• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 2 °C
  • Adana 4 °C
  • Antalya 3 °C

“Demokrasi Cephesi” ve Halkçı-Demokratik Atılım

Deniz YILDIRIM

Türkiye bir yol ayrımında. Bir yandan ağırlaşan Saray merkezli diktatörlük projesi, gücü tek elde toplama, kurumları tasfiye ve hukuku geçersizleştirme operasyonları; diğer yandan gözü kararmış bir terör ve şiddet dalgası. İçeride yaşanılamaz bir ülke; dışarıda yalnızlaşan bir ülke.

Tüm bunlar hem karanlık, zor günlerin habercisi; hem de bir çıkış yolu açılması tartışmasının ivedilikle gündeme getirilmesinin vesilesi. Bu yönde kimi girişimler de yok değil. 23 Nisan’da yine bu köşede yaptığım Halkçı-Demokratik Atılım çağrısı tartışıldı; önemli destek ve öneri mesajları geldi; çeşitli kesimlere anlatma şansı buldum. Bunun yanında Mayıs ayının ortalarında değerli hukukçu ve aydın Rıza Türmen de T 24’te bir yazı kaleme aldı ve “bir demokrasi cephesine gereksinim var” diyerek sivil toplumu merkeze alan bir demokratik cephe kurultayı toplanması ve güçlerin birleştirilmesi çağrısı yaptı.

Kuşkusuz bu girişimlerin, çağrıların artması önemlidir; uçurumun kenarındaki bir ülkede en çok da çıkış yolu tartışmalarının çeşitlenmesi ve hızla harekete geçilmesi gerekmekte. Bu anlamda Rıza Bey’in önerisinin, içerik olarak tartışılmasından önce, sadece durum saptamasına sıkışan muhalif aydın tavrının ötesine geçen karakteriyle değerlendirilmesinin ve alkışlanmasının, böyle tartışılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Muhalefetin Görevi

Muhalefetin görevi, sadece durum teşhisi yapmak değildir. Bu aşamayı çoktan geçtik; hangi aşamada olduğumuz, rejimin nereye doğru evrildiği konusunda muhalif çevrelerde bir kafa karışıklığı olmadığı ortada. Farklı kavramlar, daha dar ya da daha geniş perspektifle farklı tahliller geliştirebiliriz; ama özünde gerçeklik değişmemektedir. Türkiye, hukuksuz ve pervasız bir rejim dönüşümü yaşamakta; Saray merkezli bir dikta rejimi gün gün alanını zor-baskı aygıtlarının maddi, din aygıtının manevi desteği aracılığıyla genişletmektedir. Bu teşhiste ortaklaşıyorsak; bir adım sonrasına geçmenin; “slogan”, “hamaset” muhalifliğinin ötesinde bir kurucu irade örgütlemenin sorumluluğuyla hareket etmek zorundayız.

Bu açıdan benim Halkçı-Demokratik Atılım önerimle Rıza Bey’in önerisi arasındaki bazı farklara değinmek isterim. Bu farklara değinmek; yan yana gelmemek için mazeretler üretilmesi amacına değil; bu karanlık dönemden nasıl çıkarız tartışmasına katkı vermek, birliktelikleri genişletmek ve daha sağlıklı bir yapıda nasıl ilerleneceğini teşhis etmek hedefine yöneliktir. Ayrılıklar için değil, sağlıklı birlikler için gereklidir.

Hem benim yaptığım çağrının hem de Rıza Bey’in çağrısının çıkış noktası ve ana teşhisi ortaktır. Bu önemlidir. Ülke uçuruma sürüklenmektedir. “Buradan nasıl çıkarız?”. Temel mesele, ana dert budur.

