• BIST 101.892
  • Altın 189,295
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Demokrasisiz Halk (3)

Özdemir İnce

Hürriyet’te  27 Temmuz 2011 tarihinde yayımlanan  yazımdan aktarıyorum: «İnsanın insanı sömürmesine göz yummak, eşitsizliği ve adaletsizliği savunmak bir zulüm ise, biri bu zulme karşı çıkmak için saf (bozulmamış) dini referans alabilir. Ama “din örgütü”nden ve dinbazlardan destek bulamaz. Bir başkası karşı çıkışını insan haklarına, dünyevî vicdana dayandırabilir.  Ama o da kapitalizmin ve emperyalizmin engellemesiyle karşı karşıya kalır. İkisinin arasında büyük bir fark yoktur. Çünkü bu iki insan da bu yeryüzü zulmüne son vermeyi amaçlamaktadır. Biri ötekine “Zulmü ortadan kaldırmak için İslamı referans al” dememeli, diyemez. Öteki de ona “Zulmü ortadan kaldırmak için İslamı referans almaktan vazgeç” dememeli, diyemez.

“Zulme son vermek!” ideali ilkin kafada, ruhta ve vicdanda karşılığını bulmalıdır. Sömürü, ayete göre günah ise, gerçek Müslümanın muhatabı ayeti statükoya göre saptıran dinbazlardır. Laik sosyalistin muhatabı ise kapitalist alt-yapının bekçi köpekleridir..

Böyle bir durumda, biri, yeryüzünde eşitliği, kardeşliği, özgürlüğü ve demokrasiyi kurma uğraşı verirken beş vakit namazını kılar. Öteki de aynı şeyi yaparken akşamları rakısını içebilir. Kime ne?!»

Ama bu  ülkede yoksuldan yana çıkan, müslüman ekonomist yok, buna karşın dinbazlar var.

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Kuran çevirisinden birkaç ayet aktaralım:

-Gördün mü o, dini yalan sayanı? / İşte odur yetimi itip kakan; / Yoksulu doyurmayı özendirmez o..(Mâûn, 17)

-Sana sarp yokuşun ne olduğunu bildiren nedir? / Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o. / Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o, / Yakındaki bir yetimi, / Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu. (Beled, 12-18)

-Ey iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarınızın temiz ve güzelinden infak edin paylaşın). (Bakara, 267)

-Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. (Bakara, 254)

-O ki, temizlenip arınsın diye malını verir. (Leyl, 18)

Yoksulların kayırılması İncil’de çok daha açıktır:  «İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Doğrusu size derim ki, zengin kişi göklerin hükümranlığına güçlükle girecektir. Yine size derim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin kişinin Tanrı hükümranlığına girmesinden daha kolaydır.”» (İncil, Matta 19:20)

İncil’in yukarıdaki yoksul gözeten ayeti Kuran’ın A’raf Suresinin 40. ayetinde dönüşüm geçirip şöyle olmuş: “Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz.”

Bu konuya değinen eski yazılarımdan birini (Hürriyet, 14 Eylül 2011) bigi ve ilginize sunuyorum:

***

DİNDAR SOLCU DEĞİL SOLCU DİNDAR
Ayrıntı yayınevi  “Kurtuluş Teolojisi” adlı bir kitap yayımlamış. “İslâmi Kurtuluş Teolojisi” bölümünün yetersizliğine karşın gerekli ve yararlı bir kitap. İster Hıristiyan ister İslâmi olsun “kurtuluş” yoksulluktan kurtuluş anlamına geliyor. Kimi aklı evvel bunu şöyle anlıyor ya da şöyle sanıyor: Yoksullar dindarlaşarak yoksulluktan kurtulabilirler. Oysa yoksullar istedikleri kadar dindarlaşsınlar, o oranda yoksulluk bataklığına gömülürler.

Kökü Dominiken rahip Bartolemeo de las Casas’a (1474-1566) dayanan Hıristiyan Kurtuluş Teolojisi, yoksulları daha çok dindarlaştırmaya çalışmaz, tam tersine yoksulluktan kurtulmaları için onları örgütler ve yoksulluktan kurtuluş için Kilise’yi görevlendirir. Yoksulluğun nasıl oluştuğunu, yoksulluğun kaynağının İncil olmadığını anlatır. Tam tersine, Matta İncili’nde şöyle yazar: “Zenginin cennete girmesi, devenin iğne deliğinden geçmesinden daha zordur.” 

Bu anlayışın öncüleri ve savunucuları Güney Amerika Katolik Kilisesi’ne mensup rahipler ve piskoposlardır. Bu yüzden faşist devletler, zenginler ve ağalar tarafından acımasızca öldürülmüşler ya da Roma’daki Papa tarafından aforoz edilmişlerdir. Günümüzün Papası XVI. Benedictus (eski Kardinal Joseph Alois Ratzinger), Roma Kilisesi’nin otoritesini sarstığı için bu akımın can düşmanıdır.

Ancak, Latin Amerika Kilisesi’nin yoksullar konusundaki tutumunun dünyasının geri kalan kiliseleri tarafından benimsendiğini söylemek de  mümkün değil. Hıristiyanlıkta olur da yoksulları savunan Kurtuluş Teolojisi İslâmda olmaz mı? Bu soruyu sorduğunuz zaman, hocalar, din adamları ya da gazetelerin dinsel Güzin Abileri, hiç duraksamadan, “Olmaz mı, Kuran’da yeri var!” derler ve ayetleri saymaya başlarlar. Yahu kardeşim hangi din kitabı yoksulluğun Tanrı ya da Allah buyruğu olduğunu söyler? Tam tersine bütün din kitapları yoksulları korur, zenginleri suçlar. Önemli olan bir cami hocasının, bir tarikat şeyhinin, bir gazetenin din âlimi Güzin Abi’sinin, sosyal adaletten, bireysel ve ulusal gelirin adilce paylaşılmasından söz etmesidir. İslâmi Kurtuluş Teolojisi’nde görev, Cami’ye, hocalara, imamlara, Müslüman aydınlara düşüyor.

