• BIST 98.653
  • Altın 143,637
  • Dolar 3,5674
  • Euro 3,9918
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 24 °C

Değişim talebi ve değişime direnen bir CHP

Torun Ahmet TÜRKMEN

 Türkiye; siyasal iktidar eliyle belki de etkisi onlarca yıl sürebilecek negatif bir değişim süreci yaşıyor. Gün geçmiyor ki yasal ve siyasal oldu bittiyle karşılaşmayalım. Bir yanıyla otoriterleşmeye dönük köklü adımlar atılır, fiili durumlar yaratılırken, diğer yanıyla toplumsal ve kültürel yaşamımızda köklü dönüşümlerle karşı karşıya kalıyoruz.

 Deyim yerindeyse, toplumsal ve kültürel genlerimiz üzerinde operasyon yapılıyor. Geleneklerimizdeki demokratik öğeler, insana dair olumlu ne varsa yok edilmeye, dönüştürülmeye çalışılıyor. Bunların yerine, hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün konduğunu görüyoruz. Egemene  biat etme dayatılıyor.

 Mussolini, Hitler rejimlerinin bize gösterdiği gibi toplumsal karşı koyuşların ortaya konamamasının, biat kültürünün toplumları nerelere sürüklediğini tarih deneyimlerinden çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bu yolun dönüşü çok zor olan bir yol olduğunu iyi bilmemiz gerekiyor.

 Bu sürecin bilincinde olması gerekenler sanırım öncelikle toplumsal duyarlılığı olan partiler ve siyasetçilerdir. AKP iktidarına karşı muhalefet yapmanın sorumluluğu öncelikle onların sorumluluğundadır. Peki muhalefet partileri bu sorumluluğu yerine getirebiliyorlar mı?

 CHP ve HDP kurultayları geçtiğimiz günlerde toplandı. Ne yazık ki her ikisi de toplumun bütününe önderlik edecek bir strateji ortaya koyamadılar. Bırakalım uzun vadeli bir stratejiyi, bugüne cevap verebilecek bir program bile ortaya çıkmadı.

 HDP kongresinin sonuçlarına baktığımızda ortaya konanın sıkışmış bir Kürt siyasetinin sorunları olduğunu görebiliriz. Politikalarının Kürt bölgelerinde yaşanan büyük trajedinin, travmaların ve vahşete dönüşmüş uygulamaların çemberine sıkışmış olduğu görülüyor. Oysa kongre; acılar ne kadar büyük olursa olsun  Türk- Kürt toplumun bütününe hitap eden, şiddetin ve terörün her türüne kararlılıkla karşı koyan bir duruşun ortaya konduğu bir platform olmalıydı.

 Kürt sorununun demokratik, özgürlükçü bir şekilde çözümünün yolunun Türkiye’nin bütününün özgürleşmesi ve demokratikleşmesinden geçtiği vurgusunu öne çıkarması gerekiyordu. Süreç içerisinde bu amaçla demokratik, özgürlükçü partilerin birlikte- paralel hareket etmelerinin gerektiği mesajını verebilmeliydi. Fakat olmadı, bu mesajlar verilemedi.

 CHP’de durumun hiç iç açıcı olmadığı görülüyor. Parti dinamiklerini kucaklayacak bir parti örgüt yapısı beklentisi karşılanmayarak, değişim talebi bir başka bahara ertelenmiş gözüküyor.  Parti içi demokrasi kültürünün uzun bir süredir uygulanmadığı ortamda, yönetim oluşturulurken öznel, popülist yaklaşımların belirleyici olduğu bir anlayışın ortaya konduğu gözüküyor.

 Nitekim bu anlayış nedeniyle parti yönetiminde sürekli bir alt- üst oluş yaşanıyor. Parti içi süreklilik kesintiye uğruyor. Ehil olmayan insanlar çok kısa sürede yönetim kademelerinde üst sıralara gelebiliyor. Parti içinde  emek ve vizyon kriteri büyük oranda yok sayılıyor.

 Neyi, nasıl yapacağını bilemez bir görüntü çiziyor CHP. Bu nedenle kitleleri peşinden sürükleyecek, siyasal iktidara karşı net bir duruş sergileyecek alternatif politikalar ortaya koyamıyor.  Buna uygun politik kadroları öne çıkaramıyor. En büyük sorunlardan biri olan illerdeki parti örgütlerini yeniden yapılandıramıyor. Bu nedenle rahatça ulaşabileceği çevrelere ulaşmada zorluklar yaşıyor.

 Gelinen bugünkü ortamda CHP’nin kendisini yeniden ideolojik, politik olarak tanımlamasına ihtiyacı var. Nerde ve nasıl durması gerektiğini yeniden tarif etmesi gerekiyor. Bunun olmadığı noktada son iki seçimde ortaya çıktığı gibi  ortaya konan söylemlerin çoğu doğru olmasına rağmen inandırıcı olamıyor. Yani söylenen kadar  söyleyenin de inandırıcı olması gerekiyor.

 CHP’nin net bir yol haritasına ihtiyacı var. En azından kısa ve orta vadede ne yapacağının bilinmesi gerekiyor. Böyle bir şey var mı? Yok.

 Bugün CHP belki de tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar risk altında bulunuyor. Ya  iddia ettiği gibi Cumhuriyeti  kuran parti kimliğine uygun adım atarak bugüne cevap verecek, demokratik Cumhuriyetin yeniden şekillendirilmesinde misyon üslenecek  ya da kendisini içinden çıkılmaz sorunlar yumağının içinde bulacak.

 Kurultay sürecindeki ve kurultayda ortaya çıkan tabloya baktığımızda yönetimle taban arasında çok büyük bir anlayış farklılığının olduğunu görüyoruz. Parti tabanı toplumsal sorunların çözümünde toplumcu (sol) politikaların ortaya konmasını istiyor. Partinin bu anlayış çerçevesinde şekillenmesini istiyor. Oysa  kurultayda ortaya çıkan tablo bunu yansıtmaktan çok uzak.

 CHP sorunlarının çözümünü öncelikle kendi içinde araması gerekiyor. Çözüm parti içi yönetim anlayışının değişiminden geçiyor. Parti içinde değişim baskısı arttıkça ve bu değişim gerçekleşmediğinde ortaya çıkan sorunları, seçim başarısızlıklarını, birilerinin ya da hükümetin politikalarına bağlama anlayışının artık son bulması gerekiyor. Başarıyı da, başarısızlığı da tartışıp çözüm yollarını ortaya koyan mekanizmaların ortaya konması gerekiyor.

 Bunlar yapılmadığında ortada sadece bir yol kalıyor; Partiyi, toplumu germek. Bunu zaten, Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti yeterince yapmıyor mu?

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)