Öneriler ve Farklar

Önerilere ve farklara gelelim. Rıza Bey özetle, siyasi partilerin, siyasal alanın enerjisinin bu gidişi durdurmaya yetmeyeceği; buna karşın sivil toplumda bir uyanma, hareketlilik olduğu ve bu nedenle de AKP hegemonyasını durdurmak için öncelikle sivil toplumda birliği hedefleyen bir demokrasi kurultayının toplanması gerektiği vurgusu yapmaktadır. Birinci itirazım burayadır. Devletin sivil toplumu tamamen ele geçirdiği, denetlediği ve etkisizleştirdiği koşullarda, özellikle de dikta rejimlerinde, olağan bir demokrasi ve sivil toplum yaşamı var gibi düşünmek ve bunların enerjisini birleştirmeyi öncelikli görmek eksik bir değerlendirme. Bugün dikta karşıtı mücadelede çatlaklar açmanın yolu, sivil toplum alanında birlikten öte, toplumsal muhalefet alanındaki farklı, yerel mücadelelerin enerjisini programlı bir şekilde birleştiren yeni bir siyasal irade örgütlemekten, siyasal bir kurucu irade etrafında birleşmekten geçiyor. Bu açıdan Rıza Bey’in önerisinde “sivil toplumcu” damar daha öndeyken, benim önerimde siyasal damar daha belirleyici.

Kaldı ki “sivil toplum”daki bu enerjilerin birleştirilmesi kurultayla olacak bir şey değil; eşdeğerlilikler zincirinin içinden bir yeni ortak kimlik ve program yaratılabilmesi gerekmektedir. Cepheleşmeyi “Saray” ile “Halk” arasında kuran, kendi siyasal, sosyal zıtlıklarını oluşturan bir hegemonya projesine ihtiyacımız var önce ve bu sadece bir kurultay ile değil; bir Halkçı hegemonya projesi etrafında iradeyi örgütlemekle mümkün. Bu açıdan Rıza Bey’in önerisi daha ziyade liberal sol bir çerçeve içinde kalırken; benim Halkçı-Demokratik Atılım önerim daha ziyade bir sol-popülist iktidar stratejisi çizmektedir. Stratejik açıdan da farklılık bulunmaktadır.

İkinci farklılığa gelelim. Saray’ın etrafında ördüğü yeni ittifaklar ortada. Kimlik siyasetinin her türlüsünü yeni rejim için seferberlik yolunda kullanan Saray, özellikle de 7 Haziran seçimlerinden beri Sünni-Türk bir kimlik temsilini kendi cephesinde toplamayı ve bu yarılmayı kabul eden bir karşı cephe yaratmayı hedefliyor ve bunu kısmen de başarıyor. Rıza Bey’in önerisinde temel saflaşma bu yeni cepheleşmede bizim tarafa biçilen rolü kabullenen çizgide ve karşı cepheyi nasıl yaracağının koşullarıyla ilgilenmeyen bir karakter daha önde. Daha savunmacı bir çizgi öneriliyor; oysa ben uygun strateji eşliğinde hareket edersek karşı cephenin de kolaylıkla parçalanabileceğini ve yeni bir halk iktidarı seçeneği için şartların da mümkün olduğunu söylüyorum. “Halkçı-Demokratik Atılım” çağrımda savunma yerine “Atılım” vurgusunu öne çıkarmam da bu nedenle. Sadece muhalefet hattının birliğini hedefleyen değil; karşı cepheyi yaran ve yeni bir iktidar seçeneği yaratan bir siyasallık önerisidir yaptığım. Siyasalla, siyasal hedeflerle bağların kopmaması gerektiğini söylüyorum.

Zira bir demokrasi cephesine ihtiyaç olduğu söylendiğinde, sadece bu zeminde bir siyasal zıtlık görüldüğünde de Saray bundan muazzam memnun kalacaktır. Bir yanda Saray ve ittifakları (Türk-İslam Sentezi etrafında seferber edilen bir çoğunluk); diğer yanda demokrasi isteyenler. Bu denklem elbette önemlidir; ancak yeterli değildir. Geniş halk kitleleriyle buluşan, bizim cephenin asgari programının ötesinde emekçi-yoksul halkın AKP zincirlerinden kurtarılması hedefini önüne koyan bir zıtlık okuması, bir program ve mücadele birlikteliği gereklidir. “Halkçı-Demokratik Atılım” çağrımdaki “Halkçı” vurgusu bu nedenledir; sivil toplumun, solun ya da demokratların birliği değil temel mesele; kaç kişi olduğumuzu sayma işini bitirdik; vurgun, yağma, talan ekonomisi karşısında halkı birleştiren bir halkçı-kamucu atılım olmadan, bu kararlılık etrafında dikta karşıtı enerjiyi birleştirmeden yapılacak şey, sadece patinaj olacaktır.

