• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 26 °C

Demokrasi karşıtlarıyla barış olmazdı

Emekli Vali Güngör Aydın, Kürt sorunu ve çözümünü yazdı.

Demokrasi, insan hakları/hukuk ve barış ayrılmaz bir bütündür. Bu üç evrensel değer ve kavram, birlikte ve ülkenin her yerinde egemen bulunuyorsa bunların varlığından söz edilebilir. Bu üstün değerlerden birinin olmadığı yerde ve durumda diğerlerinin varlığından söz edilemez. Büyük Alman Düşünürü Immanuel Kant’ın söylediği gibi “ Hukukla gelmeyen, hukuka dayalı olmayan barış sahte barıştır, içinde yakın savaş tohumlarını barındırır.”

Özünde ve kaynağında, kimlik ve aidiyet arayışı ve özgürlüğü, dil ve kültür özgürlüğü, eşit yurttaş olma istemleri ile bir demokrasi ve insan hakları sorunu, bunların hukuksal güvenceye bağlanması ile de bir hukuk sorunu olarak özetlenebilecek Kürt Sorunu, din merkezli felsefesiyle demokrasi karşıtı ve düşmanı, demokrasi, insan hakları, hukuk, barış kültürü ve bilinci, bunları gerçekleştirme niyeti ve amacı olmayan, demokrasi dışı, dinsel ve despotik bir parti olan AKP ile, çözümü şiddet ve silah yolundan arayıp gelen, uluslar arası alanda da bir terör örgütü olarak kabul edilmiş bulunan PKK tarafından ve bunlar eliyle çözülemezdi.

Bu nedenle, sözde “Çözüm Süreci” olarak kamuoyuna, halka sunulan girişim tam bir aldatmadan ibaretti. Üstelik her iki taraf da yani hem AKP, hem de PKK bu birbirlerini karşılıklı aldatma oyununun farkındaydı. Ancak her iki tarafın da bu aldatmadan çıkarları ve beklentileri bulunuyordu. O kadar ki, AKP, en temel bir eşit yurttaşlık hakkı alanı olan KPSS sonuçlarında bile yandaşları dışındakilerin kamu görevlerine atanmalarını engelleyerek tam bir partizanlık ve ayırım ortaya koymakta, temel insan haklarını ihlal etmekte, ayrıca,  aynı tarihsel bloktan yoldaşı ve versiyonu olduğu 12 Eylül askersel güçlerinin ürünleri olan antidemokratik 1982 Anayasasını bile yeterince otoriter bulmayıp fiilen uygulamadan kaldırmış bulunuyorken, siyasi partiler ve seçim kanunları ile, YÖK, HSYK v.b çağ dışı yapıları gözü gibi korumakla kalmayıp, düzeni hedeflediği bir despotik diktatörlüğe götürmek üzere “İç Güvenlik” alanını da tam bir baskılama altına almış; despotizme taşımıştı.

PKK/Öcalan ve Kürt siyasi hareketinin önünde yer alanlar, Kürt yurttaşların en temel eşitlik alanı olan kamu görevine alınma dahil her alanda bu ayırımları ve despotizme yürüyüşü görüp bilmekte, ancak üniter ulus devletin ve Cumhuriyetin kurucu felsefesinin ortadan kaldırılıp sona erdirilmesinde AKP ile olan mutabakatları nedeniyle bu temel haklar alanlarının bile çiğnenip despotize edilmesini görmezden gelirken, AKP de, özünde Alevi yurttaşlar gibi aidiyet bağlamında Kürt Halkını da her alanda ayırıma tabi tutuyorken, öncelikle başkanlık sistemine ve bunun gerektirdiği parlamento çoğunluğuna ulaşmak üzere despotik hedeflerini gerçekleştirmek için, Kürt Sorununu çözüyor görünerek, çözeceğini savlayarak Kürt kökenli yurttaşların da içinde yer aldığı bir bütün olan Türk Halkını aldatmaya çalışıyordu. Öyle ki, karşılıklı bir aldatmadan ibaret olan çözüm süreci oyunu kamuoyunda fark edilir gibi olduğunda ya da her tıkandığında PKK ve AKP’nin tepesinde yer alan bir avuç aktör birbirlerini suçlayarak ortaya çözüm için hiçbir sonuç çıkmamasının bahanesini yine birlikte üretmekte ve oyunun sürüp gitmesini sağlamaktaydılar. Ancak, aidiyetleri farklı olsa da, ülkemizin her yanında bin yıldan beridir gönüllülüğe dayalı özgür iradeleriyle, ortak coğrafya, ortak tarih, ortak dil ve kültür, ortak geçmiş, gelecek, hayaller (imgeler) ve ortak çıkarları paylaşarak birlikte, ülkenin her yerinde bir arada barış içinde yaşayıp gelen ve yaşamakta olan, böylece bir ulus bütünlüğüne ulaşmış Türk ve Kürt halkları arasında var olan ancak yapılan yanlışlarla bozulmaya çalışılan barışı kalıcı olarak sağlama ve yanlış politikaların ürünü olan Kürt Sorunu ve sorunun çözümü bir oyunun konusu yapılamazdı.

