• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Çocuklarımızın yanması da 'yazılmış' kader mi?

Çocuklarımızın yanması da 'yazılmış' kader mi?
Yokluk çekenler, üç kuruş ücretle geçinmeye çalışanlar, işsizler, garibanlar boşuna hayıflanmasın; onların kaderi bu. Ve yurtta çocuklar niye mi öldü; kader işte!

Aydın Tonga

Adana'nın Aladağ ilçesinde “Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu'nda” çıkan yangın sonrasında 12 çocuk ve bir eğitmen yaşamını yitirdi. Yangına dair ihmallerin olduğu malum. Nitekim bu durum yangın raporu ile de tespit edildi. Anılan derneğin “Süleymancılara” bağlı olması tartışma ekseninin “tarikat ve cemaatlerin” yaygınlığı ve bu yapılara gösterilen “müsamaha” iddiaları ile de farklı bir boyut aldı. Bu noktada şunu ifade etmek gerekir ki, bizce de söz konusu hadise toplumsal ve siyasal boyutları ile tartışılmalı ve ele alınmalıdır. Fakat biz bu yazıda söz konusu acı olayı “kader”e bağlayan zihniyeti ve bu zihniyetin kökenlerini tartışmak istiyoruz.

Başlayalım o halde.

Egemen İslam yorumuna göre Allah sonsuz ilim sahibi olarak insanların bütün yaşamlarını önceden bilmektedir. Dolayısıyla insanların karşılaştıkları bütün olay ve hadiselerde bu “bilgi” doğrultusunda cereyan etmekte diğer bir ifade ile insan “yazılan” bir kaderi yaşamaktadır. Bu yaklaşım haliyle “madem insanların yaşayacakları hayat önceden belirli olmuş ve en nihayetinde kişinin cennete ya da cehenneme gideceği de belirli ise o zaman neden yaşıyoruz” sorusunu beraberinde getirmiştir. Fakat bu soru orta yerde kalmış, egemen İslam zihniyeti de bu sorunu görmemezlikten gelmiştir.

“Cebriye Fırkası” olarak tarihte yer alan bir grup da, kader anlayışını sonsuz teslimiyet ve itaat etme biçiminde formüle etmiştir. Her ne kadar egemen Sünni paradigma insanı bir “hiç” haline getiren bu anlayışa sözüm ona karşı çıkıp, insana irade atfetmeye çalışsa da, Cebriye’nin söylediklerinden pek de uzaklaşamamışlardır. Ama onlara göre “Cebriye” yanlış yolda “sapkın” bir gruptur, kendileri ise hidayete ermiş “akıllardır” elbette. Oysa bu iddialı söylemler pratikte silikleşmekte adeta küçük fısıltılar olarak duyulmaktadır. Zira sonsuz bilgi sahibi Tanrı kudretinin ilmi dışında bir şey yapamayacaksak bunu Tanrı yazmış ya da bizim yaptıklarımız yazıya geçmiş çok mu fark eder? Yine tercih eden ile tercihi edilen arasındaki karşılaşmanın neticesi çok daha öncesinden biliniyorsa o zaman tercih edenin önemi ve fonksiyonu nedir? Ve elbet bu durumda böyle bir karşılaşmaya neden gidilmektedir?

“Sizin her biriniz anne karnında kırk günde toplanır. Sonra bir o kadar zaman içinde kan pıhtısı (alaka) halini alır. Sonra bir o kadar zaman içinde bir çiğnem et olur. Sonra Allah bir melek gönderir de bu melek dört kelime ile yani rızkını, ecelini, şakî yahut said olduğunu yazmakla emrolunur. Allah’a yemin ederim ki sizlerden biriniz yahut bir adam ateş ehlinin ameliyle amel etmeye devam eder, nihayet kendisiyle cehennem arasında bir kulaç yahut bir zira’dan başka bir mesafe kalmaz. Kitap onun önüne geçer, cennet ehlinin amelini işler de oraya girer. Bu sefer o adam cennet ehlinin ameliyle amel etmeye devam eder, nihayet kendisiyle cennet arasında bir kulaç yahut bir zira’dan başka bir mesafe kalmaz. Kitap onun önüne geçer, cehennem ehlinin amelini işler de oraya girer.” (el-Buharî, 82 Kader 1, (VII, 210).)

