• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 13 °C
  • Antalya 13 °C

CHP tabanı 'değişim' dedi!

Necdet SARAÇ

Hafta sonu yapılan CHP Kurultayı’nda “Değişimi ancak devrimciler yapar” sloganı sık sık dev ekrana yansıyor ancak hemen sonra salonunun uğultusu ve hengamesi içinde hiçbir iz bırakmadan, sessizce kaybolup gidiyordu… Salona asılan,  değişimi ve kararlılığı yansıtsan pankartlardaki diğer sloganların “kaderleri” de ekrana yansıyan sloganla tıpa tıp aynıydı! Tıpkı, kurultayın ana sloganı “Demokrasi, Değişim ve Kardeşlik” gibi, “yok” hükmündeydiler…

Çünkü kurultay’da coşku yoktu, ruh yoktu. Coşku ve ruh olmayınca heyecan da olmuyor… Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu konuşurken, neredeyse herkes birbiriyle sohbet ediyordu. Konuşma sırasında salon bir kez bile “dalgalanmadı”! Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında salonun içini de, dışını da heyecanlandıracak, umut verecek, “işte bu” dedirtecek hiçbir siyasi belirleme yoktu!

AKP ve Erdoğan eleştirisi delege için de, CHP üyesi için de artık kayda değer bir anlam ifade etmiyordu! AKP’ye yönelik eleştiriler haklı ve doğru da olsa, asıl önemli olan 12 milyon oy almış bir partinin, “Diktatör bozuntusu”na karşı ne yapması gerektiği konuşulmalıydı! Önemli olan yüzde ellilik muhalefeti, “iktidar alternatifi bir harekete” dönüştürecek, geniş kitleleri  heyecanlandıracak, silkinip ayağa kalkmasını ve iktidara doğru yürümesini sağlayacak bir yol haritasının ortaya konmasıydı! Kurultayda olmayan buydu…

DEĞİŞİMİ ANCAK DEVRİMCİLER YAPAR!

“Değişimi ancak devrimciler yapar” dedikten sonra, 5 yılda 6 seçim kaybetmiş bir yönetimi bir-kaç değişiklikle yeniden delegeye sunmak açık ki, değişimi engelliyor, heyecanı ve ruhu öldürüyor!

Barış isteyen akademisyenler üzerinden, bütün üniversiteler hizaya getirilmeye, “tek sese” indirgenmeye çalışılırken “açıklamanın içeriğini” tartışmaya kalkmak ya da “sokakta yapılan siyaset her dönem provokasyona açık” demek de…

Hem 2010’da, hem de 2014’de denenmiş ve sonuçsuz kalınmış olmasına rağmen, “uzlaşmaya ve diyaloga açık gözükmek” adına Anayasa Komisyonu’nda yer alma isteği de…

Bu nedenlerden dolayı kurultayın birinci günü salonda bulunan herkes için bir hayal kırıklıydı… Tüzük değişiklikleri de bir oldu-bittiye getirilince birinci gün hayal kırıklığı tavan yaptı!

CHP gibi 1 milyon 200 bin üyeli devasa bir parti de, “helva yapmak” için her şey vardı. Kadro, liyakat…  İktidar alternatifi bir hareket yaratmanın koşulları da… Londra’dan Edirne’ye, Lefkoşe’den Kars’a kadar CHP temsilcileri salonda hazırdı… Saray’ı sıkıştıracak, gündemi belirleyecek, seçmeni şikayet etme yerine, çözüm üretecek ve tabandan yükselen bir dalga için beklenti büyüktü. Görseller ve sloganlar da bu beklentiye cevap veriyordu ama devrimci olmayan “yönetim ruhu” bu dalganın önüne fiili olarak set çekiyordu… Hem de hukuksuzluk, yolsuzluk, adaletsizlik, dini gericilik her yere sirayet etmişken!

ANAHTAR KIRILDI!

Genel Başkan adayı tek olunca, birinci günün asıl heyecanı Genel Başkan’ın hazırlayacağı Parti Meclisi listesi üzerinden şekilleniyordu. İl Başkanları ile Genel Merkez arasında “anahtar liste” için mutabakat sağlanamayınca, uzun süredir tabanda biriken tepki, ikinci gün politik belirlemelerde olmasa da, Parti Meclisi’nde isimler düzeyinde de olsa ciddi bir değişimi beraberinde getirdi. Genel Merkez’in listesi, delik deşik oldu, anahtar da kırıldı, maymuncuk da! Bazı belediyelerin gücüyle de birleşen delege refleksi 60 kişilik Parti Meclisi’nin neredeyse yarısını değiştirdi! Üstelik bu değişim “ortak politik bir duruşla”, “ortak bir hareketle” de olmadı. Parti Meclisi’nin neredeyse üçte ikisini değiştiren bu hamle, sürekli yenilen ve yenilgilere sürekli olarak gerekçe üreten bir yaklaşıma tepkinin, kolektif bir refleksin sonucuydu…

