• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

CHP öne çıkmalı

Necdet SARAÇ

Ortada basit bir otoriterleşme ya da yalnızca haksız-hukuksuz bir yargılama süreci yok, doğrudan rejim değişikliği planı var! Siyasal İslamcı ideoloji temelinde yeni bir rejim inşa ediliyor. AKP yeni bir rejim kuruyor ve kendine göre yeni bir tarih yazıyor. Tarihsel bir hesaplaşma yapıyor. Bu kadar net!

En az 600 yıl kadar eski olan bu “yeni rejim” bütün tarihini “düşman yaratma” üzerine kurguladığı için “yeni rejime” itirazı olan hiç kimseye bu rejimde yer yok! Solcular, sosyal demokratlar yok. Sosyalistler zaten hiç yok. Laik Türkler yok. Aleviler yok. Emek hareketi yok. Başkanlığa ‘hayır’ diyecek Kürtler de yok…

Bolca lafı edilen “yerli ve milli” kavramları, asla iktidara itiraz edenleri kapsamıyor, Diyarbakır’da yüzde 55 ile seçilen Gültan Kışanak “milli irade” olmuyor. Çünkü, ülkede demokrasi yok, özgürlük yok. Hukuk yok. İktidarın kontrolü dışında neredeyse medya yok. Padişah fermanı niteliğindeki KHK’ler hukuksuzluğun kılıfı olmuş, parlamento tasfiye edilmiş durumda… Cumhuriyet Gazetesi operasyonu da gösteriyor ki, iktidar daha da sertleşecek…

Marquez’in Kırmızı Pazartesi’nde veya “kazanda kaynayan kurbağa” hikayesinde olduğu gibi her şey gözlerimizin önünde cereyan ediyor… Üstelik hainlikle vatanseverlik arasındaki çizgi o kadar silikleştirilmiş ki, herkes her an “darbeci, hain, terörist” ilan edilebilir…

POLİTİK HEGOMANYAYI KIRMALI!

Özellikle son 15 yılda AKP ve Gülen şahsında siyasal İslamcı zihniyet, yapılan bütün seçimleri de kazanınca toplumun önemli bir kesiminde, solun ve sosyal demokrasinin üzerinde ciddi bir ideolojik-politik hegomanya kurdu. Solun bir kısmı yalnızca “yetmez ama evetçi” olmadı, aynı zamanda laiklik karşıtı oldu, siyasal İslamın büyüsüne kapıldı. CHP ise kendi ideolojik politik hattına yabancılaştı. Yazılı belgelerinin aksine daha çok “merkeze” yaslandı. Sola oturmayan, herkese oynayan ve hedef kitlesi belirsiz  bir muhalefet hattı izledi. Alternatif olamadı ve iktidar iddiasından sürekli uzaklaştı. İnandırıcılığını ve sahiciliğini yitirdi. Umutsuz ve mutsuz 40 yaş üzeri “yaşlı insanlar” topluluğuna dönüştü…

Siyasal İslamın ideolojik politik hegomanyası, kendi cephesinde psikolojik bir üstünlük olarak yansırken, “sola yabancılaşma” muhalefet cephesinin önemli bir bölümünde ama daha çok da CHP’de etkisiz ve edilgen bir tavrı ortaya çıkardı. Düzeni değiştirme iddiası, emek-sermaye mücadelesi, siyasal İslamla hesaplaşma ve laiklik, Kürt mesesinde çözüm üretme, eğitimdeki dincileşmeye ve imam hatipleşmeye meydan okumak, bölge barışı için hamle yapmak “unutuldu”! Çoğunluğa bakarak konuşma öne çıkınca, doğru ama genel-geçer söylemler  ve AKP eleştirileri “politika” oldu… 

Denendi ve görüldü: Siyasal İslamcılardan demokrat, siyasal İslamdan da demokrasi ve uzlaşma çıkmaz… Sorun AKP ya da FETÖ, ya da onların yerini alacak “daha ılımlı bir İslamcı” sorunu değil, bir sistem sorunudur. Din devletin kurumsal yapısı dışına çıkartılmadan, siyasal İslamla açıkça hesaplaşılmadan, laik ve demokratik bir Türkiye kurulmadan temel hiçbir sorun çözülemez ve Türkiye normalleşmez!

Bunun için de “bu düzen değişmeli”, sol iktidar olmalıdır! Solcuların “üç tane koyunu bile güdemeyeceği” bütün ideolojisini sol düşmanlığı üzerine kuran sağcı, muhafazakar ve İslamcı güçlerin devlet üzerinden yarattığı bir algıdır.  Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de liyakat, birikim ve değişim dinamiği soldadır! Bu ülke, eşitlik, laiklik ve özgürlükler açısından değişecekse bunu ancak sol-sosyal demokrat bir iktidar yapar! İşte o zaman kutuplaşma olmaz, mezhepçilik olmaz, bölünme olmaz! Normalleşme olur!

