• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 23 °C

CHP'nin tarihsel kökenleri

CHP'nin tarihsel kökenleri
CHP doğuşu ve üstlendiği misyon gereği parti tanımından öte bir varlıktır.

Sami GÜNAL

Bu yazının öncülü olarak iki ayrı yazı içinde CHP’yi ele almaya çalıştık. İlk yazıda CHP’yle olan kişisel yolculuğumuza dair değinmelerde bulunduk. (http://www.abcgazetesi.com/9-eylul-ve-chp-27937h.htm)
İkinci yazımızda, CHP’nin tarihsel kimliğine ve misyonuna vurgu yapmaya çalışarak sırf “kitle partisi” tanımlamasının içine hapsedilmesinin bir cehalet ve eksen kaydırma maksadı içerdiğini anlatmaya çalışarak o yazıdaki şu iki paragrafla meramımızı özetlemiştik. 

“CHP’nin asıl karakteristik (başat) ve vazgeçilemez özelliği, misyon partisi olmasıdır. Yani, bir ilke ve görev örgütlenmesidir. CHP’yi ele alırken ona sadece “Kitle Partisi” deyip çıkarsan ne tarihi biliyorsundur ne de particiliği biliyorsundur. Ya da biliyorsundur da hesap başkadır.

(…)
İşte bundan sonrasında belgesel atıf ve değinmelerle CHP’nin tarihsel kimliğini ve misyonunu irdelemeye devam edip şimdiki bu CHP’nin, Atatürk’ün/Cumhuriyet’in CHP’si olmayıp, Y-CHP nam, bir “Ayıplı Mal” olduğunu ispata çalışacağız.”
(http://www.abcgazetesi.com/chp-kitle-partisi-mi-misyon-partisi-mi-yoksa-kadro-partisi-mi-28710h.htm)

Evet, anlaşılacağı üzere bu üçüncü yazıda CHP’nin tarihine doğru yol alarak misyonunun ne olduğunu bulmaya çalışacağız.

CHP, 9 Eylül 1923’te Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir siyasal partiye dönüşmesiyle doğmuştur. Bilindiği üzere Atatürk tarafından kurulmuştur. 

CHP, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ardılı, yani mirasçısıdır. Tabii ki doğası gereği Atatürkçülerin ve onun aydınlanmacılık yolunda gerçekleştirdiği devrimlerinin partisidir. Herkesin bildiği Altı Ok’un partisidir.
Başta öz yöneticileri olmak üzere bu oklardan kimilerini yere atmaya, kırmaya çalışanlar olmuştur. Fakat tabana boyun eğmek ve geri adım atmak zorunda kalmışlardır. Okları kıramamışlardır, atamamışlardır. Arkadan dolanmaya çalışarak “devşirmecilik” gibi bir ok icat etmeye kalkışmışlar, partinin kimliğiyle ilgisi olmayan hatta açık açık ters olduklarını söyleyen adamları/kadınları doldurarak yozlaşma yaratmaya çalışmışlardır.

Bundan önceki iki yazıda bilinçli olarak kurduğum bir cümleyi tekrarlamıştım. Ne demiştik? “Bu tarihsel bünye, bu hurmaları kusar-kusacaktır; tersi ters olur. Bilim kabul etmez.”

Siyasi partiler için yapılan en karakteristik tanım, “Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” bu minval üzere herkes her konuda izin dahi almaksızın bir parti kurabiliyor. Bu tanıma sığan “sıradan yapılanmalar” dahi olabiliyor. Ama ya CHP öyle midir? CHP doğuşu ve üstlendiği misyon gereği parti tanımından öte bir varlıktır.

Neden “öte” bir varlıktır?