Parti Meclisi’ne partinin politik hattının belirlenmesinde rol oynayacak önemli isimler girdi. Parti Meclisi’ne hem “Anahtar Liste”yi delerek, hem de Genel Başkan’ın listesinden giren bir çok kişi dünyaya soldan bakıyor. “İdeolojiler bitti, sağ-sol bitti” yaklaşımını reddediyorlar. Birleşmenin ve ayrışmanın kişilerde değil, politik hatta olmasını gerektiğini söylüyorlar. Sol, sosyal-demokrat bir iktidarın mümkün olduğuna inanıyorlar. Partinin kararlı bir şekilde yüzünü sola dönmesi gerektiğini söylüyorlar… CHP dışındaki demokrasi güçleriyle buluşmayı öne çıkarıyorlar, laiklik ve devrimci duruşun öneminin altını çiziyorlar…

Kendisini böyle “tarif eden” en az 20-25 kişinin CHP Parti Meclisi’ne girmiş olması son derece önemli bir gelişme… Bu CHP için de, Türkiye demokrasi hareketi için de büyük bir şans!

Ancak bu gelişme tek başına bir şey ifade etmiyor! Nitekim dün görev süresi sona eren Parti Meclisi’nde kendisini böyle tanımlayan en az 15-20 üye vardı… Mevcut 134 CHP milletvekilinin de ezici bir çoğunluğu da kendilerini böyle tanımlıyorlar… Bu nedenle bu tanımlamalar tavır almada ve politik hattı belirlemede tek başına yetmiyor… Çünkü, CHP’de kendisini solda, devrimci demokratik bir hatta tanımlayan PM üyeleri de, milletvekilleri de yan yana gelip, ortak bir devrimci politik hat oluşturamıyorlar ya da oluşturmuyorlar! Herkes kendine “oynuyor” ya da koltuğa oturan bir biçimde sessizleşiyor! Dün söylediğini, partinin politik hattı haline getirmekteki “ısrarını” kaybediyor, yalnızca eleştiren, bir çok zaman da “dengeleri gözeten” ve sürece teslim olan bir pozisyon alıyor… Dava, ideal, iddialar bir biçimde bitiyor ya da erozyona uğruyor. Yeni dönem olası “adaylıkları” da dikkate alarak siyasi risk almaktan da kaçıyorlar!

İstisnaları olsa da, şimdiye kadar CHP’de yaşanan gerçek böyleydi!

YENİ PM YENİ BİR ŞANS OLABİLİR!

Kurultay’da yeni seçilen Parti Meclisi bu gerçeği ters yüz edebilir! Kurultayın birinci gün yaşadığı ataleti, sessizliği, umutsuzluğu tersyüz edebilir! CHP delegasyonun tavrını değişimden yana kullanmasını iyi değerlendirerek, düne takılmadan yeni bir başlangıç yapabilir… Her alanda, parti içinde de, parti dışında da değişimi ancak devrimcilerin yapacağını gösterebilir! Demokratik işleyişi sağlayarak, Parti Meclisi gibi kurultaydan sonraki en önemli organı politik bir cesaretle çalıştırarak, işlevsel kılabilir... Laik ve demokratik bir Türkiye için parlamentoda ve sokakta kararlı bir mücadeleyi hayata geçirebilir!

Çünkü, bugün devrimci olmak, demokrat olmak, solda durmak; doğru bildiklerimizi, savunduğumuz değerleri cesaretle her alanda haykırabilmekten, söylemleri eyleme dönüştürmekten ve faşizme karşı mücadeleyi örgütleyebilmekten geçmektedir! Bu ise ancak her gün biraz daha sertleşen siyasal iktidar karşısında aynı sertlikte mücadele etmekle mümkün olur!

Yeni Parti Meclisi bu duruşu siyasi kararlarla ve eylemlikle mümkün kılarsa, parlamenter muhalefeti sokaktaki muhalefetle de birleştirir, milyonlarca insanı da yeniden umutlandırır, iktidar yürüyüşü için politik cesareti büyütür, kişilerin değil, ilkeler ve politikaların konuşulduğu yeni bir siyaset tarzının da önünü açar!

Böyle bir tarza Türkiye’de demokrasi, adalet ve eşitlik isteyen herkesin ihtiyacı var! Faşizme karşı ortak mücadele için bu tarz artık olmazsa olmaz bir şarttır! Çünkü bu ülke en hızlı şekilde Erdoğan’dan da, AKP’den de kurtulmayı hak ediyor! Bunun için de mümkün olan en geniş toplumsal ve siyasi kesimleri kucaklayacak bir “Demokrasi Bloku” şart!

CHP’nin yeni seçilen Parti Meclisi şimdi böylesine önemli bir görevle karşı karşıya…

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.