İktidarın bütün olanaklarını kullanarak, orduyu ve polisi arkasına alarak kahramanlık yapan sağcılarla, dünden bugüne iktidarların sürekli hışmına uğrayan solcuları kıyaslamak bile zuldür!

MEYDAN OKUYANA MEYDAN OKUMALI!

Geldiğimiz aşamada uzlaşma ve demokrasi için bütün ara yollar bitmiştir. Dokunulmazlıklarda, tezkerede, Yenikapı‘da sonuç ortadadır! Cadı avı genişleyerek devam ediyor… Cumhuriyet Gazetesi’ne operasyon yapmanın yeni bir güç denemesi olduğu, sınama yapıldığı, gücün test edildiği açık…

Kutuplaştırmanın, “Ak-silahlanma” çağrılarının ve “her camide bir gençlik örgütü” kurma girişimlerinin sonuçları ortada: CHP Düzce İl Başkanı ile başlayan saldırı dalgası, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na, CHP Milletvekili Mehmet Tüm’e, Eren Erdem’e kadar uzanmış ve Bülent Tezcan vurulmuştur. Böyle bir ortamın  önümüzdeki günlerde suikastler ve faili meçhul cinayetleri beraberinde getirmesi de maalesef sürpriz olmaz!

Yaşayarak öğrendik; Her geri adım, solun, sosyal-demokrasinin hareket alanını daha da sınırlıyor, AKP’ye manevra alanı sağlıyor. “Aman bize darbeci demesinler”, “aman bize din düşmanı demesinler” yaklaşımı her seferinde muhalefeti daha da etkisizleştiriyor, milyonlarca insanı mutsuz ve umutsuz yapıyor! Başkaları “ne der” yaklaşımını terk edilmeden, kendimiz olmadan alternatif olamayız!

İş bildiğimiz ve aslında hiç değişmeyen aynı noktaya yeniden geldi: Erdoğan bir kez daha meydan okudu ve Kılıçdaroğlu şahsında bütün muhalefet hareketine "olsan ne yazar, olmasan ne yazar, ben bildiğimi okuyacağım" dedi. Taksim gibi etkileyici bir mitinginden sonra saraya, Gündoğdu’dan sonra Yenikapı’ya gidilmesi ciddi bir hataydı. Yenikapı eski kapılara açıldı! 

CHP, solun kalan enerjisini ve umudunu bitirmemek için, çoğunluğa göre düşünmekten vazgeçip, kararlı ve cüretkar olmalı! Siyaset yapma tarzını değiştirmeli! Siyasette kendi gündemini yaratmadan, sahici olunmadan çekim merkezi de olunmaz! CHP, sorunun sistemden kaynaklandığını ve “bu düzeni değiştirmeden” normalleşme olamayacağını yüksek sesle söylemek ve meydan okumalıdır! “Meydansa meydan, erken seçimse erken seçim, referandumsa referandum” demeden siyasi mücadele başarılı olmak mümkün değildir! 

HAREKETE GEÇMELİ

Artık bu ülkede sürpriz yok. Mezhepçi gericiliğin ve faşizmin bir sınırı yok. Cumhuriyet Gazetesi kapatılırsa, sıranın CHP ve HDP gibi partilere gelmesi sürpriz olmaz…

Nitekim iktidar, toplumun bütün kesimlerinde bir gün sıranın kendisine geleceğinin korkusunu yaymak istiyor. Faşizmin klasik yöntemi yani; Bütün bir toplumu korkuyla yönetmek ve psikolojik olarak teslim almak! 

Son 10-15 yılda yaşayarak gördük ki, CHP harekete geçmeden Türkiye’de güçlü bir muhalefet hareketi yaratılmaz! Muhalefet hareketinin bir öncüye, bir taşıyıcıya ihtiyacı var! Polis rakamlarına göre 11 milyon insanın katıldığı Gezi eylemlerinin AKP hükümetinin istifa etmesini sağlamadan “sönümlenmesinin” asıl nedeni eylemleri yönetecek “öncü bir siyasi gücün” olmamasıydı…

CHP’nin darbe girişimi sonrası Taksim’de ve Gündoğdu’da yaptığı mitingler istenirse ve inanılırsa “güçlü bir muhalefet odağı” yaratılacağını “meydan okunulabileceğini” gösterdi. Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili yapılan dayanışma eylemleri de faşizme ve gericiliğe karşı birlik isteğinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Birbirlerini gördüklerinde yürüdüğü kaldırımı değiştiren bir çok güç tıpkı Gezi’de olduğu gibi Taksim’de de, Gündoğdu’da da bir araya geldi. Şimdi Cumhuriyet Gazetesi önünde de bir araya geliyor.

Türkiye dayanışma, ortak mücadele ve toplumsal vicdan gibi kavramlarla yeniden tanışmalı ve bunları güçlü bir şekilde hayata geçirmelidir. Unutmamalı ki, Mahir Çayan’ı Mahir Çayan yapan en önemli konulardan biri idama giden ve başka bir örgütten olan Denizler için kendi canlarını ortaya koyarak yaptıkları dayanışma eylemleridir! Tıpkı Che’de olduğu gibi…

CHP ÖNE ÇIKMALI!