Çünkü “Kurtuluş”un örgütleyicisi ve Cumhuriyet’in/devletin kurucusudur. (*)Yani bir ana oğul, rahim ilişkisi söz konusudur. Dolayısıyla bir başkası, evin içerisine gelip “Ana, ben geldim, ben senin oğlunum" diyemez; deme hakkı da yoktur. Demek ki “oğulluk” genetiğine aykırı olanlar o evin oğlu olamazmış. CHP “fikr-i özel” mülkiyettir. Her elini kolunu sallayan yolcunun geçici olarak konaklayacağı bir han değildir.       

Cumhuriyet, çok parti doğurmuştur. Gel gör ki Cumhuriyet’i de CHP doğurmuştur. Sanırım farkı ve “öte”liği yeterince anlatabilmişizdir. Şimdiyi saymıyoruz, Kurtuluş ve Kuruluş aşaması itibariyle özdeştirler. CHP=Cumhuriyet; Cumhuriyet=CHP’dir.

Şimdi, nedir bu Müdafaa-i Hukuk, Kuva-yı Milliye ve de Sivas Kongresi’nin önemi?

Üstüne vazife değilken bir oldubittiyle Birinci Dünya Savaşı’na katıldıktan sonra yenik sayılan Osmanlı’nın maruz bırakıldığı Mondros Antlaşması sonrasında Anadolu’nun emperyalistlerce işgaline karşı yerel iç örgütlenmeler başlatılmıştır. Bu örgütlenme Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında yurdun dört bir yanında vücut bulmuştur.
İzmir’in, 15 Mayıs 1919’da emperyalizmin himayesi altındaki Yunan birlikleri tarafından işgale uğratılmasına koşut, Egeliler yaygın bir şekilde savunma amaçlı Müdafaa-i Hukuk adı altında örgütlenmiş ve kongreler yapmışlardır. “Çoban ateşleri” diye edebi bir tanımlamayla adlandırılan bu savunma kongrelerinde “Kuva-yı Milliye” dediğimiz savunma güçleri doğmuştur. 

Bu kongreler, yerel Kuva-yı Milliye’yi doğurduğu gibi sivil siyasal “yerel karar organları” da oluşturmuştur. Hocamız Bülent Tanör, daha ortada ulusal meclis yokken genişçe alana yayılan bu yerel ve milli örgütlenmelere “Yerel Kongre İktidarları” adını vermiştir.  

Mondros Antlaşması’ndan sonraki bir buçuk yıllık sürede onlarca, yerel düzeyde Müdafaa-i Hukuk kongreleri yapılmıştır. Bu toplantıların ulusal kongre niteliğine büründüğü ilk yer ise Sivas Kongresi’dir. (4 Eylül 1919)
Zafer Tunay’a Hocamız, -mealen- şu teşbihte bulunmuştur: Bu kongreler bu süreçte Osmanlı’yı temsil eden İstanbul hükümetine karşı birer devrim organları gibi çalışmışlardır. Saltanat yok olmaya yüz tutmuş, egemenlik millete geçmeye başlamıştır.

Sivas Kongresi’nin, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri açısından önemi!

İzmir’in işgaliyle başta Ege olmak üzere tüm yurt sathında Müdafaa-i Hukuk Kongreleri hâsıl olmamış mıydı? Bunlar yerel savunma ve direniş örgütlenmeleri değil miydi? Dağınıklık, pek de iyi bir yöntem ve yönetim değildi. İşte bu, göz önünde bulundurularak Sivas’ta çok önemli bir karar alınmıştır. Bu, tüm Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” olarak tek çatı altında birleştirilmesidir. Böylelikle tüm vatanı savunan birleştirilmiş tek bir örgüt söz sahibi oluyordu.

Bu kongrede oluşturulan ve liderinin Mustafa Kemal Paşa olarak belirlendiği Temsilciler Kurulu’nun (Heyet-i Temsiliye) alacağı karar ve uygulamaların tüm ulus adına olacağı kararı alınmıştır. Bu kongre, ulusal direniş için ulusal bir organ yaratmıştır.

