• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 23 °C

CHP'de Devrimci Demokratlar bildirisi: Bu düzen değişmeli

CHP'de Devrimci Demokratlar bildirisi: Bu düzen değişmeli
Kurultay'dan önce yaptıkları 'Yönetici değiştirmek yetmez, politikalar değişmeli' çağrısı ile dikkat çeken "CHP'de Devrimci Demokratlar" grubu, yeni bir bildirge yayınladı. CHP'de Devrimci Demokratlar, "Böyle gitmez, bu düzen değişmeli" çağrısı yaptı.

CHP içinde politik kimliklerini “CHP içinde devrimci demokrat” olarak tanımlayan bir grup Parti Meclisi Üyesi, Milletvekili ve CHP üyesi, 35. Olağan Kurultay öncesi bir bildiri yayınlayarak "Yöneticileri değiştirmek yetmez, CHP devrimci bir politik çizgide politika üreteli" çağrısı yapan 'CHP'de Devrimci Demokratlar' grubu, kurultayın ardından bir bildiri daha yayınladı.

"Böyle gitmez, bu düzen değişmeli" denilen bildiride, "Muhalefetin güçsüzlüğü AKP'yi güçlendiriyor" denildi ve AKP ile yeni bir anayasa çalışması yapılamaması gerektiği vurgulanıyor.

İşte Deniz Baykal'ın mezhepçi Suriye analizine, CHP'deki Atatürk portresi tartışmasına ve Selin Sayek Böke hakkındaki nefret suçuna karşı pasif kalındığı eleştirilerine yer verilen o bildiri:

BÖYLE GİTMEZ, BU DÜZEN DEĞİŞMELİ!

Bu bildirge, partimiz CHP’nin seçim bildirgelerine de yansıyan “devrimci demokratik sol” söylemlerine uygun olarak, siyasal sürece aktif olarak müdahil olması, muhalefet anlayışını devrimci bir tarzda yürüterek iktidar perspektifi ile hareket etmesi amacıyla, politik kimliklerini “CHP içinde devrimci demokrat” olarak tanımlayan bir grup Parti Meclisi Üyesi, Milletvekili ve CHP üyesi tarafından kaleme alınmıştır. Bildirge her CHP’linin desteğine ve katkısına açıktır! Hedefimiz, bu bildirgede dile getirilen siyasi yaklaşımları bütün parti örgütüne hakim kılarak, 12 milyon oy almış olan “uyuyan devi” uyandırmak ve AKP’nin gerici-faşist saltanatına son vermektir! 18 Şubat 2016
CHP’de DEVRİMCİ DEMOKRATLAR

SAVAŞA HAYIR! YURTTA SULH CİHANDA SULH!

Ülkemiz bir kan gölüne dönmüş durumda… Suriye’de yenilen, bütün politikaları iflas eden ve Yeni Osmanlıcı hayalleri çöken AKP, bu yenilgiden kurtulma telaşıyla savaş çığırtkanlığı yapıyor. Savaş suçu başta olmak üzere işlediği suçlardan dolayı ulusal ve uluslararası alanda yargılanacağını bilen Erdoğan kendisini ve iktidarını korumak için her yolu deniyor. Başkanlık hesapları ve mezhepçi ideolojik amaçları uğruna Erdoğan ve AKP, ülkemizi hızla savaşın ve Ortadoğu bataklığının içine sürüklüyor! Suudi Arabistan ve Katar dışında müttefiki kalmayan AKP, yalanların eşliğinde ülkemizi Suriye, Rusya ve İran ile yıkıcı bir savaşın eşiğine getirdi. IŞİD’den kurtarılarak PYD’nin kontrolüne geçen bölgelerin bombalanması ise IŞİD’e fiili olarak destek anlamına geldiği gibi, sıcak savaş tehlikesini de hızla arttırıyor! Ülkemiz hem savaşın, hem de etnik ve dini çok yönlü bir felaketin eşiğinde. Bu savaş, ne Türkiye’de, ne de bölgede yaşayan halkların savaşı!

Partimiz CHP, “Yurt’ta Sulh Cihan’da Sulh” diyerek öne çıkmalı, “Savaşa hayır” demeli ve terör karşıtı, barış yanlısı bütün güçlerle “savaş karşıtı bir blok” oluşturmalıdır!

