• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Cumhuriyet Halk Partisi’ne Kurucu Meclis Çağrısı

Deniz YILDIRIM

Fren patladı; duramazlar. Saldırdıkça saldırıyorlar. 

Darbe girişimi sonrası izleyebilecekleri iki rota vardı. Birincisi, darbe ortamına zemin hazırlayan tüm anti-demokratik uygulamalara son verip siyaset kanallarını genişletmekti; demokrasi programıydı. İkincisi, darbeyi Cumhuriyet’e karşı yeni bir darbe fırsatına çevirmek, muhalif güçleri de torbaya atarak tasfiye etmek, içeride despotizm ve dışarıda savaş denklemiyle krizi derinleştirme programıydı. 

Saray Rejimi doğası gereği ikincisini seçti. Bu nedenle 15 Temmuz gecesi ve hemen ertesinde 24 Temmuz Taksim mitinginde cumhuriyet ve demokrasi güçleri olarak slogana çektiğimiz şu yaklaşım doğruydu, haklı çıktık: Ne Darbe Ne Dikta.

Fakat tarih haklı çıkanları değil, bu haklı saptamayı siyasete çekenleri, siyaset zemininde bu saptamaya uygun alternatifleri örgütleyenleri yazıyor. Tarih önünde sorumluyuz. Yenilmek mesele değil, yenilebiliriz. Fakat hiçbir şey yapmadan yenilmek, yenilgilerin en kötüsüdür ve Cumhuriyet iradesine, kararlılığına uymayan bir karamsarlıkla el eledir. Kurtuluş Savaşı’ndan Cumhuriyet’e uzanan irade; bugün kendisini karamsarlık biçiminde örgütleyemez. 
“Bunu aşmak adına uygun şartlar var mı?” Duyar gibiyim. 
Var.

29 Ekim ve Cumhuriyet

Önce son 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan bugüne gelişmeleri alt alta yazalım.
Bu Cumhuriyet Bayramı birkaç yıldır altını ısrarla çizdiğimiz gerçeği daha da görünür hale getirdi. Büyük bir tarihsel atılım olan Cumhuriyet bugün ayaklar altında. Laiklik, çağdaşlaşma, barışçıl dış politika/komşuların içişlerine karışmama. Ayaklar altında. Egemenliğin saraydan alınması. Ayaklar altında.

Fakat kutlanacak boyut var. Biz. Sen, ben, o. Bu karanlıktan sıyrılma, aklını kullanma cesaretini gösterenleri, memleket için kendi çıkarını geride tutanları hesaba katalım. Cumhuriyet’in kazanımı burası. Bu kazanım üzerinde yükselecek bundan sonraki atılım. Eksiğini gediğini tartışmadan, memleketin geneli dinsellik ve Saray etrafında faşizan temelde şekillendirilirken ifade edelim önce: Cumhuriyetçiyiz. Artık siyasal konumlanışımızda bunu daha kalın harflerle ilk sıraya yazabiliriz. Ama yetmez, açacağız.

Diğer yandan bu bayram, ilerici muhalefet güçlerinin de artık bu temelde netleştiğine işaret. Artık şu “ileri miydi, atılım mıydı?” türü liberal tartışmaları bıraktık. Tarihsel olarak Cumhuriyet’in hakkı özellikle sol siyasetler tarafından netlikle veriliyor.

Devamında bir saptamayla: ya “yeniden” ya da “yeni bir cumhuriyet” vurgusuyla. Slogan düzeyinde Cumhuriyet’in kazanımlarını daha ileriye taşıma kararlılığı belirginleşiyor, ortaklaştırıyor. “Yıkılsın Saltanat, Yaşasın Cumhuriyet” şiarı 93 yıl öncesine göre çok daha toplumsal; unutulmasın. 

Ancak hala eksiklik var. Eksiklik slogandaki özetin hangi araçlarla, strateji, program, ittifaklar ve siyaset eliyle iktidara taşınacağına dair somutluğun henüz bulunmamasında.

Cumhuriyet’te uzlaşmaya kadar geçirdiğimiz süre kadar bir de bunun için bekleyemeyiz. Öncü çözümler en arkada değil, dalganın önünde yükselir. 

Tehdit yakındır, acil çıkış zorunludur: Cumartesi günü Cumhuriyet gençliği halkı Birinci Meclis’te birleştirdi, rotayı Mustafa Kemal’e, Anıtkabir’e gidiş olarak belirledi ve ara durakta, Ankara Garı’nda barışçıl, demokratik bir cumhuriyet kararlılığını gösterdi. 

Akşamında CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan silahlı saldırıya uğradı. Cumhuriyet kuran partinin genel başkan yardımcısına silahlı saldırı düzenlendi. Sembolikti.

