• BIST 101.892
  • Altın 189,041
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Davul Tozu Minare Gölgesi

Özdemir İnce

Şimdiye kadar birkaç kez “Çağına uyum sağlayamayan, çağının çağdaşı (modern) olamayan Müslüman dünyası yavaş yavaş çıldırmaya, delirmeye  başlayacak” diye yazdım.  Meğer, Amerika kıtasını 1178 yılında Müslüman denizciler keşfetmiş; Colombus,Kuba’da bir dağın tepesinde cami görmüş; Marmaray’ı Abdülmecid tasarlamış; Nuh Peygamber  gemisinde cep telefonuyla konuşuyormuş; Google’ı ya da İnstagram’ı II.Abdülhamid Han Hazretleri keşfetmiş;asansörde bir erkekle halvet kalan bir kadına  hamilelik bulaşırmış;  yorgan ve çarşaflar şehvet uyandırırmış…Müslümanların (Müslüman halkımızdan itiraz gelmediği için) son yıllarda entelektüel dünyamıza  seçkin armağanları bunlar. Gerisini boş verin ama millet ereksiyon derdi çekerken  şu yorgan ve çarşafların şehvet uyandırmasının ne zararı var? Şehvet, insanlığa Allah’ın armağanı değil mi?  AKP iktidarında ortaya çıkan “ne oldum delisi olmak” durumu bu cenahta zırvalama çeşmesini iyice açtı, millet iyice mecnunlaştı; gerçek ile hayali (palavrayı) birbirinden ayırt edemez hale geldi. Aslına bakarsanız bu hale gelmesi hiç de yeni değil, bu “dumanaltı” durum ilk dört halife zamanında başladı.

a1-031.jpg,

Arif  Tekin’in “Kur’an’ın Tarihçesi ve Yazım Serüveni”[i] adlı kitabından bir hadis alıntısı yaparak konuya gireceğim: «Hz. Muhammed’in yaveri Enes b. Malik anlatıyor: Neccaroğullarmdan Hıristiyan bir adam vardı. Sonra Müslüman olup Hz. Muhammed’e vahiy kâtibi oldu. Bu adam daha sonra tekrar Hıristiyanlığa döndü ve “Muhammed bir şey bilmiyor, yalnız benim kendisine Kur’an’a yazdıklarımı biliyor”  demeye başladı. Aradan çok zaman geçmeden Allah onu öldürdü ve onu gömdüler. Ancak gömülmenin ertesi sabahı onun cenazesini kabrin dışında buldular; toprak onu dışarı atmıştı. Bunun üzerine çevresi, “Bu Muhammed ve arkadaşlarının işidir. Muhammed’den ayrılıp onu eleştirdiği için böyle yapmışlardır!” dedi ve ona daha derin bir çukur açarak yeniden içine bıraktılar/ ikinci kez gömdüler. Fakat sabah olunca gömüldüğü yerden tekrar (ikinci kez) dışarı atıldığı görüldü. Çevresi bir daha, “Bu, Muhammed ile arkadaşlarının işidir, onlar kabirden dışarı atmışlardır” dediler ve bu sefer daha derin bir çukur kazıyıp onu yeniden gömdüler (üçüncü kez). Ancak sabahleyin kalktıklarında bir daha kabrin dışında buldular. Üçüncü günü yine kabir dışına atılınca, artık orta yerde kaldı ve bir daha da onu gömmediler… diyor.»[ii]

Adamın cesedini mezardan çıkartanlar hiç kuşkusuz Hz.Muhammed’in yandaşları.

Hadi diyelim ki gömücü arkadaşları  birinci kez atladılar, ikinci deneyimden sonra insan mezarın başına bir (gizli) gözcü koyup  tecavüzcüleri yakalamaz mı? Ayrıca “Allah onu öldürdü?” ne demek, insanın canını Azrail almaz mı? Allah, Hz.Muhammed’in öcünü mü alıyor? Hadislerde buna benzer binlerce örnek var. Müslüman’ın akıl, vicdan ve bilincine bu türden safsatalar biçim vermiş, veriyor. Asırlar boyu biçim verilmiş kafalar  devlet ve millet  parasını  kendi hasaplarına geçirenleri “alınları secdeye değiyor” diye bağışlıyor. Sonunda “Toprak onun ölüsünü kabul etmez!” meseli çıkıyor… “Abdülhamid Han hazretleri  tahtan indirilmeseydi, Osmanlı şimdi dünya birincisi olurdu” diye palavra atılıyor.

Son din, son peygamber, son kitap kuruntusu da bir başka sapma. Tevrat ve İncil gerçek değilmiş; bozulmuş, değiştirilmişmiş… Oysa Kuran’ın bir tek harfi bile değişmemiş. Sanki Kuran. Hz.Muhammed’e birinci hamur kağıda lüks basılı ve sert ciltli olarak gönderilmiş ve bu Kuran şimdi Kabe’de duruyormuş gibi.

