• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 1 °C
  • Adana 5 °C
  • Antalya 11 °C

Cüretkar ve Devrimci olmalı

Necdet SARAÇ

Sistem el değiştirdi…
Devlet, AKP tarafından “parti devletine” dönüştürüldü…
Devlet artık “hepimizin devleti” değil…
Devlet, çocukları değil, tecavüzcüleri koruyor ve toplumun en az yarısı da buna ses çıkartmıyor…
Çok büyük boyutta bir rezillikle karşı karşıyayız…

Barış istemek tutuklanma nedeni…
Sur, Cizre, Bağlar, Silopi, Yüksekova sanki başka bir ülkenin ilçeleri…
Şehirler, kasabalar, mahalleler tankla-topla yıkılıyor…

Ölenler-öldürülenler binli sayıları çoktan aştı…
Üçü Ankara’da, ikisi İstanbul’da tam 6 canlı bomba katliamı yaşadık. Sokağa çıkmak, kalabalık yerlerde dolaşmak artık “gözü kara” olmayı gerektiriyor!
AYM kararlarını tanımama, gazeteci ve akademisyen tutuklamaları, kayyum atamaları “vaka-i adiye” gibi!
“Uzlaşma zemini” yalnızca laf…
Sağduyu sesleri karşılıksız…
Düşman yaratma geleneği yeniden hortlatıldı!
Vatan haini kavramını kullanmak sıradanlaştı, üstelik çok da kolaylaştı…
AKP ve Erdoğan’ı eleştirmek bir yana destek vermeyen herkes hain!
Baksanıza, CHP Düzce İl Başkanı şahsında aslında bütün CHP’liler “vatan haini” diye saldırı uğruyor!
Demir yumruk, “ya bendensin, ya kara toprağın” dedikçe, çaresizlik, umutsuzluk hali giderek yaygınlaşıyor…
Değişim beklentisi, Reza Zarrab örneğinde olduğu gibi içerden değil, dışarıdan oluyor…
Darbe lafları yeniden ve hızla telaffuz ediliyor…
Denize düşen yılana sarılmak istiyor!
Tablo bu…

ORTAK AKIL DEĞİŞTİREMEZ!

Bu tabloya müdahil olmadan, bakış açımızı ve mücadele yöntemimizi değiştirmeden bu tabloyu değiştiremeyiz.
Benzeyerek ayakta kalmak dün mümkün değildi, bugün hiç değil!
Boydakların, Fettullahçıların, liberallerin durumu orta yerde…
Bülent Arınç’ın “yarın” paralelci diye yargılanması şaşırtıcı olmaz!
Bakışımız değiştirmeden bu girdaptan çıkamayız.
Siyaset “yüzde yüze” yapılarak, herkesi ikna ederek yapılacak bir iş değil!
Herkese şirin gözükmenin siyasi olarak hiç  bir getirisi yok!
Bu yüzden, değişim ve dönüşüm için öncelikle işe, son yılların en popüler kavramı olan “ortak aklı” reddetmekle başlamalıyız!
Değişim ve dönüşümde “ortak akıl” işe yaramayan “geri bir akıldır”!
Bizde de, dünyada da değişime ve dönüşüme öncülük eden kişiler ve hareketler hep “aykırı akla” sahip olanlar arasından çıkmıştır!
İdeolojik-politik konumlanmalarından bağımsız olarak radikal akıl olmadan değişim de, dönüşüm de olmaz!

Lafı uzatmaya gerek yok…
Cumhuriyet tarihi bize bunu açıkça gösteriyor: 1919’ların, 20’lerin Atatürk’ü, 1945’lerin Menderes’i, 1970’lerin Ecevit’i, 1983’lerin Özal’ı ve 2000’lerin Erdoğan’ı…
Hepsi de dönüşümü ve değişimi öne çıkardılar, inandırıcı oldular, toplumsal dalgalar yarattılar...
Bütün dünyada da bu böyle oldu…
Yalnızca son birkaç yıldır kitleleri dalgalandıran isimlere ve hareketlere bir bakın: Yunanistan’da solcu SYRİZA, İspanya’da solcu PODEMUS, Almanya’da sağcı hatta ırkçı Alternatif Parti… ABD’de Sanders ya da Trump...
Dalgayı yaratanların sağda veya solda olmaları başka bir tartışma konusu. Ancak görüntü açık: Dünyayı etkileyenler öfkeleri örgütleyenlerden oluşuyor!

