlamento dışı sol ve emek hareketinin doğru söylemlerine rağmen büyüyemediği bir ortamda CHP’nin bütün demokrasi güçlerini toparlamak için siyasi rolü çok fazla artmıştır…

Yaşadıklarımıza, somut gerçeklere ve kirli siyasi müdahalelere rağmen “bu CHP’den bir şey olmaz” deme lüksü kimsenin olamaz. Bu CHP değişmeli, yeniden yapılanmalıdır! Çıkışımız başarısızlıkla sonuçlansa da, çok kısa sürede yapılan ve zaman sorunundan dolayı CHP üyeleriyle de,  delegeleriyle de tam buluşamayan çıkışımız ciddi ses getirdi.

Mücadeleyi bırakmak bir yana, daha da yükselteceğiz! Biliyoruz ki, partinin vicdanı mutlaka galip gelecektir.

Kimseyle pazarlık etmedik, vaatleri reddettik, kimsenin lehine adaylıktan çekilmedik. Aslolalın dava olduğunu, solun CHP’de de, ülkede de iktidar olmasını ısrarla belirttik. Başımızı öne eğecek hiçbir hamlemiz olmadı. Hamlemiz yarım kalmış olsa da, başımız dik.

Kongre sonrası bir yorumda belirtildiği gibi; “Duyduk, gördük, söyledik. Üç maymunu oynamadık, vicdanların sesi olduk. Biliyoruz ki, “kaybetti” denildiğinde, bazen çok şeyler kazanır ve büyür insan!”

Bunun daha başlangıç olduğunu bilerek, mücadelemizi büyüterek ve sürekliliğini sağlayarak sürdüreceğimiz kesin! Bu çıkışa destek veren arkadaşlarımızın da moralleri bozulmasın.

Bu anlayışa uygun olarak;

CHP’de ilkeler, politikalar konuşulmalı, ideolojik politik çizgi netleşmeli ve CHP devrimcileşmelidir!

Devrimcileşmenin en önemli iki göstergesinden birincisi, parlamenter muhalefeti sokaktaki muhalefetle birleştirmek, ikincisi ise parti içinde sınıfsal bakış açısını esas alarak, etnik ve inançsal kimlikleri kabul eden ama bununla birlikte bu kimlikleri sınıfsal bakış açısıyla “talileştiren ve tabileştiren” bir siyaset tarzını hakim kılmak!

Siyasette uzlaşmanın “uzlaşır ve şirin gözükerek” değil, güçle olduğunu artık öğrenmek zorundayız! Gücümüzü duruşumuzdan almalıyız. İdeolojik, politik olarak güçlü değilsen, örgütsel olarak ta gücünü büyütememişsen uzlaşma ancak “güçlünün” belirlediği sınırlarda olur!

CHP ideolojik, politik duruşunu netleştirmeden, örgütsel yeniden yapılanmayı sağlayamaz!

CHP duruşunu netleştirmeden, kadın ve gençlik örgütlenmeleri de büyüyemez! Üniversitelerde var olamaz!

Belediye başkanları, örgütü “dizayn etme” sevdasından vazgeçmelidir.

İdealler olmadan, “dava algısı” yaratılmadan, “dik duruş” mümkün olamaz! İcazet kültürü son bulmadan sol adına politik başarı sağlanamaz!

Parti içi demokrasi ve katılımcılığı “yalan” olmaktan çıkartmanın yolu ise en başta kongrelerde “Blok Liste”yi reddetmekten, “Çarşaf Liste”yi uygulanır kılmaktan geçer!

CHP ideolojik, politik duruşunu netleştirmeden, çalışma ve örgütlenme tarzını yenilemeden iktidar olamaz!

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.