• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 14 °C

Davranış kalıpları aynı

Necdet SARAÇ

Deniliyor ki, “eğer bizde referandum, Hollanda’da seçim olmasaydı, bunların hiçbiri olmazdı”…

Hayır yine olurdu! Seçimler bu süreci yalnızca hızlandırıyor. Çünkü dünyada müthiş bir faşizan rüzgar esiyor.  Milliyetçilikten ve dincilikten beslenen, otoriteyi kutsallaştıran ve bunlar üzerinden toplumda biriken öfkeleri örgütleyen bu rüzgar, savaşlardan ve çatışmalardan kaçan göçmenler, patlayan bombalar ve artan işsizlik üzerinden sürekli yükseltiliyor.

Ülkeler, mekanlar, isimler değişse de faşizan rüzgarı yaratan sağcı partilerin refleksleri aynı.  Kutuplaşmayı körüklüyorlar, düşman yaratıyorlar ve ağızlarına geleni söyleyerek etki alanlarını genişletiyorlar. İsimleri, ülkeleri değiştirdiğinizde, ABD’de Trump, Hollanda’da Wilders, Almanya’da AfD Başkanı Petry ya da Fransa’da Ulusal Cephe Partisi Başkanı Le Pen arasında ne fark var?

Söylemleri belli: Bu bazen Meksikalı, bazen siyah, bazen Türk ve Müslüman, bazen de Faslı ya da Suriyeli oluyor. Hepsi bu… Aynı şey Erdoğan liderliğindeki AKP için fazlasıyla geçerli değil mi? Bazen Batı, bazen Nazi, bazen Kürt, bazen de Alevi… Üstelik AKP’deki bu tavır, El Kaide’den IŞİD’e, Nusra’dan ÖSO’ya kadar siyasal İslamın bütün renkleri için de bire bir geçerli…


Yani özetle, bir bütün olarak sağın davranış kalıpları aynı, refleksleri de aynı…

Sorunu yaratanlar sorumluluklarını üstlenmedikleri gibi, sürekli sorun yaşayanları dövüyorlar! Bugün bütün dünyada, hayata tutunmak için, savaş ve çatışma ortamlarından kaçan, kendilerine göre daha güvenli ortam arayan yaklaşık 250 milyon göçmen “daha güvenli ortam” diye gittikleri yerlerde yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla karşılaşıyorlar. İtiliyorlar, kakılıyorlar, sağın ve ırkçılığın yükselmesinin en önemli aracı oluyorlar.

Savaş, şiddet, patlayan canlı bombalar ve göçmenler, işsizlik ve yoksulluk, dini ve etnik kimliklerden kaynaklanan sorunlar iç içe geçmiş durumda. Bütün bu gelişmeler karşısında, çözüm üretmeyen ve yalnızca durumu idare etmeye çalışan  “merkez sağ ve merkez sol” politikalar ise bu tavrıyla süreci faşizan eğilimler lehine geliştiriyor…

Sol, sosyalist hareketler de yeterince alternatif üretmeyince meydan Avrupa’da sağcı ve ırkçı partilere, buralarda da siyasal İslamcı partilere kalıyor. Gündemi onlar belirliyor, biz de onların yarattığı gündemi tartışıyoruz. Asıl sorun burada!

SAĞ DÜŞMAN YARATMADAN BÜYÜYEMEZ

Sağın yarattığı düşmanlaştırma, kutuplaştırma dalgası bütün sağı ve bütün faşizan eğilimleri besliyor. Nitekim, Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan kriz, Hollanda’da sağcılara, Türkiye’de de “evetçilere” puan kazandırmış durumda! Kamuoyu araştırmalarına da yansıyan bu durumu Avrupa basını da “krizin kazananları Wilders ve Erdoğan” diye açıkça yazıyor.  Yani, ne kadar milliyetçilik, ne kadar kutuplaştırıcılık yaparsan yıldızın o kadar parlıyor!

Çünkü, kerelerce yaşayarak görüldü ki, sağcılık, düşmanlaştırma ve kutuplaştırma üzerinden beslenir,  yükselir ve büyür! Komünizm düşmanlığı, sol düşmanlığı, farklı etnik ve inançlara karşı düşmanlık tesadüf değil, sağ için “biz ve onlar” olmazsa olmaz bir kural gibi. Üstelik, düşman yoksa, karşıtlık yoksa da yaratılır! Örneğin Fettullah Gülen gibi dünün dostu birden FETÖ olarak düşman, Rusya gibi düşman olan da birden dost olabilir!

YENİLGİLER BİLE ZAFER GİBİ SUNULUYOR

Referandum’da kaybedeceğini gören AKP bu nedenle gerilimin üzerine balıklama atlıyor, kendi yaptıklarına bakmadan bütün Avrupa’ya “nazi ve faşist” benzetmesi yapıyor. Yalan rüzgarı estiriyor. Milliyetçilik ve dincilik üzerinden bir illizyon yaratılıyor, günü kurtarma üzerine kurulu politikalarla yenilgiler bile zafer gibi sunuluyor!

