• BIST 101.090
  • Altın 200,828
  • Dolar 4,7878
  • Euro 5,6116
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 22 °C

CHP Kurultayı’nın Siyasal Sonuçları

Deniz YILDIRIM

Haftasonu Cumhuriyet Halk Partisi’nin 36. Olağan Kurultayı toplandı. Sayısal sonuçlar ortada; biz siyasal sonuçları değerlendirelim.

Siyasal sonuçları da 3 farklı küme içinde ele almaya çalışalım. Birincisi, kurultayın parti içinde ve parti için yarattığı görüntü/olası sonuçlar; ikincisi 16 Nisan’dan sonra belirginleşen muhalefet/Hayır kümesinde yarattığı/yaratacağı sonuçlar ve sonuncusu da iktidar bloğu açısından yarattığı/yaratacağı olası sonuçlar düzlemi. Buradan bakalım.

Parti içine yansıyacak siyasal sonuçlar açısından bakarsak şunları söyleyebiliriz. Oldukça sönük, Türkiye’nin içinden geçtiği olağanüstü döneme çare/çıkış üretecek kadro, siyaset, strateji ve program tartışmasının neredeyse hiç yapılmadığı bir kurultay süreci yaşandı.  Ve mevcut durumda CHP, her seçimi kaybeden, kazandığında koruyamayan bir iç iktidar kliğiyle, kurultaydan kurultaya öne çıkan, hazırlıksız şahıs muhalefetleri arasında yine sıkıştı. Bu tablo kronikleşti, kurultay bunu daha da görünürleştirdi. Bir yanda yılgın, umutsuz ve kendi iç iktidarını korumak dışında politika üretemeyen bir yapı; diğer yanda kurultaydan kurultaya ses çıkaran, kadrosuz, programsız muhalefet anlayışı.

Yine de, tüm eksikliklerine ve eleştirilerimize rağmen Muharrem İnce’nin bu gidişe karşı ses çıkarması saygındır. Parti içinde “aman şimdi değil”, “kaybederiz”, “Kılıçdaroğlu zaten yıprandı, onun bu zaaflarıyla pazarlık ederek biz de partide daha fazla mevzi elde ederiz”, “aday olursak bunları da kaybederiz”, “Kılıçdaroğlu sonrasına hazırlanmak gerek, karşısına çıkmayalım” diyen “yüksek siyasetçiler”in idare-i maslahatçılığı karşısında İnce’nin yaptığı çıkışı değersizleştirmeye çalışmamak gerek. Tarihe düşülen nottur. Yenilmeyi göze alamayanların derdi Cumhuriyet Halk Partisi’nde iktidar kalmak ve sonra iktidar olmaktır. Sanki dikta sonrası ülkede bir CHP kalacakmış gibi siyaset okumasıyla halkı da oyaladıkları ortadadır. Muharrem İnce yenilmeyi göze almıştır. Ama hiç değilse “kral çıplak” diyenlerdendir. Saygın tutumdur.

Zira parti içinde Kılıçdaroğlu ile/sayesinde/döneminde pozisyon elde edenlerin bu iç iktidar mekanizmalarını kaybetmemek için canla başla mücadele ettikleri de görüldü. Türkiye’de iktidar elitleri kadar, muhalefet elitleri de var ve CHP Kurultayı üstünde epey belirleyici oldukları da ortada.

SAYISAL KAZANAN, SİYASAL KAYBEDEN: KILIÇDAROĞLU

Yine de sonuç olarak sayısalda kazanan Kılıçdaroğlu olsa da, siyasal açıdan Kılıçdaroğlu’nun kazandığı da söylenemez. Zira iki önemli olguyu kurultay belirginleştirmiş oldu. Birincisi, Kılıçdaroğlu kendisine verilen toplam imzadan 291 oy eksik aldı. Bu oylar Muharrem İnce’ye yansıdı. Dolayısıyla parti içinde Kılıçdaroğlu’nun güçlü görünmesi için delege üstünde baskı kurulduğu tezi büyük oranda doğrulanmış oldu. Bu durum, 2019 sürecince AKP ve iktidar bloğuna dönük her “demokrasi” eleştirisinde CHP’nin karşısına çıkarılacaktır.