7 Haziran siyasi yenilgisinden sonra 22 Temmuz’da Suruç’la başlayan ve Ankara Garı’yla devam eden katliamlar zinciri de, Cizre’ de, Silopi’ de, Sur’ da yaşananlar da, gazetecilerden akademisyenlere uzanan tutuklamalar da bu siyasi yönelimin birer parçalarıydı… 2002’de AKP’yi iktidara taşıyan “iç ve dış iktidar bloku” parçalandıkça ve daraldıkça, tam bir devlet partisine dönüşen AKP, Suudi Arabistan ve Katar gibi mezhepçi ilkel yönetimlerle daha fazla birlikte hareket ediyor. Mezhepçi ve ümmetçi yönü sürekli öne çıkıyor, faşist bir yaklaşımla kendisinden farklı düşünen bütün çevreleri teslim almaya çalışıyor, teslim alamadığını ise hain ilan ediyor!

Erdoğan, bütün bunları  daha rahat ve sorunsuz yapabilmek için Başkanlık sistemini “istikrar için olmazsa olmaz” diye dayatıyor! Bu dayatmanın göstermelik adımı ise Anayasa. Erdoğan “Yeni Anayasa” üzerinden topluma da, ülkemize de faşizmi dayatıyor! Boğazına kadar “batağa batan” iktidarın daha otoriter ve daha sert yöntemleri benimsemesi de bu dayatmanın bir aracı. Sur ve Cizre’de yaşanan vahşet de, Suriye’ye atılan bombalar da, Gezi direnişinin kanla, barutla, gazla bastırılması da, “Çocuklar Ölmesin” diyene de, DİSK kongresindeki protestoya alınan tavır da, Cerattepe’de Artvinlilerin çevreyi koruma adına dillendirdikleri masum taleplerin şiddetle bastırılması da bu dayatmanın bir parçası…

Her anti-demokratik ve şiddet yanlısı parti ve iktidar gibi AKP ve Erdoğan da, önümüzdeki dönemde durumlarını korumak için daha da sertleşecekler ve saldırganlaşacaklar.

Bu ülkeyi düzlüğe çıkaracaksa ancak sol çıkarır!
Savaşa karşı ülkemiz ve bölgemizde, barışı ancak güçlü bir sol sağlar!
Ülkemizde ve bölgemizde yaşayan bütün halkların felaketine neden olacak bu savaş çığırtkanlığına karşı, ancak bütün barış güçlerini yan yana getirerek mücadele edebiliriz!

MUHALEFETİN GÜÇSÜZLÜĞÜ AKP’Yİ GÜÇLENDİRİYOR!

Erdoğan ve AKP; bugün istediğini yapıyor, meydan okuyarak ve dayatarak hepimizi teslim almaya çalışıyorsa, bu durumun en önemli nedenlerinden biri,  muhalefetin etkisiz oluşudur! İktidar alternatifi bir hareket geliştirememesidir!

Başta partimiz CHP olmak üzere, bir bütün olarak 7 Haziran seçim sonuçlarını iyi yönetemeyen muhalefet hareketi, 1 Kasım’da yaşadığı derin moral bozukluğunun da etkisiyle AKP’nin saldırgan ve buyurgan tavrı karşısında yeni ve etkili bir politik hat ve örgütlenme geliştiremedi. Gündemi AKP ve Erdoğan belirledi. “Muhalefet Hareketi” olarak bizler de oluşturulan bu gündemi tartıştık!

22 Temmuz Suruç katliamı sonrası MHP, fiili olarak AKP politikalarına yedeklenirken, HDP de “Türkiyelileşme” politikalarından uzaklaştı. Sendikalar, Meslek Odaları, BHH gibi parlamento dışı muhalefet hareketleri ise iyi niyetle çaba harcayarak doğru tespitler yapmış, doğru bildiriler yayınlamış olsalar da güç olamadılar…

Partimiz CHP ise devrimci bir muhalefeti örgütleyemedi. Partimizin, AKP her gün biraz daha sertleşirken “uzlaşmacı” muhalefet yapma ısrarı, bizi bir adım bile ilerletmedi. Son iki seçimde “acaba bu kez olur mu” diye denendi ve görüldü ki; ortalık gerilmesin diye uzlaşmacı görünmek ya da kendisi dışında birine benzemeye çalışmak asla çözüm olmuyor!

İşte bu anlayışların bir sonucu olarak da; seçimlerde siyasi söylemler yerine yalnızca asgari ücreti ve emekli ikramiyesini öne çıkarmayı tercih ettik! Demokratikleşme için, Kürt Sorununun çözümü için, İnanç Özgürlüğü ve Laiklik için, Eğitim ve Sağlık için, Yerel Yönetimler için, Suriye ve Barış için köşeli konuşamadık, kararlı durmadık! 10 Ekim Ankara katliamı sonrası mücadele hattını daha da öne kurmak gerekirken, sokaklardan da çekildik ve mücadele hattını en geri noktadan kurduk. Yüzbinlerle ifade edilecek bir tek büyük miting bile yapmadık!

