• BIST 105.268
  • Altın 163,398
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 4 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 10 °C

Darbe ve enerjisi boşa akıtılan bir toplum

Darbe ve enerjisi boşa akıtılan bir toplum
İlla darbe silahla yapılır demeye devam mı edeceğiz? Darbe için apolet şart mı?

Sami Günal

Bundan tam bir yıl önce askeri elbiseler içine girmiş terör örgütü elemanları vasıtasıyla gerçekleştirilen ve anı anına naklen izlediğimiz kanlı bir dinci kalkışma yaşadık. Gördük ki sanılanın ya da propagandası yapılanın aksine darbeyi sadece “cumhuriyetçiler” yapmazmış.

Bu noktaya nasıl geldik?

Az buz değil tam on yıl. Evet, on yıl bir toplumun enerjisi boşa akıtıldı. Teraneler peşinde on yıllık toplumsal bir üretimsizlik (kültür-sanat) ve atalet evresine sokuldu toplum. Bu teraneler neydi? Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, Sarıkız… Bu gibi adlandırmalarla büyülü bir korkutma aracı haline getirilen bir darbe umacısı icat edildi.

Sonunda ay pardon, olduk. Adli merciler ve namuslu kamuoyu vicdanı, bu büyülü ad etiketlemelerinin içerisinde-dışarısında değil ki kayda değer; yok hükmünde bile olabilecek bir darbe marbe göremedi… Ta ki 15 Temmuz’a kadar.

Uluslararası ölçekte hazırlanan bir “proje” vardı ve bu projenin önündeki “engelleri” dövmek için bir değneğe ihtiyaç vardı. Ha işte, o değneğin adı darbeydi. Neydi bu proje?

Proje, BOP çerçevesinde öngörülen güya ılımlı kukla bir İslam devleti aracılığıyla coğrafyanın yeni dizaynını Atatürkçüler/Kemalistler, cumhuriyetçiler, Avrasyacılar vd. olmaksızın şekillendirmekti. Projenin markası emperyal yani. Emperyal projelere seve seve payandalık yapıldı. Çünkü, zihni ajandalarında ant içilmiş bir rövanşist öç alma duygusu vardı cumhuriyete karşı. Olsun! Kendi ajandalarıyla emperyal ajandalar uyuşuyordu ya onlara maşalık yapmak “Elle gelen, düğün bayram!” niteliğindeydi. Millilik ve gerçek dindarlık hak getire… İnançları oydu ki Amerika’ya rağmen iktidar olunmaz.

Darbeyi marbeyi üzerlerine iftira atılanlar, yani “yapacaklardı denilenler” yapmadı da “yapacaklardı diyenler” yapmaya kalkıştı. Ya becerebilip de kendi hukuklarını kursalardı ne siz söyleyin ne de ben!

Bu dezenformasyonlara nasıl da inandırmaya çalışıyorlardı! Hem de havada uçuşan belgeler(!) eşliğinde. Sosyal hayatın akışı içinde oturup da karşılıklı bir bardak çay içmeye dahi değer görmeyeceğiniz iliştirilmiş gazeteci/yazar kılıklı herifler-hanımlar, on yıl süresince gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında asık suratlarla vardı yoktu diye konuş-dur yaptılar. Her gece, seksen kapıya doksan değnek çalarak hiç şenlik görmemiş kemçik (şuursuz-nursuz) ağızlı yatılı okul kaçkını herifler; kolej kızı kılıklı acuzeler, “efenim efenim” diyerek milletin beynini çitiliyor da çitiliyorlardı. Sonra görüldü ki bunların içlerinde ne de çok kriptolar varmış!

Uyutulsun da büyüsün… Bilimdi, sanattı, teknolojiydi ya da bir toplumu toplum yapan hayatın tüm yüksek değerleri de neyin nesiymiş? Toplumun önünde duran şu darbe engelini hele bir kaldıralım da bir toplumu toplum yapan hayatın tüm yüksek değerleri bakın o zaman nasıl da şaha kalkacaktı. Hadi akıl danesi aslanlarım, bravoo!..

On yıldır böylesine kötü bir tiyatro sergileniyordu. Şimdi de ay vallahi ben bilmiyordum, ay tallahi benim onlardan haberim yoktu, çenemin altına kadar girmiş beni de kandırmış oldukları için gözüm hep dikine karşımdakilere baktığından bunları görememişim… Miştim de miştim, tiyatrosunu sergilemeye başladılar. Fesuphanallah!

FETÖ kumpanyasının başrol oyuncuları ortada yok. Figüranların, kurumlar içinde salkım saçak toplanıp, şimdilik görünürde güya dışarı atılmalarından anlaşılıyor ki bunların girmediği bir yer kalmamış, iki yer hariç: Yüksek Seçim Kurulu ve etkin siyaset odağı(!)

Tiradı yırtılmış kumpasları sona erdiğinde sergilenecek perdeyi de hazırlamışlar. Yeni perdenin adı: Sulandırma kumpası! Sonuç itibariyle -gerçekleştiği üzere- olası başarısızlığı da düşünmüşler ki o zaman “Bize karşı olacak operasyonların içine kumpaslardaki tecrübelerle kendi yöntemlerimizle yine saptırmalar sokalım ki cambaza bak oyunuyla en az zayiatla sıyırtalım.” sahnesini yazmışlar.