Ne ki, ancak demokrasi, insan hakları/hukuk ve barış yolundan, Cumhuriyetin kurucu felsefesi ve üniter ulus  devlet temelinde, demokratik sivil yönetim eliyle çözülebilir olan çok boyutlu Kürt Sorunu, tüm boyutları ile TBMM’de ele alınarak demokratik yöntemlerle üretilecek toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Ulusal Plan çerçevesinde çözülememiştir. AKP İktidarı, ülkemizin üstün çıkarlarına ulusal birlik ve bütünlüğümüze aykırı olarak, üniterliği ve meşruiyeti bir yana bırakarak, devleti ve hukuk sistemini felç edip işlemez kılacak biçimde İmralı’yı/Öcalan’ı ve silahlı terör/şiddet güçlerini muhatap alarak, konuyu başkanlık sistemi, bu sistemi öngören bir anayasa yapımı ve bireysel rant sağlama pazarlığı alanına dönüştürerek, en önemlisi de Türk Ulusal Kimliğini ortadan kaldırma pahasına, sorunu, emperyalist dış dayatmaların ürünü karanlık bir planla çözme girişimine baş vurarak tehlikeli ve çıkmaz bir yola girmiş bulunuyordu. Böylece, emperyalist güçlerin Ortadoğu’da bir hegemonya kartı ve hedeflerinin gereği olarak kullandığı PKK,  devlet adına AKP İktidarından aldığı bu yeni ve açık destek sonrasında, dağdan kentlere inerek silah ve güç yığınağı yapabilmiş; büyük güç gösterilerine başvurabilmiş; daha önemlisi silah ve şiddete dayalı ayrılıkçı görüşlerini devlete dayatabilmiştir.  Bütün bu durumlar, ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan Türk kökenli yurttaşlar arasında büyük üzüntü, acı ve infiale yol açmış bulunuyordu.

Ancak, Kürt Sorununun çözümüne yönetim bilimi ve yöntembilim açısından yaklaşıldığında üç altın kural göz ardı edilemezdi.

 1.“Bir Konu Soruna Dönüştüğü Yerden Çözülür ya da Bir Konu Nereden Soruna Dönüşmüşse Oradan Çözülür”. Kürt Sorunu, yukarıda belirtildiği gibi, bir demokrasi, insan hakları ve hukuk sorunu olduğuna göre sorunun çözümü de bu yollardan yani demokrasi, insan hakları ve hukuk alanında yapılacak iyileştirme ve demokratikleştirmelerle olacaktır.

 2.“Ana Sorun Çözülmeden Türev Sorun Çözülemez.” Konumuzda Kürt Sorunu ana sorundur. Bu nedenle Kürt Sorunu çözülmeden bu sorunun şiddet ve silaha dayalı bir türevi olan PKK Sorunu çözülemez.

3.“Toplumsal Sorunlar, Sorunun Öznesi Olan İnsanlar/Topluluklar Sürece Dahil Edilmeden Kalıcı Biçimde Çözülemez.” Kürt Sorununun çözümü, öncelikle Kürt yurttaşlar olmak üzere bütün Türk Halkının, sorunun öznesi olarak katılımı, onayı ve toplumsal uzlaşması olmadan kalıcı olarak sağlanamaz; toplumsal barış gerçekleştirilemezdi.