AKP İLE DEMOKRATİK ANAYASA YAPILAMAZ!

2010’da “Anayasa Referandumu” sürecinde, 2014’de mecliste kurulan “Anayasa Komisyonu” sürecinde, en önemlisi de 7 Haziran sonrası koalisyon için ve 36 gün süren “istikşafi’’ görüşmeler belleklerde tazeyken ve bu sürede AKP hem içerde hem dışarıda savaşı açıkça körüklerken, “Ana Muhalefet Partisi” olarak; “Anayasa Komisyonuna’’ katılmış olmamız son derece yanlıştı… Erdoğan ve AKP, “Yeni Anayasa’’ teklifini istediği kadar parlatsın, anayasa kurgusunun asıl niyeti başkanlıktır. Ve çok açıktır ki, “Yeni Anayasa” aldatmacası Erdoğan’ın kurguladığı “Yeni Rejimin” yasal kılıfı olacaktır!

En son yaşanan tartışmalardan sonra CHP’nin komisyondan çekilmiş olması yeni bir şanstır. Partimiz CHP, HDP ve MHP’ye de komisyondan çekilme çağrısı yaparak savaş kışkırtıcısı, kutuplaştırıcı, halkımızı birbirine düşürmeye çalışan AKP ile demokratik bir anayasa yapılamayacağını ilan etmelidir! CHP’ye yakışan oyunun parçası değil, doğrudan oyun kurucu olmasıdır!

BU DÜZEN DEĞİŞMELİ!

İçeride ve dışarıda savaş çığırtkanlığı yapılırken, sokağa çıkma yasakları ölümlere ve işkenceye dönüşmüşken, yalan-dolanla gazeteciler tutuklanırken, adaletsizlik olağanlaşmışken gücünü göstermeyen ve mücadele etmeyen siyasi bir parti kazanamaz! Böyle bir ortamda iyi niyetli de olsa uzlaşma çabası asla sonuç vermez.  “İyi niyet” bizi olsa olsa 2 Kasım sabahından daha kötü bir yere taşıyabilir!

Muhalefet hareketinin dağınıklığını toparlayacak ve etkisizliğini kıracak güç CHP’dir! AKP’nin ülkemizi sürüklediği açmaza karşı CHP’nin parlamento içinde ve parlamento dışındaki bütün muhalefet güçlerini, yeniden yapılandırma ve devrimci bir politik hatta birleştirme sorumluluğu vardır.

Her gün yeni bir gündemle uyandığımız ülkemizde, AKP’nin yanlış politikalarına karşı bir şey yapamama çaresizliğiyle, karamsarlık ve umutsuzluğuyla buluşan partimiz CHP, yazılı belgelerinin ruhuna uygun olarak silkinip ayağa kalkmalıdır!

Halkın endişesini ve geleceğe ilişkin güvensizliğini ortadan kaldıracak muhalefet hamlesi; devrimci bir tarzda, yeniden örgütlemekten geçer!

Açıktır ki, Türkiye bir yol ayrımında… Kutuplaştırmadan, ölümden ve savaştan yana olanlar tek bir blok olarak birleşiyorlar. Gelişmeleri,bir seyirci gibi izleyemeyiz!

Bu bloka karşı, bu ülkenin demokratlarının, ilericilerinin, devrimcilerinin birleşeceği bir demokrasi bloku gerekiyor! Faşizme ve savaşa karşı ayrı ayrı yerde duramayız, birleşmek zorundayız!

Demokrasi, Laiklik, Cumhuriyet, Atatürk… Bu değerlerin hepsi AKP eliyle tahrip edilmiş, önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır… AKP iktidarında sahiplenilecek bir değer kalmamıştır. Bu nedenle önceliğimiz, bu düzeni değiştirmeyi hedefleyecek, büyük bir mücadele hattını kurmak olmalıdır!

Bu düzeni değiştirmeden, bu ülke demokratikleşmez! Eşit yurttaşlık sağlanamaz!

POLİTİK CESARET ÖNE ÇIKMALIDIR!

CHP’nin siyasi rolü bugünlerde daha da artmıştır. Bugün ülkemizde mevcut iktidara karşı demokratik bir alternatif üretecek ve geniş kitleleri ayağa kaldıracak en önemli güç Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Ancak görünen o ki, Ankara’da yaşanan terör saldırısında görüldüğü gibi ülke kan gölüne dönmüşken, savaşa girmeye hazırlanırken CHP Genel Merkezi maalesef süreci iyi yönetemiyor. Partimizin önemli kadroları ’’Halep bir Sünni kentidir. Şii kuşatmasına teslim edilemez. Azez’i Türkiye’nin bombalaması doğrudur’’ diyebiliyor!