“Müslüman Sol” iddiaları yüzünden İslâmcı kesim kaynıyor, birbirine girmiş durumda. Statükocu İslâmcılar, solcu İslâmcıları Kuran’a ihanetle ve sapkınlıkla suçluyor.

AKP’nin görkemli başarılarından söz ederken, sonunda laf seçmenden iktidar oyu alamayan CHP’ye ve halka inemeyen (!), halkla ilişki kuramayan (!) sola gelir. Karar: Başarılı olmak için bu hödüklerin dindarlaşmaları, dinbazlaşması  gerekir.

Hayır, gerekmez!  Hedef ve amaç yoksulluktan kurtuluş için mücadele ise, yoksullar ile solcuların dindarlaşması gerekmez. Yüzyıllardır sosyal adalet ve insan hakları için mücadele eden sol ve solcu neden dini (İslâmı)  referans alsın, solcu olarak (sosyal adalet, insan hakları, eşitlik ve kardeşlik konularında) zaten doğru yolda. Ama bu türden sivil erdemlere sahip olmadığı için, dinbaz olmayan dindar kitlenin solculaşması gerekir. Nasıl solculaşacak?  Müslüman din adamları ve aydınları, Kuran’daki sosyal adalet anlayışını CHP ve Sol’a değil, Müslüman dindarlara anlatacaklar, dindarın körleştirilmiş gözlerini açacaklar. Ama bunu yapacaklarına, batı kapitalizminin teknoloji ürünlerini pazarlıyorlar, emperyalist kapitalizme hizmet eden zorba teokratik rejimleri savunuyorlar!

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere: Camiler, tarikatlar, dinsel cemaat ve dernekler AKP iktidarının ve Başyüce’nin kadrolu elemanı. Yoksulluk ve açlık insana zindan deldirir; din, cami, tarikat, cemaat ve dernek falan  tanımaz. Aç, yoksul ve işsiz halk kuşkusuz din ve inancından vazgeçmez ama dinbaz siyasetçiden, zengin ve iktidar sözcüsü imam ve hocadan, bir gün mutlaka boşanır ve hesap sorar. Hiç tavsiye etmem ama Ebu Zerr Ğıffari’nin “Evinde ekmek bulunmadığı halde kınından sıyrılmış kılıcıyla isyan etmeyen adama şaşarım ben” sözünün unutulmadığını da hatırlatırım. 24 Haziran 2018’de halkın “kınından sıyrılmış kılıcı”,  seçim sandığına atacağı ve parlamenter demokrasiyi kurtaracağı oy pusulası olmalı.

Kuşkusuz bu böyle devam edemez. Ama (sözde) Adalet ve Kalkınma Partisi AKP’nin İslâm dünyasının en eski siyasal partisi olduğunu da unutmayalım: AKP, Hz.Muhammed zamanında belki vardı, ama Hz.Peygamber’in ölümünden hemen sonra kuruldu ve İlk Dört Halife döneminde iyice örgütlenip kök saldı; nepotizm, yolsuzluk,  akraba ve yandaş kayırma sanatında tarihe geçti. Dört Halife’den en marifetlisi Osman idi. AKP, Osmanlı saltanatında da vardı. Ancak ölümsüz değildir: Siyasi bir “Çiftlik Bank” örgütü olup afyon stokunu havaya uçurmak gerekir.

2018 seçimleri hiç kuşkunuz olmasın dünyanın sonu değil. Telefonunu, bilgisayarını, otomobilini değiştiren halk kullanım ömrünü tamamlayan iktidarı da mutlaka değiştirecektir. Ama bu işi kesinlikle uzatmamalı! Su, kazanda ısınmaktadır ve mutlaka kaynama noktasına gelecektir. Suyun kaynamasını hiçbir güç engelleyemez. Seçim hileleri de boşa çıkabilir. Önemli olan halkla buluşmak. Bu buluşma için halkı taklit etmek gerekmez. Halka inmek diye bir şey yoktur. Halk yükselmek ister. Bu isteği de kimse engelleyemez. Kimse muhalefete ve CHP’ye akıl vermesin. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, HDP, TKP ve öteki sol partiler “masaya yumruğunu vuruyor”. Ama bu yetmez: AKP karanlığından kurtulmak isteyen herkes kurtuluşa kadar masayı zumzuklayacak. Zumzuklamak zorunda! Örgüt olarak TÜSİAD, Finans Kapital, Borsalar, Ticaret ve Sanayi Odaları, Ziraat Odaları, meslek oda ve örgütleri  ve benzerleri, büyük ve küçük burjuvazi, varlıklarını borçlu oldukları Cumhuriyet’in yanında olmak ve ona hizmet etmek zorundadırlar. Aksi durumda, sonları Aydın Doğan’dan farklı olmayacak ve “Servet” ve “Kapital” mutlaka ve zor marifetiyle el değiştirecektir.

Cumhuriyet’in motorunu tekrar çalıştırmak için bir jakoben gibi adanmak gerek. Benim bildiğim işte bu yurttaş: Cumhuriyetçileşmek!

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)