Ağalar, beyler, Hz.Muhammed  kendisine nazil olan ayetleri söyledi ve bazı sahabeler (ashab)  bu sözleri, taş üzerine, ağaç kabuğu ya da palmiye yaprağı üzerine, tahta ve deri (post) parçası üzerine yazdılar. Hz.Muhammed öldüğü zaman Kuran diye bir kitap yoktu. Ayetlerin nasıl Kuran’laştığını merak edenler, Arif Tekin’in kitabını okuyabilir. Halife Ebubekir ve Hz.Ömer zamanlarında, Hz.Ömer döneminde ayet derleme çalışmaları oldu ve Kuran Halife Osman döneminde mushaflaştı (kitaplaştı). Hz.Osman kendi mushafının dışında kalan bütün derlemeleri  yok ettirdi, ortadan kaldırttı. Hz.Osman mushafını derleyen “seçme derlemeciler” de muktedirleri memnun edecek şekilde ayetler üzerinde oynadılar. Demek oluyor ki şu anda okunan Kuran metni, Hz.Muhammed’e inen metin değil. Özgün metin de olsa önemi yok, çünkü her imam sanki bir derebeyi, canı istediği zaman kendini tarikat şeyhi ilan edip Hz.Muhammed’in aracılığını iptal edebilir.

Din cahil halkın afyonudur, eroinidir. Bu dinin ne Allah’ı ne peygamberi ne de Kitab’ı vardır. Herşey hurafedir, sözlü gelenektir. On altı yıllık AKP saltanatı bu sapkın cehaleti iyice azdırdı. Kadın ve cinsiyetten başka bir sorunları yok bunların. Adamlar budak deliği karşısında bile tahrik oluyorlar. Yakında hepimiz önümüzü ve arkamızı korumak için bekâret kemeri  takmak zorunda kalacağız gibi…

Bu adamların ağzından “aşk” sözcüğünü duyan var mı? Aşk!…

a2-040.jpg

Bu sabah, yatakta, okuma lâmbasının yanındaki kitap yığınına el attım. Bahtıma Orhan Veli’nin  Hoşgör Köftecisi [iii] adlı öykü kitabı çıktı.  Öğleden Sonra başlıklı çok hoş bir öykü. Öykünün kahramanı yoksulluktan falan söz ediyor:

«Kabahat kimde? Baştakilerde elbet. Ne diyeyim, Allahlarından bulsunlar, demekten gayrı bir şey gelmiyor ki elimden.

Dinleyenlerin hepsi “doğru” diyeceklerdi. Demelerine kalmadan önledim. “Bırakın canım,” dedim, “bunlar büyük işler. Nemize lazım bizim hükümetin işi. Pekâlâ geçinip gidiyoruz işte. Bu dünyada açlıktan kim ölmüş ki biz öleceğiz?” Sonra, bahsi değiştirmiş olmak için Musa Kaptana sordum:

-Musa Kaptan, dedim, şu balıkçının kızı ne güzel kız, değil mi?

-Hangisi?

-Canım, şu kambur kız işte.

-Ha! Güzeldir.

Sonra birden toparlandı:

-Ama biz, aramızda çalışan kadınlara kötü gözle bakmayız.

-Canım, dedim, kötü gözle bakmayız elbet. Kötü gözle bakan mı var ki? Allah Allah, sen de amma adamsın yahu! Güzel dedim; hepsi o kadar.

-Ha! Güzeldir.

Bu “kötü göz” lafı beni düşündürmeye başladı. Öyle ya, ben bu kambur kızdan hoşlanmışsam, onu sevmişsem neden ona kötü gözle bakmış olayım? Büsbütün tersine, iyi gözle bakmışım ki sevmişim. “Sevme” sözü de geniş bir söz. İnsan bir yemeği seviyor, bir rengi seviyor, bir kadını seviyor. Hele kadını sevmenin türlü bin çeşidi var. Onu da, kendimizi de, sadece hayvan olarak gördüğümüz zaman, belki kötü gözle bakmış sayılabiliriz. Ama, ben, Ayşe’yi hiçbir zaman öyle görmedim ki!»

Aşk?! Aşık ol(a)mazsan yatağa yorgana sulanırsın, kadını budak deliği olarak görürsün, kendi kendini iktidarsızlaştırırsın. Mısır Çarşısı’na gidip macun alman da, viagra da işe yaramaz artık! Kabadayıya sormuşlar, sen hiç aşık oldun mu diye. “Abim, tam oluyordum ki polisler bastı” demiş. Kabadayı, yorgancıdan çok daha insan.

Yobaz tayfası ulema, hacı ve hoca, budak deliğinden tahrik olmadıkları, maslahat elde gezmedikleri zaman Müslüman dünyası belki çağa, asra, zamana, yüzyıla uyum sağlayabilir; dünya tacizden kendisi de çıldırmaktan kurtulabilir.


 [i] Berfin Yayınevi,  2.Baskı, Aralık 2017 KİTABA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

[ii] age. s.31-32

[iii] Yapı Kredi Yayınları KİTABA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)