Mustafa Kemal Paşa bu kongrede, ipi kopmuş tespih taneleri gibi yurdun teker teker dağılmış parçalarını bir araya getirmek suretiyle ufukta yeni bir Türk devletini kuracağının işaretini de vermiştir.

CHP’nin çekirdeği olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin öncülüğünde “Kurtuluş” sağlanırken, bu cemiyetin ardılı olan Halk Fırkası da “Kuruluş”u gerçekleştirmiştir.

O kadar özdeştirler ki CHP’nin atası olan Halk Fırkası, Sivas Kongresi içinde kurulmuş olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kendisinin öncülü olarak ilan eder. İlerleyen zaman içinde de CHP ilk kongresi olarak Sivas Kongresi’ni kabul etmiştir. 

Bu parti, Cumhuriyet’i “Halk Fırkası” olarak ilan ettikten sonra “Cumhuriyet Halk Fırkası” adını almıştır. Dil Devrimi’nden sonra da 1935’te “parti” sözcüğüne dönüşerek bildiğimiz nam, CHP olmuştur.

Şimdi, Atatürk’e atıflar yaparak konuyu derinleştirip anlamlandıralım.

Ulusal Kurtuluş Savaşı günlerinin sona ermesiyle birlikte Birinci Meclis’te toplumun çok farklı kesimlerini temsilen bulunan üyeler arasında eşyanın tabiatı gereği gruplaşmalar hâsıl olmuştur. Bu gruplaşmalar Birinci ve İkinci Grup adı altında oluşmuştur. Sivas Kongresi’nde yerel güçlerin birleşmesiyle oluşan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerini Meclis’te Mustafa Kemal’in liderliğini yaptığı Birinci Grup temsil ediyordu. Birinci Grup %75 çoğunlukla bulunuyordu. Bu gruplaşmalar, haliyle siyasal partilere gereksinim doğurmaya başlamıştır.
İşte bu süreçte Birinci Grup, “Halk Fırkası”na dönüşmüştür. 

Atatürk, İzmir’e girildikten ve zafere ulaşıldıktan sonraki zaman diliminde bir parti kurma niyetiyle “Halk Fırkası” tanımlamasını ilk kez 6 Aralık 1922 tarihinde yapmıştır.

"Bu milli maksat ve görüşleri göz önünde bulundurarak milletimin her sınıf halkında ve İslam dünyasının en uzak köşelerinde beni sonsuza kadar onurlandıracak olan alaka ve güvene layık olmak için milletin mütevazı bir ferdi olmak sıfatıyla hayatımı sonuna kadar vatan yararına harcamak amacıyla barışın gerçekleşmesinden sonra halkçılık esasına dayanan ve Halk Fırkası ismiyle bir siyasi parti kurmak niyetindeyim."

Daha sonra 8 Nisan 23 tarihinde "Dokuz Umde”yi (prensip/ilke) yayınlayan Mustafa Kemal Paşa, aynı gün Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti teşkilatlarına yönelik bir genelge yayınlar.

“Eğer umut ettiğimiz gibi Müdafaa-i Hukuk teşkilatımızın üyeleri milletimizin desteğini kazanırlarsa Büyük Millet Meclisi'nde ‘Halk Fırkası’ namı altında memleketin yönetim sorumluluğunu üstleneceklerdir.”

Dolayısıyla bu talimattan sonradır ki 1923 milletvekili seçimi aracılığıyla Meclis’e gelen milletvekilleri hemen Halk Fırkası tüzük çalışmasına başlamışlardır.

7 Ağustos 1923 tarihinde gerçekleştirilen ilk toplantıda Mustafa Kemal, A-RMHC’nin, Halk Fırkasına dönüşeceğini söylemiştir.

Bunun akabinde sürekli toplantılar yapılarak İzmir’in kurtuluşunun birinci yıldönümü olan 9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası”nın kuruluş tüzüğü kabul edilir.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ilk kurultayı olarak Sivas Kongresi’ni kabul eden CHP kurtuluşun ve kuruculuğun yürütücüsü ve sahibi olduğunu muştulamak ve organik bağını aşikâr kılmak için de yine bir 9 Eylül gününü seçmiştir.