İkincisi; bir partide delegelerden yetki isterken lider adaylarından ne umulur? Yeni döneme dair politikalarını anlatması, stratejilerine ikna etmesi, iktidar hedefine nasıl ulaşılacağını karara bağlayacak bir tartışmaya zemin olması beklenir. Bu ise buna uygun kadrolarla sağlanır. Örneğin bir genel başkan düşünün, Cumartesi ortaya çıkan genel başkanlık seçimindeki tabloya bakarak Pazar günü öğleden sonraya kadar Parti Meclisi listesini değiştiriyor, üzerinde oynamak zorunda kalıyor, birlikte çalıştığı fakat üzerinin çizileceğini düşündüğü MYK üyelerinin bazılarına adaylıklarını geri çektiriyor. Bırakalım “benim bu zor dönemi göğüslemek için birlikte çalışmak istediğim isimler şunlardır” diyerek belki 1 ay belki 1 hafta önceden ilan etmeyi, son ana kadar liste değiştiriyor. Kararlılık ve ülkede iktidar için değil; partide iktidarı korumak için.

Bu durumda şunu saptayabiliriz: Kılıçdaroğlu’nun PM listesini 2019’a uzanacak bir iktidar perspektifi değil, parti içi iktidarı koruma perspektifi belirledi son ana kadar. Partide iç iktidarı korumaya dayalı, gelecek perspektifi olmayan bir ekibin memleketin kaderinden ne denli bağımsız ve ülkenin sorunlarına umut ve çözüm olma hedefinden ne ölçüde uzak olduğunu daha da net görünür kıldı bu kurultay.

Geriye dönük bakınca, Kılıçdaroğlu ekibinin günlük/anlık olmayan bir stratejisi yok muydu peki? Vardı, fakat bu da yine iç iktidarı, yani partideki iktidarı korumaya dayalı stratejiydi. 16 Nisan’da ortak varlığımız Cumhuriyet rejiminin yeniden türlü müdahalelerle bir Saray Rejimi’ne dönüştürülmesine sessiz kalan CHP liderliği, kendi onay verdiği dokunulmazlıkların kaldırılması kararı sonrası tutuklanan Enis Berberoğlu için bir Adalet Yürüyüşü başlattı. Akıllı bir kurultay stratejisiydi. Saldırılar Cumhuriyet’e değil ama Cumhuriyet Halk Partisi iç iktidarına yöneldiğinde hatırlanmıştı Adalet. Ama olsun; şu görüşlerin parti içinde yayılmasına yaradı: “70 yaşında biri yüzlerce kilometre yürüdü. Vefa borcumuz var”, “AKP Kılıçdaroğlu üstünden çok yükleniyor; demek ki doğru yoldayız”, “Milliyetçi cephe siyasetine CHP’yi de katmak için Kılıçdaroğlu’nu devirmek istiyorlar, buna şimdi izin veremeyiz”. Dolayısıyla bu strateji Cumartesi günü Kılıçdaroğlu’na seçimi sayısal olarak kazandırdı.

PARTİ DIŞINA ETKİLERİ

Partideki iktidarı korumak dışında stratejisi olmayan bu ekip bugün Samsun’a çıksa Havza’ya varmadan vapura geri dönmeyi ister. Kendi kurduğu Cumhuriyet hileyle hurdayla ayaklar altına alınırken sessiz kalmış bir lider, bir önceki kurultayda aldığı oydan daha fazla delege desteği kazandı. Tablo budur. Cumhuriyet ile Cumhuriyet Halk Partisi, tabanla tavan, halk ile iç iktidar klikleri arasındaki mesafe açılmıştır. Sayısal olarak kazanmak, siyasal olarak bu tablo ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. CHP bu kurultay sonrasında bırakalım Türkiye’deki en geniş kitle olarak ifade ettiğim “gayrimemnunlar”a ulaşmayı, kendi içerisindeki gayrimemnunların sayısını arttırmaktan başka bir hat çizemez.