“BURASI TÜRKİYE” EZBERİ DEĞİŞMELİ

Değişim ve dönüşüm için “ortak aklı” aşabilmenin ilk adımı ise bakış açımızı değiştirmekten geçiyor…
Halka kızmak yerine, cesaret gösterip siyasi risk almak gerekiyor…
Bakın Can Dündar, Erdem Gül davasına; CHP milletvekilleri, Dr. Ali Şeker, Orhan Sarıbal, Niyazi Nefi Kara, Dr. Sibel Özdemir, Musa Çam, Ali Haydar Hakverdi, Ali Akyıldız, “siyasi risk” aldılar. Mahkeme heyetinin gizlilik kararını “milletin vekili” sıfatıyla reddettiler ve duruşma salonunda çıkmadılar. Mahkeme heyeti ne yapacağını şaşırdı, duruşmayı ertelemek zorunda kaldı…

İşte devrimci tavır bu! Dönüştürücü ve sonuç alıcı…

Bakış açısını değiştirmeden siyasetteki kilitlenme açılmaz, kilitlenmeyi açamayan alternatif de olamaz! Şu anki mevcut durumda CHP dışında bu kilitlenmeyi açabilecek ne başka bir parti, ne de başka bir hareket var!

Türkiye’nin nesnel koşulları “değişim ve dönüşüme” uygun, “öznel koşullar” yok! Kilitlenmeyi açacak ve düzeni değiştirecek öznel koşulları yaratmak için CHP’nin risk alması kaçınılmaz!

Alternatif her düşünceyi ya da Yunanistan’da, İspanya’da, ABD’de yaşananları hatırlatınca, bırakın her şeyi, sanki Gezi direnişi başka bir ülkede yaşanmış gibi “bunlar biz de olmaz, burası Türkiye” diyen “ezber ve kendine güvensiz zihniyeti” yırtıp çöpe atmalıyız!

Olur bizde de olur!
1977’de oldu… 1987’de oldu… 2013’de Gezi’de oldu…
Şimdi niye olmasın?
Defansif değil, ofansif olursak, bu iş bir kez daha olur!

ÖFKELERİ ÖRGÜTLEMELİ!

Türkiye’de de, Avrupa’da da, Amerika’da da “merkezin çöktüğünü” görüp ona uygun davranmalıyız! Hem görelim, hem de kabul edelim ki; bugünkü dünyada “öfkeleri örgütleyenler” belirleyici oluyor!

 “Amerika’nın yüzde 1’i yüzde 99’u sömürüyor, bu ülkeye  devrim gerekiyor” diyen Sanders de, “Meksika sınırına duvar örelim” diyen Trump da yükselen öfkelere “cevap oldukları” için geniş kitlelerle buluşuyorlar…

Denedik ve kerelerce yaşayarak öğrendik ki; savunma psikolojisinden de, sonu gelmeyen AKP eleştirilerinden de uzaklaşmak zorundayız…

Merkezde durmaya çalışmanın, merkezden pozisyon almaya çalışmanın hiçbir hükmü yok. Merkez hızla kaybediyor. Bakın Almanya, Amerika, İspanya… Asıl örnek ise Türkiye…

CHP ROL ALMALI!

Aldığı 12 milyon oy, 1 milyon 200 bin üye ile devasa bir güç olan CHP, kem-küm etmeden konuşmak, “idareyi maslahattan” vazgeçip, kitlelerin önüne “bu düzeni değiştireceğiz” diye cesaretle çıkmak zorundadır… Mevcut ezberi yırtıp atmalı: Her dört kişiden birinin oyunu almak müthiş bir gücün kanıtıdır!