AKP Türkiye’yi tam bir felakete doğru sürüklüyor. “AKP Türkiye’si” tam bir yalancı pehlivan gibi, sırtı bir türlü minderden kalkmıyor ama yalandan hem de yüksek perdeden meydan okumalar devam ediyor… Türkiye imajı bütün dünyada yerlerde sürükleniyor. Suriye, Rusya, Irak, İran, ve İsrail politikaları orta yerde. AKP her söylediğini bugün yuttu! Son günlerde Almanya, Hollanda nezlinde Avrupa için söylediklerini de yutacağı kesin. Bolca “nazi ve faşist” benzetmesinden sonra Hollanda için “yaptırım” diye açıkladıkları orta yerde… Kaldı ki bu gerilim AKP’ye günlük “evet” anlamında kazandırabilir ama refanduma daha bir ay varken kazandırmaz, kaybettirir!

Hollanda’dan “özür bekleyen” AKP, göreceğiz 16 Nisan sonrası –tabi eğer ayakta kalırsa- kendisi özür dilemek zorunda kalacak. Çünkü hayat bir-iki saatlik kahramanlıklar üzerine kurulamıyor. Türkiye milliyetçiliği ve dinciliği sanal ortamlarda yaratıldığı gibi ne güçlü ne de uzun soluklu… AKP’de biliyor ki, Rotterdam’da ilk gün gösteri yapan 500-600 kişi ile bu işi iki gün bile sürdüremez…


REFERANDUM SÖYLEMLERİMİZİ DEĞİŞTİRMEMELİ!

Şimdi böyle bir ortamda, milliyetçi eğilimler çok yükselince, Avrupa’da da merkez sağın dışında, soldan, sosyal demokrasiden de bu kervana katılma eğilimleri yaşanıyor. Soldan faşizan partilere oy geçişkenlikleri yaşanıyor. Bizde de olduğu gibi oy kaygısı faşizan söylemlerin yarattığı rüzgarları tolere ediyor…

Oysa solun bu noktada tavrı net olmalı!

Türkiye’nin bugün Ortadoğu’da ve Avrupa’da, hamaset dolu söylemler dışında, hiçbir prestiji ve ağırlığı kalmamışsa, referandum kaygısıyla söyleyeceklerimizi yutmamalıyız! İdeolojik-politik duruşumuza uygun davranmalıyız!

Siyasette sahici olmanda, inandırıcı olmadan kazanmak mümkün değil!

AKP, bütün bu sürecin tek sorumlusu. Hollanda’nın gerilimi arttıran tutumunu eleştirmek “milli değerler” adına AKP’yi eleştirmeyi engellememeli. Avrupa’da faşizan eğilimleri eleştirmek ne kadar doğruysa, Türkiye’deki faşizan eğilimi eleştirmek de ondan daha fazla doğru ve önemlidir!

Sosyal demokrat bir parti gerilimden yana olmaz, kutuplaştırmayı savunamaz! Hollanda’daki gelişmelerde de, Almanya’daki gelişmelerde de AKP, doğrudan bakanlar üzerinden “evet” propagandası için devrededir. Bakanlar “devlet işi için” toplantı yapmıyorlar. Tek adamlığı, yeni Osmanlı hayalini yeniden canlandırmak için toplantı yapıyorlar. 100 yıl önce saraydan alınıp meclise verilen yetkiyi 100 yıl sonra yeniden saraya vermeye çalışanlar “milli” olamaz!

Avrupa’da da, Ortadoğu’da reddedilen Türkiye değil, doğrudan AKP ve Erdoğan! Artık bunu anlayalım ve politikamızı bunun üzerine kuralım!

Önceki gün Suriye ile, dün Rusya ile, bugün Hollanda ile yaşanan sorunların asıl sorumlusu mevcut AKP iktidarıdır. Yaşayarak öğrendik ki, onların “milli ve yerli” dediği, onların “Yenikapı Ruhu” dediği yalnızca tek adamı öne çıkaracak destek arayışından başka bir şey değil. Milliyetçilik ve din üzerinden ne Türkiye’de ne de Avrupa’da demokratikleşme de, normalleşme de olmaz!

Başta CHP olmak üzere, kendisini “Hayır”da tanımlayan bütün siyasi eğilimler referandum kaygısını da, “ne derler” kaygısını da bir kenara bırakmalı, kendisi olmalı!

AKP’nin kendi eliyle koyduğu “yurtdışında propaganda yasağını” hem de kendi bakanları aracılığıyla delme çabası ters tepince mağduriyet yaratma çabasına destek vermek yerine “bu ülkeyi siz bu hale getirdiniz” sesini yükseltmeliyiz!

Milliyetçiliğin karşısına yurtseverlikle, otoriter eğilimler karşısına katılımcı demokrasiyle, faşizan eğilimler karşısına da özgürlüklerle çıkmaya devam etmeliyiz!

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)