• BIST 103.328
  • Altın 193,733
  • Dolar 4,6527
  • Euro 5,4829
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 22 °C

Darbeden sonra: Hubris ve Nemesis

Darbeden sonra: Hubris ve Nemesis
'Türkiye’deki başarısız darbe girişimi de Siyasal İslama “pasif devrimi”tamamlayabilmesine uygun toplumsal ortamı sundu. Ne ki, bu kez fantezinin yaşandığı mekân uzakta değil, ülkenin bizzat kendisi.'

Ergin YILDIZOĞLU

AKP’de temsil edilen Siyasal İslamın en büyük fantezisi başarısız darbe girişiminden sonra gerçekleşiyor. Gerçekleşmenin hızı baş döndürüyor türlü halüsinasyonlar üretiyor: “Artık tüm dünya için Obama’nın ne dediği değil; Recep Tayyip Erdoğan’ın ne dediği önemli. New York Times’ın makalesinin, The Economist’in kapağının cehenneme kadar yolu var; artık Yeni Şafak ne diyor, tüm dünya ona baksın.” Karşımızda vahim bir hubris (Tanrıların karşısında Hubrise -abartılı bir kibre- kapılanları, tanrı Nemesis cezalandırır) var.

SON AŞAMA

Anlaşılan, Siyasal İslamın “pasif devrim” sürecinin, tamamlanması için gereken tasfiyelere, yeniden yapılandırılacak kurumlara ilişkin kapsamlı bir hazırlık yapılmış. Ancak toplum bunların uygulamasına hazır değilmiş. 

Aklıma, 1998’de “Neo-con”ların hazırladığı o ünlü raporu geliyor. Rapor radikal bir dış politika adımı (imparatorluk fantezisi) tasarlıyor, ancak halkın, sarsıcı bir olay olmadan bunu kabul etmeyeceğini vurguluyordu. Bu raporun yazarları Bush yönetiminde dış politika ve savunma kurumlarında egemen oldular, El Kaide sayesinde, 11 Eylül 2001’den sonra fantezilerini yaşamaya başladılar. Her fantezi her zaman bir düş kırıklığına, müstehcen (Bkz: Irak, İslamcı terör) durumlara yol açar. Onlar, bir anlamda şanslıydılar; fantezinin yaşandığı mekân ABD’den çok uzaktaydı. 

Türkiye’deki başarısız darbe girişimi de Siyasal İslama “pasif devrimi” tamamlayabilmesine uygun toplumsal ortamı sundu. Ne ki, bu kez fantezinin yaşandığı mekân uzakta değil, ülkenin bizzat kendisi.

BU YARATICI YIKIM DEĞİL

Ünlü “yaratıcı yıkım” kavramı, planlı programlı bir sürece değil, birçok çelişkinin, dinamiğin kesişerek oluşturduğu öznesiz, ardışıl yıkımlardan ve yeni şekillenmelerden oluşan kapitalist bir sürece ilişkindir. Ekonomik krizlerde böyle bir süreç gündeme gelir. 

Bir siyasi iradenin, bir devletin kurumlarının kadrolarını tasfiye etmesi ya da bir ekonomiyi yıkarak yerine yenisini birkaç hamle ile kurabileceğine inanması, maliyeti çok yüksek bir yanılgıdır. Bu bağlamda, SSCB çöktükten sonra hızla devreye giren neo-liberal reformların, Putin ve KGB duruma el koyana kadar geçen 10 yıl içinde yarattığı yıkım önemli bir örnektir; beklenen yaratıcı aşama da gelmemiştir. 

Darbe girişiminin ardından, AKP insan haklarını askıya aldı, o güne kadar tam olarak egemen olamadığı kurumların içini hızla boşaltmaya, egemen olamayacağını düşündüklerini de yeniden yapılandırmak üzere yıkmaya başladı. 
Bu noktada sürecin iki boyutu böyle bir yıkımın çok büyük sorunlar yaratacağını gösteriyor.

Birincisi, yeniden yapılanmanın (eğitim kurumlarına, güvenlik istihbarat aygıtına verilen özel önemden görüldüğü gibi) Siyasal İslamın iktidarına uygun “yeni insanı” yaratmayı amaçladığı anlaşılıyor.

İkincisi, Türkiye kapitalizminin birikim süreci, üretim - tüketim - yatırım için gereken talep; ihracat için gereken girdiler açısından uluslararası sermayenin mal ve fon akımına bağlıdır. Bu bağların tüketici beğenilerine, yatırımcı davranış ve beklentilerine ilişkin kültürel koşulları, ait olduğu bir uluslararası güvenlik sistemi vardır. 

Birinci ve ikinci boyutların arasında uyum sağlanması, en iyimser ifadeyle uzun karmaşık bir değişimler sürecini gerektirir; gerçekçi bir ifadeyle, aslında olanaksızdır. Bu yüzden devlet terörüne, “sivil orduların” operasyonlarına hedef olmaya kendimizi hazırlayalım. Suudi Arabistan, İran gibi büyük mali kaynaklara sahip olan ülkelerin egemen sınıfları bu uyumu başaramadılar, şimdi ister istemez, büyük riskler alarak, o kültürel koşullara açılmaya başladılar. Onlar dönerken AKP o tarafın imkânsız ufkuna yelken açma telaşı içindedir. Telaş hız değildir: en fazla “Hubris”in ardından Nemesis’in gelişini hızlandırır.

Not: Bu yazı 04 Ağustos 2016 Perşembe günü Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
    • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
    • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
    • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
    • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
    • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
    • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
    • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
    • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
    • Skripal suikastı...06 Nisan 2018 Cuma 13:00
    • 1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)