Haftalardır bekleyen ve açıklanmayan iki yeni KHK 29 Ekim gecesi yayınlandı. FETÖ’cülerin tasfiyesi torbasına ajanslar, kültür dergileri, Eğitim Sen’li eğitim emekçileri de atıldı. Akademisyenlerin eksik gedik de olsa rektör seçme hakkı kaldırıldı.

Ve pazartesi. Cumhuriyet Bayramı’nı izleyen ilk mesai gününün sabahında Cumhuriyet gazetesine ve yazarlarına operasyon düzenlendi. Yazarlar gözaltına alındı. 

Hala içerik tartışanlara söyleyelim: Tabelasında Cumhuriyet yazan her kurumu tasfiye edecekler. Buna bu haliyle Cumhuriyet Halk Partisi de dahil. Rejim dönüşümü böyle tamamlanacak. 

Program belli: Milliyetçi Cephe koalisyonunu tahkim etmek; bu cephenin dikta programının dışında kalan herkesi “terör” sopasıyla terbiye etmek ve “milli güçler”le “terör destekçileri” arasında kurulan siyasal zıtlık zeminini anayasa değişikliğine ve başkanlık görünümlü Saray Rejimi kurumsallaşmasına taşımak. 

Program Birliği

Tespitler tamam da; buna uygun çıkış?
Önce şunu söyleyelim: Siyasal tablo her alanda tekleşmeye, tek kişi etrafında örülen Saray’a doğru. Yani 29 Ekim 1923’ün de, 23 Nisan 1920’nin de gerisine doğru. Öyleyse çizgiyi 29 Ekim’de, programı 23 Nisan’da çekeceğiz, gerisine düşmeyeceğiz. Fakat tarihin aynı şartlar, aynı ittifaklar zemininde tekrarlanacağı bir “nostalji” özlemine de saplanmayacağız. Yeni bir kurucu irade örgütlemek görevimiz. 

Bu noktada hem siyasal hem de toplumsal muhalefet güçlerinin yığınaklarını hem saldırının en kuvvetli geldiği yere, hem de bu saldırı karşısında en kuvvetli direngen dinamiklere göre yapmaları gerekiyor. Saldırı Cumhuriyet’e, demokrasiye, laikliğe, halkın sosyal kazanımlarına. 

Bugün buna karşı çıkış, Cumhuriyetçi ve Halkçı bir program ittifakını siyasal olarak kurucu iktidar alternatifi haline getirmekte.

Gerçeklikle bağını yitirmiş, saçmalamakla saldırmak salınımında gidip gelen bir iktidar karşısında sadece sloganlarla ayakta kalınmaz. Önce bu asgari programda netleşelim. 

Ekonomik ve sosyal alanda emekçiyi inşaatta, madende ölüme göndermeyecek halkçı-kamuculuk; sosyal hayatta kadınların otobüste tekmelenmeyeceği ve devlet işlerinde dinin bir denetleme/sömürü aracı olarak kullanılmayacağı bir laiklik ve ülke sorunlarının barışçıl yollarla, temel hak ve özgürlükler, eşit yurttaşlık temelinde çözüleceği demokrasi programı. Halkın her alanda örgütlenme, ifade özgürlüğünün önünün açılması, mücadeleleri ilerletecek bir asgari program.

Bugünün asgari programı bu üç ilke üzerinde şekilleniyor. Halkçı, Laik, Demokratik Cumhuriyet. Bunlarda uzlaşıyor muyuz? Daha ilerisinden vazgeçtiğimiz için değil, daha ilerisinin bir ihtimal olarak kalabilmesi için.

Kim Yapacak?

Uzlaşıyorsak ikinci aşamaya geçelim: Kim yapacak? Siyasal aktör, alternatif kurucu irade. Toplumsal muhalefet güçleri örgütlenmeye çalışıyor. Okul dönüşümüne karşı direnişler, laiklik kampanyaları. Anlamlı ve aşağıdan, işyeri işyeri, okul okul bu gidişe karşı duruşlar çoğalmalı. Haziran Hareketi’nin kampanyalarında olduğu gibi. Diğer yanda Demokrasi İçin Birlik girişiminin çağrıları. Hepsi anlamlı. Düşmanlaşmanın, dar alanda kavgalarla kitlelerdeki umutsuzluğu pekiştirmenin anlamı yok.

Fakat bunlar yetmez. Kendiliğindenlik, merkezi çıkış seçeneğiyle tabanı/yerel mücadeleleri karşıtlaştırma dinamiği Gezi’de bitti. Bir merkezi seçenekle tamamlanmalı, bir kurucu iktidar alternatifi Halkçı, Laik, Demokratik Cumhuriyet programı etrafında halkı birleştirip çöküşten sonraki çıkışa hazırlanmalı.

