• BIST 97.559
  • Altın 144,656
  • Dolar 3,5587
  • Euro 3,9715
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 22 °C

CHP yönetimi, AKP'nin çözülme sürecine girdiğini görmüyor mu?

Torun Ahmet TÜRKMEN

Süleyman Demirel’in “siyasette 24 saat çok uzun bir süredir” şeklinde meşhur bir sözü vardır. Gerçekten de öyle. Ülkedeki son bir haftada yaşanan gelişmelere baktığımızda birçok olgunun yeniden, köklü bir şekilde ele alınmayı gerektirdiği bir süreç yaşandı.

Türkiye bir hafta önceki Türkiye değil.

Daha önce öngörü olarak düşündüğümüz bir dizi gelişme yaşandı.

Siyasi iktidarın ülkeyi yavaş yavaş bir yol ayrımına getirmekte olduğunu, bu nedenle otoriter devlet, tek adam yönetimi için bütün kozlarını ortaya koymaya başladığını söylemiştik. Yaşadığımız bir hafta içinde bir farkla bunun doğrulandığını gördük.

Fark olarak daha önce iktidarın yapısını birlikte oluşturan, erk ve çıkar paylaşımı nedeni ile ayrışan adına “Paralel yapı” dedikleri yapıyla olduğu gibi siyasi iktidar içinde, devletin kurumlarını da içine alan yeni çatışma noktalarının ortaya çıktığı görüldü. Daha önce üzeri kapatılmaya çalışılan, Erdoğan- Davutoğlu çatışması geri zor dönülür bir hale geldi. Elbette bunu bel bağlanılacak bir ayrışma olarak görmemekle birlikte dikkate alınması gereken bir olgu olarak ifade etmek durumundayız.

Bu kavga ülke yararına bir durum asla ortaya çıkarmaz. Ülkede var olan kaos ortamını daha da derinleştirir. Çünkü bu kavga kirli bir kavgadır. Daha çok rant elde etme kavgasıdır. Tayyip Erdoğan’ın kendisinden başka kimsenin iradesini ortaya koymasına tahammülü yoktur. Bu durumu büyük bir risk olarak görmektedir. İktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürebilmesi için en önemli dayanağı olarak gördüğü AKP’nin kontrolünü mutlak anlamda elde tutmaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle her talimatına harfiyen uyacak emir erlerine ihtiyaç duymaktadır. Daha önce parti yönetimlerinde bulunanlarla birlikte, eski- yeni tüm milletvekilleriyle oluşturdukları  “Saadet zinciri” uygulaması sıklaştırılarak devam ettirilmelidir. Bu nedenle kontrolün esas olduğu düşünülmektedir.

AKP’nin kamuoyundaki algısı hızla düşerken, başbakanın düştüğü aciz, zavallı durum  ortadayken, oyları kendi yaptırdığı anketlerde bile 40-41 düzeyinde seyrederken, ekonomik veriler hızla kötüleşirken ve bu durum kamuoyuna deklare edilmişken, kimi devlet kurumlarında bile çatlak sesler ortaya çıkmaya başlamışken, tam da net bir karşı duruşun ortaya çıkması gerekirken muhalefet partilerinin tutumunu anlamak mümkün gözükmüyor.

CHP tıpkı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yıllardır yaptığı gibi Ülkeyi karanlığa sürükleyen, “Diktatör bozuntusu” dediği kişiye tam da batmaya başlamışken, siyasi iktidarın çözülme sürecinin başlangıcı olabilecek günler yaşanırken adeta can simidi atması anlaşılır bir şey değil.

İnsanın sorası geliyor; Hiç mi süreci doğru okuyan, gelişmeleri doğru tahlil edebilen insanın yok. Fezlekeler konusunda partinin ezici bölümü karşı duruş sergilediği aşikarken, hem bu kararın yanlış olduğu açıklanmışken, parlamentodan çıkacak kararın Anayasa mahkemesinden döneceği bilinirken bu kararda ısrar etmek ne anlama geliyor?

CHP süreci yeniden gözden geçirerek henüz vakit varken yeni ve net bir duruş sergilemelidir. Cumhuriyeti kuran bir parti olarak hızla kendi değerlerine, kurtuluş savaşındaki ruhuna dönmek zorundadır. Günümüzde bu ilkesel duruşa eksiksiz demokrasi ve özgürlükçü bir Türkiye şiarlarını eklemelidir. Bu ilkesel duruş aynı zamanda Misaki Milli’nin korunmasının, halkların birlikte yaşamasının harcı olacaktır.

Artık başkaları ne der mantığı ve anlayışa uygun politikalar günün gerçeğiyle örtüşmemektedir. Bu anlayış aşılmış bir anlayıştır. Şimdi her bireyin, her partinin kendisi olması, kendi karakterine uygun adımların atılması gereken bir dönemden geçildiğinin unutulmaması gerekir.

Son günlerde TBMM’deki dayak ve zorla susturma girişimleri “Muhalefete Mecliste bile söz hakkı vermeme” tavrıdır. Eğer net bir tutum alınmazsa süreç siyaset yapmanın hızla ortadan kalktığı noktaya doğru dönüşebilir.

Şimdi muhalefet olarak ortaya çıkan büyük olanaklar iyi değerlendirilmelidir. Siyasi iktidarın ortaya çıkabilecek sokak gücünden ölümüne korktuğu biliniyor. Bu korkudur ki Artvin’deki direnişte hükümete geri adım attırdı. Anayasal ve yasal haklar çerçevesinde sokak aktiviteleri en önemli mücadele yöntemi olarak görülmesi gerekir. Başka türlü bir çıkışın görülmediği ortada.

Şimdi durmanın, yerinde saymanın, tavır almamanın ülkeyi derin karanlıklara sürükleyeceği bilinmelidir.           

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)