Öte yandan çok acıdır ki, demokrasinin çoğulculuk ilkesini en çok özümseyen felsefesi olması nedeniyle, iktidarı elde etmesi halinde, devlet olarak, terör örgütlerini teknik ve istihbari ilişkiler dışında asla muhatap almadan çözebilecek tek siyasal eğilim olan sosyal demokrat felsefenin sözde simgeleyicisi olan CHP ise, Kürt Sorununun çözümü alanında bütünlüğü ve sistematiği olan bir düşünce ve ulusal plan üretemeyerek, bir inisiyatif üstlenip ortaya  koyamayarak, bütünlükten, sistematikten ve bilimsellikten yoksun ve sorun çözücü olmayan, sorunu ve çözümü özünden kavrayan bir yaklaşım yerine konuyu yan yollardan ve yöresinden ele alan bir “görüş ve öneriler paketi” ile kamuoyunun ve halkın önüne çıkarken, AKP’nin aldatmacalarına göz yummaktan, hatta destek vermekten öteye yol alamamış bir acizliğin içinde bocalamaktaydı. Partiye bu alanda soruna çözüm üretebilecek içerikte plan ve raporlar götürülmüş olmasına karşın,  Parti yönetiminin içinde bulunduğu demokratik çağcıl bir felsefeden, sorunun çözümünün gerektirdiği vizyon ve siyasi proje üretiminden, bunun türdeş ve tümleşik kadrolarından yoksunluk, bu nedenlerle ülkenin gerçek gündeminden kopukluk, AKP’nin despotizme dönük yapay gündemine bağımlılık nedeniyle ve izlenen ilkelilik, etkililik ve sorun çözücülükten uzak yaklaşımlarla hiçbir mesafe ve sonuç alınamıyordu. CHP, 19 Nisanda ve 1 Kasım seçimleri öncesinde açıkladığı Seçim Bildirgelerinden ve Bildirgelere ek olarak Parti yöneticilerince gazetelerde yapılan açıklamalardan da anlaşılmaktadır ki, Kürt Sorununda, öncelikle sorunu doğru tanımlayarak, soruna, aldatmadan ibaret sözde bir çözümde anlaşmış gibi görünen AKP ve PKK’yı doğru analiz ederek, sorunun çözümünde muhatabı doğru belirleyerek ve inisiyatif üstlenerek yönetim bilimi ve yöntembilim ilkelerine dayalı gerçek ve doğru bir çözüm projesi üreterek kalıcı barışı sağlayacak biçimde ortaya ve halkın önüne koymak, emperyalist kaynaklı “çözüm süreci” oyununu bütünüyle reddetmek yerine, sözde çözüm sürecine bağımlılık göstererek, bu sürece katkılarda bulunma ve eklemlenme yoluna giderek AKP’nin aldatmadan ibaret “çözüm süreci” oyununun figüranlığına soyunmuş ve soruna çözüm üretmeyen süreğen bocalamayı devam ettirip bu günkü bunaltıcı tabloya ulaşılmasında Partiye düşen görevin gereklerini yerine getiremeyerek dolaylı hatta doğrudan bir sorumluluk içinde olmaktan çıkamamış bulunmaktadır.

Sonuç olarak Kürt Sorununda AKP tarafından yürütülmüş olan sözde çözüm çalışmaları Anayasaya aykırı, yapılanlar ve yapılmakta olanlar, Anayasa, hukuk ve meşruiyet dışı bulunuyordu.

Bugün geldiğimiz, gördüğümüz tabloda; “çözüm süreci” adı altında yürütülen sahte planın(!) doğallıkla açığa çıkarak iflas etmesi nedeniyle, Güney doğuda Diyarbakır, Şırnak ve Mardin’de ayrılıkçı PKK güçlerinin kentleri ele geçirme, bu amaçla devlet güçlerinin bu kentlerin bazı bölgelerine girebilmesini önlemek için hendekler kazma yoluna gitmeleri üzerine üniter ulus devlet güçlerinin zorunlu ve gerekli müdahaleleri yapma ve önlemleri alması sonrasında, şehitler verme pahasına Misakı Milli sınırlarını ve vatan topraklarını korumanın yasal/hukuksal gereklerini yerine getirmeye çalışan güvenlik güçleri ile büyük kayıplar veren PKK arasındaki silahlı çatışmalarla ülke ilan edilmemiş bir iç savaşa doğru sürüklenirken, bu arada iki ateş arasında kalan masum Kürt yurttaşlar yaşam savaşı verir ve bir bölümü göç etmek zorunda kalırken, her kökenden bütün Türk Halkı da durumu ibret, acı ve şaşkınlık içinde izlerken, despotik dinsel diktatörlük olan AKP iktidarı ile Kürt Sorununun çözümünü şiddet ve silah yolundan arayan PKK’nın, nihai hedefleri farklı olsa da iki ara hedefte buluşup birleştiklerini saptıyoruz:

1.  Terörü tırmandırmak,

2.   Böylece, Kürt Sorununun çözümünün asla amaçlamadıkları demokrasi, insan hakları ve hukuk yolundan olamayacağını kanıtlayabilmek için çözümün bu doğrultudaki gerçek muhatabı olan HDP’yi parlamentodan uzaklaştırıp saf dışı etmek.

Nihai hedefler ise bellidir: AKP, besleyip büyüttüğü ayrılıkçı Kürt düşmanlığını bahane ederek despotik radikal Sünni İslama dayalı dinsel bir diktatörlüğe dönüşmesi kaçınılmaz Başkanlık Sistemine geçebilmek; PKK ise, Kürt Sorununda, silah ve şiddet yolundan, gerekiyorsa federatif ayrılıkçı bir yoldan hedefine ulaşmak istemektedir.

Her şeye karşın, her kökenden bir bütün olan Türk Halkı, ülke bütünlüğünü ve ulusal birliği, bunları sağlarken olduğu gibi canı pahasına koruyacak; Kürt Sorununun demokrasi ve barış yolundan çözümüne olan inanç ve umudunu yitirmeyecektir.  

Çünkü barış bir oyun değildir. Kürt Sorunu ise bir demokrasi sorunudur.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)