Nitekim bunu Atatürk’ün ifadesinde de buluruz. İki büyük gururu vardır; CHP ve “Cumhuriyet”tir.

16 Eylül 1924’te Trabzon’da CHP’lilere şöyle seslenir: 
“Halk Fırkası, memleketin, her türlü dayanaktan yoksun bırakılarak felakete atıldığı uğursuz/kötü kavgada, bütün milleti kadrosu içine alarak kuvvet ve kudret yapan, harici düşmanları kovan, dâhili düşmanlarını imha eden, halka hürriyet ve hâkimiyet temin eden mukaddes bir cemiyettir.
(…)
Halk Fırkası, Türkiye’yi medeni âleme sokan ve orada yükselmeyi taahhüt eden azimkâr (kararlı) bir fırkadır.
(…)
Halk Fırkası’nın Reis-i Umumiliği (Genel Başkanlığı) benim için medar-ı iftihardır.”   

Konumuzla bağlı niteliği ve tezimize referans olması itibariyle CHP’nin kuruluş tüzüğü bize yol göstermiş olacaktır. Tüzükte partinin amacı vurgulanırken ilk madde olarak “Ulusal Egemenliğe” rehberlik etmek vurgulandıktan sonra ülkeyi çağdaşlaştırmak gibi bir misyon üstlendiğini bununla birlikte de hukukun üstünlüğünün ilke edinileceğini kayıt altına almıştır.

Devam edelim;

Bugünkü kimi adamların ve kadınların yerinin CHP olamayacağının tarihsel kökenini bulmuş olacağız.
Partinin kuruluşuyla, halk arasında üyelik yöneliminin yaygınlaştığı gözlemlenince bir takım tedbirler alınması gereği doğmuştur. Üyeliğe kabulde yukarıdaki tüzük prensiplerinin gözetilmesiyle birlikte ek olarak vurgulanmıştır ki özellikle partinin misyonu olan “Kurtuluş Savaşı”na karşı olmamak...

Peki, Kurtuluş Savaşı’nın özü ne?

“Tam Bağımsızlık.”

Şimdi, “Geçti bağımsızlık modası, AB-D’ye bağımlılık esastır.” diyenler yok mu içeride? Var! Bunu demeleri ve savunmaları gayet tabii ki haklarıdır. Ama CHP içinde değil. Kendi evlerinde demiş olmaları fikr-i namusluluk için gereklidir.

Yarın devam…

(*) Tabiatı gereği ana, kadın cinsiyetini temsil eder, cinsiyet eşitliğini sağlamak için oğul teşbihi yapılmıştır. Erkeksi bir Cumhuriyet vurgumuz söz konusu değildir. S.G)

 

Etiketler: ,
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Bir Toplumsal Fenomen Olarak; Müslüm Gürses03 Mart 2018 Cumartesi 16:54
    • Gariban…27 Şubat 2018 Salı 12:50
    • Gerçekten Yaşamak!25 Şubat 2018 Pazar 08:40
    • Hangi inanış 6 yaşındaki çocuğun evlenmesini mübah kabul eder?24 Şubat 2018 Cumartesi 11:07
    • Erdoğan mitomani mi?24 Şubat 2018 Cumartesi 08:18
    • CHP Kurultayı’nın ardından (IV)21 Şubat 2018 Çarşamba 17:53
    • Hadi Be Fox Tv…19 Şubat 2018 Pazartesi 16:50
    • CHP Kurultayı'nın ardından (II)18 Şubat 2018 Pazar 13:54
    • AKP'li İslamcıların vazgeçilmez adresi: İsrail ve Amerikan Muhipleri Cemiyeti18 Şubat 2018 Pazar 13:44
    • CHP Kurultayı'nın ardından (I)17 Şubat 2018 Cumartesi 13:19
    • 1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)