Bakın bu hadis Buhari’de yani hakim İslam inancının en güvenilir hadis yazarının kitabında geçiyor. Ve görüldüğü üzere daha bebek iken kaderimiz “yazılmış”, bu durumda yaşamanın manası nedir? Bir adım daha ileri gidersek neticesi belli olan bir imtihan için neden sınav düzenlenir?

Cebriye Mezhebi’nden yukarıda bahsettik. Bu mezhep özetle “kaderi yazan Allah ise başımıza gelenlerde onun takdiri ile olmuştur” der özetle.  İşte tam bu söylemden yola çıkarak Muaviye’de şöyle seslenmiştir ahaliye: “Rabbim beni ehil görmeseydi, onu bana bırakmazdı.Bizim şu andaki konumumuzu Allah beğenmesiydi, onu değiştirirdi[1]”.Yine Sıffın savaşı sonrasında kazandığı zaferi şöyle yorumlar Muaviye: “Allah’ın yardım ettiği kazanmış yardımsız bıraktığı ise kaybetmiştir.”[2]

Teori böyle kurulunca söze düşen de sadece dile gelmek oluyor işte..

“Yaşanan ne varsa, yaşanması gerektiği için vuku bulmuştur.” Kader anlayışının bir başka açıdan görünümü olarak ifade edebileceğimiz bu cümle ile bütün zulümler bir anda meşruiyet kazanır; bir anda eliniz kolunuz bağlanır bu sözler karşısında. Ondan sonra aklınıza gelebilecek ne kadar kötülük varsa “kader” der geçersiniz. “Yaşanması gerekiyordu, yaşandı” kabilinden..

Cemel Vakası’nda misal, Peygamber’in eşi Aişe ile Peygamber’in yakın arkadaşları Talha ve Zübeyr halife Ali’ye savaş açacaklardı zira onların kaderinde vardı bu. Savaş sonrasında 10 bin civarında insan mecburen ölecekti zaten. Mecburen Sıffın yaşanacak 70 bin insan can verecekti. Bugüne gelelim her yıl yüzlerce insan pek tabi iş cinayetlerinde ölecekti, kaderleri buydu! Yokluk çekenler, üç kuruş ücretle geçinmeye çalışanlar, işsizler, garibanlar boşuna hayıflanmasın; onların kaderi bu. Ve yurtta çocuklar niye mi öldü; kader işte!

Bu cendereye, bu psikolojik kuşatmaya ve dahi “dini argümanlarla” süslenmiş egemen söylemelere boyun eğmek durumunda değiliz lakin. Her ne kadar hadis (!) olduğu öne sürülen sözlerde ”Her ümmetin mecusisi vardır. Benim ümmetimin mecusileri ise ' Kader yoktur.' diyenlerdir. Onlardan biri ölürse, cenazesine katılmayın, hasta olursa ziyaretine gitmeyin. Onlar deccal taifesidir. Allah’ın onları deccale ilhak ettirmesi (ona katılmış bir grup olarak değerlendirmesi) hakkıdır.” (Ebu Davud, Sünnet; 17)  dense de bu böyle!

Çünkü ortada zehirlenen bir dünya var ve biz bu zehri göre göre içecek değiliz. Zaten zehiri soframıza sunanların tasavvurundaki yaratıcı ile bizim yaratıcımızda aynı şeyleri konuşmuyor! Örneğin bizim yorumumuza göre Tanrı göz göre göre insanları cehenneme hazırlamak için dünyaya göndermiyor!  Peki, nasıl mı oluyor bu? Onu da başka bir yazıda ele alalım isterseniz.

[1] Abdulhamit Sunanoğlu, İslam’ın İlk Siyasallaştırılma Sürecinde Kader İnancı.

[2] A.g.e

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)