Biriken öfkeleri “makul söylemlerle ve ortak akılla” örgütleyemeyeceğimiz, alternatif oluşturamayacağımız kesin…

Çünkü sınıf mücadelesi bitmedi, ideolojiler bitmedi… Sağ-sol bitmedi!

“Bu ülke Müslüman bir ülke, burada sol büyümez” lafları altında hiç iktidar olamamış sola fatura çıkarma çabasına sessiz kalacağımıza,  büyük bir siyasi cüretle “65 yıldır ülkeyi siz yönetiyorsunuz, çekilin bakalım kenara bu ülkeyi bir kez olsun sol yönetsin” demeliyiz! Çünkü sol bu ülkenin birikimlerinin adresidir, genel olarak haklıdır ve masumdur!

Evet, bizim ülkemizde sol, siyasal İslamın psikolojik etkisinden dolayı güçlenmekte zorlanıyor… Tıpkı bütün İslam coğrafyasının bütününde olduğu gibi…

Dünyada solun en güçsüz olduğu coğrafyanın İslam coğrafyası olması ise tesadüf değil, hesaplaşmanın olmamış olmasından kaynaklanıyor!

İslam, hep sola ve komünizme karşı örgütlendi, hep devleti ve uluslar arası emperyalizmi arkasına alarak güçlendi. Bu gerçek El Kaide ve IŞİD için ne kadar gerçekse, AKP için de o kadar gerçek!

İKİ YÜZLÜ TÜRKİYE!

ENSAR Vakfı skandalından sonra bile yapılan değerlendirmelerin bir çoğu samimi değil. Durumu idare etmeye, büyük çoğunluğa şirin gözükmeye endeksli. İki yüzlü! Tıpkı, IŞİD, El Nusra, El Şebap, El Kaide katliamlarına alınan tavır gibi…

Dini tartışmadan, din ile iktidar ilişkisini kesmeden, laikliği veya sekülerliği öne çıkarmadan yapılan her değerlendirme yalan! Osmanlı’nın tümüyle kurumsallaştığı, 1514 sonrası dönemi, yani son 500 yılını inceleyin bakın ne çıkar?

“Muhteşem Yüzyıl” dizisini, büyük bir hayranlıkla izleyeceksin, Harem’i öveceksin, “Civelekler Taburları” kuracaksın ve her türlü ahlaksızlığı yapacaksın, bazen kendi kardeşini, bazen de kendi oğlunu boğdurtacaksın sonra da “bu kadar taciz, tecavüz, ölüm nereden çıktı” diyeceksin!

Sonra bunlar sanki hiç olmamış ve Osmanlı 500 yıl Halifelikle yönetilmemiş gibi, hesaplaşacağına “dinin çok kirlendiği bir dönem yaşıyoruz, gerçek İslam bu değil” diyeceksin!

Onca yaşanan orta yerdeyken, inanmasan da “Anadolu Müslümanlığı sevgi ve hoşgörü üzerine inşa edilmiştir” diyeceksin!

Sen “gerçek İslamı” ararken, Diyanet çocuk dergisiyle “Şehit olan cennette o kadar mutlu olur ki on defa şehit olmak ister” diye çocukları şehitliğe, TRT de belgeselle "canlı bomba" olmaya özendirecek! O arada birileri de “dövizli askerlik” yapacak veya 1 milyonluk arabalara binecek!’

LAİKLİK DİN DEVLETİNİN PANZEHİRİDİR!

Laiklik uygulanmadan, Türkiye’de yeni bir siyasal iklim yaratmak da, normalleşmek de mümkün değil!

Bilim-Sanayi Bakanlığı’na 745 milyon, enerji’ye 1 milyar 400 milyon, sağlığa 4 milyar 100 milyon ayıran, Diyanet İşleri Başkanlığı’na 6 milyar 400 milyon ayıran bir iktidardan bu ülkeye hayır gelmez!