Kürt Sorunu

Son noktaya gelelim. Bu ittifakın içinde Kürt meselesinin yeri, konumu nasıl olacak? Ya da bu ittifak Kürt meselesini nasıl tartışacak? Rıza Bey’in çağrısının ardından böyle bir kurultay için harekete geçen Diyalog Grubu’nun çalışmalarına ve HDP çevresinden gelen açıklamalara bakılırsa, Rıza Bey’in çağrısı en çok da HDP ve HDK çevresinde destek bulmaktadır. Kuşkusuz Kürt Sorunu’nun demokratik-barışçıl yollardan çözülmesi için böyle bir ihtiyacın hissedilmesi önemlidir. Ve yine 7 Haziran öncesi/sonrasında ve ardından Suruç’la başlayan süreçte “masayı deviren”in kim olduğu nedenleriyle birlikte ortadadır.

Ancak bugün oluşturulacak bir “demokrasi cephesi”nin, siyasal analizlerini ülke hala 7 Haziran öncesi şartları taşıyormuş gibi yürütmesi de gerçeklikten uzaktır. Türkiye 7 Haziran’a giden süreçte şiddeti dışlayan, halkçı bir program etrafında geniş bir ilerici iktidar seçeneği etrafında örgütlenilmesi fırsatını kaçırmıştır. Bunda payı olan herkes elbette ileride özeleştirisini yapar; bu programlı ittifak, silahların sustuğu, şiddetin geri çekildiği bir ortamda mümkündü. Bugün ise sadece “dikta” karşıtı çizgi ya da kriter üzerinden bu ittifakın kurulma şansı kalmamıştır. PKK ve TAK çizgisinin şiddet ve terörü öne alan; Saray’ın milliyetçi ve baskıcı ittifaklarını adım adım besleyen, pekiştiren tarzı ortadadır. Bu durum bir yandan demokratik ve barışçıl bir HDP “imkanı”nın tasfiyesiyle; diğer yandan da dikta pratiklerinin daha da yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. Bu açıdan bugün Saray rejimi karşıtı bir cephe siyaseti oluşturulacaksa; sadece dikta karşısında değil, aynı zamanda bu diktayı besleyen; ülkenin geniş bir kurucu irade etrafında örgütlenme şansını hedefe koyan şiddet-terör mekaniğiyle de hesaplaşılması ve bu çizginin mahkum edilmesi gerekmektedir.

 Evet, HDP onu başkan yaptırmamıştır; evet bu noktada masayı devirmiştir; ama PKK diktanın derinleştirilmesinde kararlı görünmektedir. Bugün dikta cephesini faşizan bir eksende konsolide eden, tüm zayıflıklarına, içeride ve dışarıda; ekonomiden dış politikaya kadar her alandaki kırılganlıklarına rağmen ayakta tutan şeyi iyi saptamak gerekir. Diktayı ve yeni ittifaklarını şiddet ve terör beslemekte; halkı etrafına kenetlemektedir. Bu çizgiyle de hesaplaşmadan, bu teşhisle ilerlemeden yapılacak bir “dikta karşıtlığı” analizi; kaşıkla aldığını kepçeyle vermeye mahkumdur.

Bu nedenle Halkçı-Demokratik Atılım; hem Saray diktasına hem de PKK şiddetine-terörüne karşı barışçıl, laik, demokratik ve kamucu bir yeni cumhuriyeti inşa çağrısıdır. Bu mesafeyi koymayı; HDP içinden bu eleştirel mesafeyi koyanları bu yeni cumhuriyetin inşasına katarken; diktayı besleyen tüm yöntem ve unsurlara karşı; emekçi-yoksul halk çocuklarının katledilmesine dayalı şiddet siyasetinin halklar arasında yarattığı onulmaz tahribatlara karşı ses çıkarmayı da açıklıkla gündeme getiren bir strateji netliği taşımaktadır. Emekçi, yoksul halkı hem ekonomik hem de siyasal strateji açısından karşı cepheye teslim etmeyen, yapay bölünmeleri ortadan kaldıran ve gerçek bir atılımın kapısını açan.

Tekrar edeyim: Zor günler zor çözümlerle gelir. Yaparız.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.