Aslan sosyal demokratlar da dâhil olmak üzere kimseler çıkıp da bu kemçik ağızlılara demedi ki ya aklı evveller, ülke yönetimine dair bir karar, uygulama, atama yapıldığında sizler nasıl olur da televizyonlara çıkıp açık açık, “Hükümet, bu iş ve işlemi yapıyor ama ya cemaat, yok ne der, yok nasıl bir tutum takınır, yok rızası olur mu, diyebilirsiniz?” demediler/diyemediler. Hayır, ironi mironi yapmıyoruz aynıyla vaki bu cümleleri sözcük sözcük beyan ediyorlardı: “Efenim, zannımca cemaat bu işleme razı olamayacak.”

Hayrola! Demokratik parlamenter sistemde ya da başka demokratik hukuk yapılanmalar içinde parlamento dışı bir odak ortaklığı olur mu? Bu güruhun onaylanmış ve deklare edilmiş meşru seçimle kazanılmış bir hükümet ortaklığı/seçilmişliği mi vardı da böyle konuşuyordunuz, meşrulaştırıyordunuz? Sizi gidi fır döndü papatyalı liboşlar sizi!

Bırakılsın olur olmaz insanların, sıradan memurların kanadından tutulup atılmaları da esas bu etki ajanı kriptoların peşine düşülsün.

Darbe fiziksel bir olay değil; hukuksal bir olaydır.

Daha başka bir açımlama yapalım. Darbe niceliksel bir eylemden ziyade niteliksel bir doğurmadır.

Darbe denilince literatüre girmiş hali, yani yapılma hali nedir? Askeridir elbette. Darbe silahla yapılır tabii ki. Yoksa koskocaman bir ülkenin yönetimi kolayına üç beş sade generale bırakılır mı? Bırakılmaz. Eğer böyle olacaksa -silahsız olarak- hükümet etme yetkisini elde etmek isteyen sıradan, baldırı çıplak çok insan vardır di mi efendim? Generallerden önce onlar ele geçirmek isterler ama geçiremezler. Neden? Çünkü silahları yok.

Sosyolojik yani bilimsel bir yapılanma/terim olan örgüt, bizde tehlikeli bir kavram olarak zihinlere bilinçli şekilde nakşedildi, özellikle 12 Eylül sonrası. Fakat silahlı kuvvetler (ordu) de bir örgüttür. Ve en güçlü örgüttür. Niye? Silahlıdır da ondan. Bir örgütün gücü maalesef adam sayıyla değil, silahla ölçülmektedir. (Örgütlenmelerin entelektüel, sosyal etki-baskı güçleri ayrı bahistir, konumuz dışı tutuyoruz.)

E darbeyi tabii ki o yapacak.

Darbe sürgit fiziksel bir şey değildir. Darbenin fizikselliği gerçekleştiği gecenin o saatidir. Tanklar çıkar, ağır makinalılar önemli stratejik noktaları tutar falan… Darbenin gerisi kendi hukukunun uygulanması seanslarıdır. İşte tam burada darbenin yalın anlamını/tanımını bulmak zorundayız. Darbe illa ki askerle/silahla olur saplantısından kurtulmak gerekir. En azından bizim toplumumuzda şekli/tanımı değişmiştir. Evet, en yalın haliyle işin doğrusu, sonuç itibariyle darbe:

“Hukukun askıya alınmasıdır.”

Hukuk, silahsız da askıya alınır. Bu savın karşılığı “sivil darbe” olacaktır. Askeri darbeler, ülkemizde yaşanan örneklerde olduğu üzere günün birinde çekip gider de sivil darbe sürgit devam eder. En azından temayülü bu yöndedir. Bırakamaz. Çünkü bilir ki bıraktığında hesap sorulacaktır.

Basitleştirelim!

Asker, darbe yapınca ne yapar? Hak hukuk gözetmez. Sosyal denetim ve sosyal baskı görmeksizin parlamentosuz bir ortamda kendi istediği düzenlemeleri deklare eder ve uygular. Onu yasaklar bunu yasaklar; istediğini kapatır istediğini içeri atar... Basın yayın özgürlüğüyle birlikte tüm özgürlükler kalkar... Gayet tabii ki yargı da denetim ve baskı altına alınmıştır, itirazlar da sonuçsuz kalır.

Peki…

Bir sivil yönetim, ele geçirdiği olağanüstü bir güç fırsatıyla “de fakto” yaratıp da hak hukuk gözetmezse, sosyal denetimsiz ve baskısız parlamentodaki sayısal gücüne dayanarak ele geçirdiği olağanüstülüklerle o parlamentoyu da devre dışı bırakarak tek elden kendi istediği düzenlemeleri deklare eder de uygularsa… Onu yasaklar bunu yasaklar; istediğini kapatır istediğini içeri atarsa… Basın yayın özgürlüğüyle birlikte tüm özgürlükler ortadan kaldırılırsa… Misal denilse ki olağanüstü uygulamalarla işçi grevlerini yok sayıyoruz… Yargı da denetim altına alınıp itirazlar da sonuçsuz kalırsa… O zaman bunun adı ne olur?

İlla darbe silahla yapılır demeye devam mı edeceğiz? Darbe için apolet şart mı?

Bu yazıda, terör örgütünün yapılanmasını, işbirliklerini, gelişim ve geliştirilme süreçlerini, nasıl yönlendirildiklerini, tuzağa düşürülüp düşürülmediğini, bilerek ele alamadık. Konumuz esas itibariyle darbenin bilinen ezberin dışındaki tanımıydı.

Darbe nedeniyle bir başka darbenin yapılıp yapılmadığını söylemedik bile. Biz, bir çerçeve çizdik. Gerisi okuyucunun ferasetine kalmıştır. Çerçevenin içine isteyen askeri; isteyen sivil darbe yazsın.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)