1 milyon 200 bin İmam Hatip’liye övünen bir iktidar karşısında “İmam Hatipleri biz açtık, hiç kapattırmayız” diyen bir “muhalefet hareketi” alternatif olamaz!

 İşte o zaman dün "çok uzak" olan Kabil, Islamabat, Bağdat, Şam bugün “birdenbire” Ankara, İstanbul, Suruç, Paris ve Brüksel olur!

Diyanet’e karşı çıkmadan, Diyanet’in kapatılmasını istemeden, dini devletin kurumsal yapısı dışına çıkarmadan, bu ülke rahata kavuşmaz, “normalleşme” olmaz! Dar-ül Harp ve cihat, hep bir biçimde olur!

Dine ve savaşa ayrılan paralar, parasız sağlığa ve eğitime aktarılmadan bu ülkede “dini vesayet” bitmez, “dini vesayet” bitmeyince de ülkede ne şiddet biter, ne de eşit yurttaşlık olur!

BUGÜN REFORMİST OLMAK DEVRİMCİLİKTİR!

Bugün ülkemizde her alan yaşanan dram ve baskı en basit talepleri bile önemli hale getirdi. Ülke “darbe Anayasası”nı bile arar halde! “Savaşa hayır” diyen en sıradan “reformist talepler” bile radikal olmayı, devrimci olmayı zorunlu kılıyor!

Bu nedenle bugün Türkiye’de reformist olmak, devrimci olmaya tekabül ediyor!

Bugün Türkiye’de “reformist olmak”, düzeni değiştirmeyi önümüze koymayı zorunlu hale getiriyor!

CHP şimdi tam da bu role soyunmalıdır!

Devrimci olmak her alanda çözümleyici olmayı “biz çözeriz” demeyi zorunlu kılıyor:

Güvenlikçi tedbirler de, intikamcı yöntemler de çözüm değil!
“Şiddet yeni şiddetleri öne çıkarır” diyebilmeliyiz!
Kürt mesesinin çözümünde siyaseten AKP ile PKK arasına sıkışmak zorunda değiliz. Çözüm için “üçüncü bir yol” gerekiyor. Üçüncü yolun mimarı CHP olmalıdır!

Polisiye-askeri tedbirlerle ve müdahalelerle Kürt mesesi çözülmez. Kentleri yakıp-yıkarak, kentleri ve insanların haklarını yok ederek sorunu çözülmez. Bu yöntemle olsa olsa şimdi olduğu gibi, bir kez daha şiddetin cephesi daha da büyür…

Bu işin çözümü TBMM’de. “Biz hazırız” diyen yurtsever güçleri bir araya getirmekten geçer…
Bu işin çözümü Esad’la, Putin’le, Obama’yla, Barzani’yle, Netenyahu’yla görüşmeden geçer…
Bu işin çözümü “Sosyalist Enternasyonali” hemen devreye sokarak bölgede “Barış Konferansı” yapmaktan geçer…

BU DÜZEN DEĞİŞMELİ!
Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok:
Mevcut çürüyen düzeni değiştirmeden sosyal devlet kurulamaz…
Adalet de sağlanmaz, yargının bağımsızlığı da…
Yolsuzluk ve yoksullukla mücadele de…
 TEKEL’i, TÜPRAŞ’ı, SÜMERBANK'ı, DEMİR ÇELİK'i yeniden kamulaştırmadan bu ülkedeki vahşi kapitalizmin önüne geçilemez!
Devletçiliğin yerini “kamuculuk” alamaz…
Parasız sağlık ve parasız eğitimi olmadan “eşitlik” olamaz…
Milliyetçiliğin yerine “yurtseverliği” inşa etmeden bu ülkede normalleşme sağlanmaz…
Bu görev CHP’nin önünde duruyor…
Şimdi hem devrimci, hem de demokrat olma zamanıdır…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)