Çare olarak düşünenler için söyleyelim; MHP, iktidarın Milliyetçi Cephe aldatmacasında yer buldu; HDP 7 Haziran sonrası tuzağa düştü; PKK-şiddet çizgisini demokratik bir genişleme imkanı karşısında öne çıkardı; coğrafyasını daralttı. Sosyalist sol var, ama yok. 7 Haziran öncesinin, silahların konuşmadığı günlerin ittifak önerilerinin karşılığı da yok. İttifak artık programda mümkün.

Öyleyse bu program temelinde öncü yapılanmayı kendisini yeni bir Kurucu Meclis gibi örgütleyerek, tüm ilerici dinamikleri bu temelde içererek ve bu asgari program temelinde siyasal-sosyal mücadeleyi büyüterek Cumhuriyet Halk Partisi yapmalı. Türkiye’yi birleştiren çözüm için CHP yeniden yapılanmalı. Bu görev, Cumhuriyet kuran parti olarak CHP’ye önemli bir tarihsel imkan yaratıyor, sorumluluk veriyor. Nasıl?

CHP’ye Kurucu Meclis Çağrısı

İlk adım: CHP delegesine, tabanına, kadınlara ve gençliğin dinamizmine büyük rol düşüyor ilk aşamada. Kemal Bey’in Salı günlerine, grup toplantılarına sıkışan, soru sormanın ötesine geçemeyen ve hiçbir seçim kazanamayan liderliği fiilen işlemiyor, aksine karşı kitleyi politikleştireyim derken muhalif kesimleri siyasetsizleştiriyor; CHP de bitecek. 

Ancak mesele lider meselesinin ötesindedir. CHP lider, kadro, strateji ve sözünü ettiğimiz asgari program temelinde yeniden örgütlenmelidir. Bunun önünü Kemal Kılıçdaroğlu da açabilir, örgütleri bu temelde bir dönüşüm için çağırabilir, kurultayı böyle bir ittifak ve iktidar seçeneği için örgütleyebilir. Halkçı, Cumhuriyetçi ve Demokrat güçlerin temsil edileceği bir yeni kurucu irade, önce CHP karar organlarında bir kurucu meclis gibi örgütlenebilir.
İkinci adım: bu program temelinde siyasal muhalefetle sosyal alandaki muhalefetin varlığı birbirini beslemelidir. Saldırı sadece siyasette değil, otobüstedir; okuldadır, yaşam alanlarındadır. Bu alanlardaki sosyal muhalefet biçimleri siyasal muhalefeti; güçlenen siyasal-merkezi alternatifin varlığı ise tabandaki sosyal muhalefet biçimlerini destekleyecektir. Çeşitli birlik, kongre girişimlerinin varlığı bununla çelişmez. CHP sadece CHP olmaktan çıkacak; siyasal alanda yeniden ve halkçı, laik, demokratik temelde bir cumhuriyetin kurucu meclisi gibi çalışacaktır. Siyasetler kendi varlıklarını koruyacaktır. 20. Yüzyılda faşizme karşı oluşan Halkçı ittifakları anımsayalım. Sosyalistlerle sosyal demokratların, demokratlarla cumhuriyetçilerin düşmanlaşma değil; programda, seçenekte birleşme zamanıdır.

Bu seçenek; bir yandan güçlü bir muhalefet olacak, Salı’dan tüm haftaya yayılacak; saldırılar karşısında “yaptırmama iradesi” olarak demokratik temelde örgütlenecektir. Diğer yandan da çöküş karşısında, Milliyetçi Cephe siyaseti tarafından denetlenen emekçi halka kurtuluş-çıkış reçetesinin, alternatifin var olduğunu gösterecektir. 

Özellikle PKK ve silah-şiddet sarmalının durdurulması, ülkenin demokratik birliğinin bu yeni kurucu iradeyle mümkün olduğunun vurgulanması da şarttır. “Evlere evlat ateşi düşmesini önleyebilecek gerçek program-seçenek biziz” diyebilen bir irade; “evlerde kazanlar kaynasın, çarşılar şenlensin” diyebilecek bir ekonomik çöküşten kurtuluş senaryosu. Hepsi yakıcı ve gerçekçi beklentilerdir. Halk doğudan batıya iş, aş, can ve özgürlük derdindedir. İş, ekmek, özgürlük ve yaşam mücadelelerini birleştirerek yaratılacak seçenekse Halkçı, Laik, Demokratik Cumhuriyet etrafında CHP’nin yeniden yapılandırılmasıyla mümkündür. 

Kızanlar, beğenmeyenler olabilir. Ama gerçekçi senaryo budur. Tüm ilerici muhalefet güçlerine ve CHP tabanına öneridir, çağrıdır. En kötü somut öneri, slogana sıkışmış önerisizlikten iyidir. 24 Temmuz’da Taksim mitinginde biraraya gelen yüzbinler, farklı siyasal kesimler bu öncülüğü karşılıksız bırakmayacaktır. 

Tartışılsın; açmaya, yazmaya devam edeceğiz.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.