Türkiye’de mevcut muhalefet güçlerinin dağılımı da güçleri de belli: CHP, HDP, sosyalist hareketlerinde içinde yer aldıkları Birleşik Haziran Hareketi, Demokrasi İçin Birlik Girişimi, emek hareketi (sendikalar ve odalar), Alevi hareketi, çevre ve kadın hareketi…

Bütün bu güçleri bir araya getirecek tek güç bugün itibariyle CHP’dir. Harekete geçebilmek için CHP birkaç adım öne çıkmalıdır! Biraz abartarak yazarsak, HDP dahil, herkes “CHP’nin gözlerinin içine bakıyor”! Bunu Taksim’de de gördük, Cumhuriyet’in önünde de görüyoruz…

Bu yüzden CHP, siyasal İslam, eğitim, İmam Hatip, laiklik, barış, Kürt meselesi konusunda üçüncü bir güç olarak “net, sert ve köşeli” söylemlerle öne çıkmalı ve en kısa sürede “laiklik ve demokrasi isteyen” bütün muhalif güçleri bir araya getirecek bir “Faşizme Karşı Ortak Mücadele Konferansı” çağrısı yapmalı, AKP karşısında güçlü ortak bir siyasi irade yaratmalıdır! Bugün bunun koşulları yeterince vardır! Bunun için uzun toplantılara ve tartışmalara da ihtiyaç yok. İhtiyacımız büyük adımlarla ve iktidar isteğiyle ortaya çıkmak. Siyasi cesareti arttırmak, korkuyu kolektif bir şekilde, çoğalarak yenmek… Bu birlikteliği sokağa taşımak, fabrikaya üniversiteye taşımak, parlamentoya taşımak…

Güçlü, demokratik bir muhalefet hareketinin yaratılmasının ilk adımı İstanbul’da büyük bir miting yapmaktan geçiyor. Bu yapılırsa arkası gelir. Çünkü, muhalefet hareketinin morale ve motivasyona ihtiyacı var. İdeolojik-politik üstünlüğü yeniden ele geçirmeye ihtiyacı var! Forumlar, toplantılar, konserler, mitingler bu süreci olumlu etkiler, umutsuzluğu kırar, motivasyonu artırır…

CHP kendisine oy veren 12 milyonluk seçmen kitlesini harekete geçer. Bu hareketlilik HDP seçmenini de, sosyalist seçmeni de, liberal ve merkez sağ seçmeni de harekete geçirir. Bunun ilk adımı kendi dünyamızdaki “çifte standartları” elimizin tersiyle itip, dayanışmacı ve özgürlükçü sol değerleri öne çıkarmaktan geçer. 

Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyona karşı ortaya koyduğumuz dayanışmayı, aynı şekilde Diyarbakır belediye başkanlarının tutuklanmasına ve kayyum atanmasına karşı almayı becerirsek yeni bir siyaset yapma tarzıyla buluşuruz… Cumhuriyet’e sahip çıkıp, Kürt ve Alevi medyasına sahip çıkmadan bu iş olmaz! 

CHP, 11 Kasım’da yapacağı Parti Meclisi toplantısında “bildik, ağır, diplomatik, olmayan uzlaşmayı sağlamaya çalışan, her kesime şirin gözükmeye çalışan” bir politika yerine faşizme karşı mücadelede “birlik kararı” alsa, bu ülkenin “makus talihi” değişir!

CHP, “Sosyal devleti kuracağız, hukuğu herkese eşit uygulayacağız, dini dünyevi işlerden ayıracağız, laikliği öne çıkaracağız, Kürt meselesini demokratik yollardan biz çözeceğiz”, ibadet ve inanç özgürlüğünü güvence altına alacağız, bölgede büyük bir Barış Konferansı toplayacağız, bütün bunları da ayrısız-gayrısız demokrasi  isteyen güçlerle birlikte yapmak istiyoruz” dese ve “Faşizme Karşı Ortak Mücadele Konferansı” toplama çağrısı yapsa, o gün başka bir Türkiye kurulmaya başlar…

Düşünün, 20 Kasım’da Haziran Hareketi’nin yapmayı planladığı “Saltanat Değil Demokrasi Mitingi” ortak bir mitinge dönüşse, 24 Temmuz Taksim mitingi gibi yüzbinler bu mitinge aksa, o gün Türkiye’nin dört bir yanında “OHAL’e Hayır Demokrasiye Evet” kampanyası başlasa, Kılıçdaroğlu ile Demirtaş hem Cumhuriyet Gazetesi önünde, hem de IMC’nin önünde, diğer toplumsal güçlerin temsilcilerini de yanlarına alarak birlikte nöbet tutsalar, Türkiye değişir…

Türkiye değişirse bölge değişir! Bunun için solcu olmak, sola alan açmak yeterlidir!

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.