Öyleyse parti dışındaki, geniş Hayır kitle ve siyasetleri içindeki etkilerine de bakalım. Türkiye’de iktidardan rahatsızlık kadar muhalefetten de umutsuzluk hakim. Bu iktidarı ayakta tutan bir unsur da bu. Daha bu hafta içinde yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de halkın yüzde 43’ü ülkede siyasal boşluk olduğunu düşünüyor. Bu oran, örneklem grubu ile birlikte değerlendirildiğinde özellikle CHP ve MHP seçmeni arasında oldukça yüksek. Buna karşın AKP seçmeninin 4’te 1’i de siyasal boşluk olduğuna ikna olmuş durumda. Her 100 CHP seçmeninden 69’u Kılıçdaroğlu liderliği sırasında “bir siyasal boşluk var” saptaması yapmışken CHP bu haliyle bu siyasal boşluğu doldurmaya, kendi kitlesi dışına ulaşmaya, gayrimemnunları örgütlemeye yönelebilir mi? İmkansız. Yüzde 50’lik Hayır kitlesinden Evet bloğu partilerine geçiş belki çok fazla olmaz; fakat bu kurultay Hayır partileri arasındaki oy geçişliliği olasılığını da arttırmıştır. Özellikle İYİ Parti’nin Hayır partileri içinde günün kazananı olduğunu ifade edebiliriz. Yakın süreçte etkileri görülecektir. Bu sayısal etkidir.

Asıl siyasal etki ise, Hayır etrafında oluşan müthiş siyasal sinerjinin, halk dayanışmasına dayalı kampanya örgütlenmesinin ve genç kadroların depolitizasyonu, siyasetten umudunu daha da yitirmesi ve çözülmesidir. CHP kurultayı bunu tersine çevirmek, halkı tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda yapıldığı gibi asgari bir reçete ile kendi etrafında birleştirmek bir yana, önümüzdeki sürece dair umutsuzluğu arttırarak geniş kitlelerin siyasetsizleşmesine dönük de bir etki yarattı. Bana göre en olumsuzu budur. Zira dikta karşısında asıl dinamik bu siyasal enerjide, değişim ve kurma iradesinde saklı.

ÜÇÜNCÜ KÜME

Gelelim üçüncü kümeye. Evet partileri ya da iktidar bloğu açısından, özetle Saray için bu kurultayın siyasal sonuçlarına bakalım. Basit bir soru soralım. İktidarın ya da tam adıyla Saray’ın 2019 öncesinde ana stratejisi nedir? Birincisi, kendi etrafındaki birliği, siyasal ittifakları çoğaltıp bunu Milliyetçilik etrafında genişletmek ve bunun karşısında yer alan siyasetleri de hem kendi aralarında hem de kendi içlerinde daha da parçalı hale getirmek. Yani kendi siyasetini birliğe, karşı siyasetleri parçalılığa yerleştirecek; yarattığı siyasal birliği “Milli Mutabakat” olarak yansıtıp “milli birliğin garantörü” konumunu oylatacak. Böylece rejim dönüşümünü tamamlayacak. Saray Rejimi’ni cumhur rejimi olarak meşrulaştıracak.

CHP kurultayı, iktidarın bu stratejisi karşısında bırakalım yanıt veya çözüm üretmeyi, bunun farkında olunduğuna dair bir işaret bile yaratmadı. Dolayısıyla iktidar bloğu açısından, Saray açısından CHP kurultayı siyasal sonuçları bağlamında büyük bir avantajdır. Hem 2019’a giderken CHP’nin Saray stratejisi karşısında somut bir stratejisinin, bir umut programının ve buna dayalı olarak halkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi birleştirecek bir kadro yapılanmasının olmadığı ortaya çıkmış, hem de CHP kurultay sonrasına tartışmaları bitmiş değil daha da artmış bir parti görüntüsüyle, bölünmüş ve yorgun şekilde geçiş yapmıştır. Bu açıdan iktidar bloğunun sevinmesine şaşırmamak gerek. İktidar kendi etrafını birleştirirken muhalefetin parçalı hale gelmesinden memnundur.

Toparlayalım ve şu saptamayı hatırlatarak bitirelim: Yılgın, yorgun, kaybettikçe güçlenen bu ekibin Cumhuriyet Halk Partisi’nde iktidar olup olmadığı bizi zerre kadar ilgilendirmiyor. Bütün mesele bu ülkenin, memleketin geleceği ve halkın çıkarlarının savunulmasıdır. Bu ekip bunu yapamamaktadır.

Bu parti, son aşamada Padişah’a isyan edeceğini bilerek rütbelerinden vazgeçmeyi göze almış bir büyük tarihsel önder tarafından kuruldu. Padişaha isyan bilinciyle kurulmuş bir parti bugün her seçimi kaybetmiş, kazandığını da koruyamamış bir lidere itiraz bile edemeyenlerin elinde heba olmaktadır.

Çare var mıdır? Vardır, yazmaya; makam ve mevkileri elimizin tersiyle itmeye ve memleketin kurtuluşu için çalışmaya, anlatmaya devam edeceğiz. 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)