Kongrelerde politik açılımlar yerine kişiler tartışılıyor. Bir-iki saatte çözülebilecek “Atatürk Portresi” meselesi, Parti Meclisi’ni bile “olağanüstü” toplayacak bir soruna dönüştürülüyor. “Partinin bir Alevi Partisine dönüştüğü” dedikodularının önüne geçilmiyor. Partimizin sözcüsünün “Hristiyan olduğunu” açıklayan faşist zihniyete karşı verilmesi gereken tepki ise bir iki demeçle geçiştiriliyor. Kadını aşağılayan, çocukları bile cinsel bir obje olarak sunan fetvalar ortada uçuşurken, Diyanet İşleri Başkanlığı’na tavır alınamıyor. Başta Sur, Cizre olmak üzere birçok yerleşim merkezi kan gölüne dönmesine rağmen, Kürt meselesinin çözümü için açık tavır alamıyoruz! Ülke savaşa sürüklenirken, barış sesini güçlü bir biçimde yükseltemiyoruz. Söylemlerimiz “Grup Konuşmaları” ile ya da parlamentoda verilen “Soru Önergeleri” ile sınırlı kalıyor!

Bütün bu ve benzeri gelişmeler 12 milyon oy almış, her dört kişiden birinin desteğini almış partimizin itibarını da, inandırıcılığını da zorluyor. Güven kaybına uğruyoruz! Seçim bildirgelerimiz de, Kurultay Sonuç Bildirgesi de raflarda tozlanmaya terk ediliyor… Biz ayağa kalkmadıkça, söylemlerimizi politik bir cesaretle öne çıkartmadıkça, CHP’yi umut olarak gören, görmek isteyen kitleler hayal kırıklığına uğruyor. Gereksiz tartışmalar, partimize zarar veriyor…

Bütün bu gelişmeler, örgütü yukarıdan aşağıya doğru dizayn etmeye çalışan bazı yöneticiler ve bazı belediye başkanları sorunuyla da birleşince durum daha da karmaşık bir hal alıyor.

DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN DEVRİMCİ OLMALI!

Bizleri korku ve ölümle terbiye etmeye çalışanlara, ülkemizi hem içeride, hem de dışarıda savaşa sürükleyenlere verilecek en iyi cevap; siyasi duruşu ile, cesur söylemi ile, salonda ve sokakta, fabrikada ve tarlada, toplantılarda ve TV ekranlarındaki tartışmalarda güçlü ve güven veren yüzü sola dönük devrimci bir CHP yaratmaktan geçer! Partimiz CHP bunu başarabilecek güce ve siyasi birikime sahiptir!

AKP’nin yönetemez halde olduğu için daha fazla savaş, daha fazla şiddet dediği bir ortamda, değişim için, umut için Türkiye’de solcu ve devrimci olmak gerekiyor!

Bugün bu ülkede devrimci olmak;
Barışı istemektir, hukukun üstünlüğünü savunmaktır…
“Askerimizin, polisimizin öldürülmesini de, silahla çözüm arama yanlışına saplananların öldürülmesini de ve tüm annelerin gözyaşlarının akmasını da biz durdururuz” demektir…
Sokağa çıkma yasağına karşı durmaktır…
Gazetecilere, akademisyenlere, futbolculara sahip çıkmaktır…
Suriye’de bizim ne işimiz var diye sormaktır…
Mültecilere “insan olarak” sahip çıkmaktır…
Fetvalara karşı çıkmak, laikliği savunmaktır…
Dini ve etnik kimlikleri değil, eşit yurttaşlığı öne çıkarmaktır…
Eğitimi ticarete dönüştürmeye karşı çıkmak, laik ve bilimsel eğitimi savunmaktır…
İmam ve İlahiyatçı ihtiyacı dışındaki İmam Hatipleri “kapatacağız” demektir…
Sendikalaşmanın önünü açmaktır…
Silaha yapılan yatırımı, “eğitime ve sağlığa yapacağız” demektir…
Asgari ücreti, “sendikaların belirleyeceği sınıra göre” yapacağız demektir…
Kent rantını, kentli için kullanacağız demektir…
“Devlet de, kamu kuruluşları da, belediyeler de zenginlere ve bir avuç oligarşiye değil, halka aittir” diyebilmektir…

CHP’de DEVRİMCİ DEMOKRATLAR

Etiketler: , , , , ,
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)