• BIST 106.045
  • Altın 190,729
  • Dolar 4,5665
  • Euro 5,3314
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 26 °C

Demokrasisiz Halk (4)

Özdemir İnce

Solun; halkın ve ulusun değerlerini bilmediği, bu değerlere yabancı olduğunu ileri sürmek bana budalaca geliyor. Bu konu açılınca, özellikle çok bilmişlerin söz aldığı aptal kutusunda, türlü çeşitli ukalâlıklar yapılır: “CHP ana muhalefet görevini yapmıyor; CHP kurultay partisidir. Sol küreselleşen dünyayı kavrayamıyor.” Bre munkabızlar, İdris Küçükömer diye bir meczup çıkıp “Türkiye’de sağ soldadır, sol sağdadır” dedi diye adamı ilâh yaptınız. Bu paradoksun eblehlik olduğunu anlamadınız. Şimdi, AKP lümpen proletaryaya sadaka dağıtıp oy aldığı için solda mı oluyor? Fransa’da 1830’da, 1848’de, 1871’de karşı devrimci iktidarlar bunlara çukur kazdırıp para öder, çıkardıkları toprağı tekrar çukura doldurtup  para öderdi. Marx bunlarla iyice dalga geçer. Bana inanmıyorsanız onun Fransız Üçlemesi‘ni okuyun.

12 yıl önce (2006) Hürriyet gazetesinde “sol” konusunda bir dizi yazı yazmıştım. Bunlardan bazılarını okuyacaksınız. Şaşırmayın, o dönemde, Hürriyet gazetesinde yazdığım için hem kıskanır hemi de kınarlardı (!) beni. Şimdi bazı yayınevleri “yayın programlarına uymadığı” (!) gerekçesiyle yayımlamıyor kitaplarımı.

                                                             ***

HALKIN DEĞERLERİYLE BARIŞIK OLMAK
Sağdan, soldan, orta sahadan, geri dörtlüden Türk solunu eleştirirken en çok kullanılan cümle şudur : “Halkıyla ve onun değerleriyle barışık olmamak!”

Her kim ki halkıyla ve onun değerleriyle barışıktır, eriyor muradına; her kim ki barışık değildir sonu ince verem ve hüsran.

Bir de “Kendi ulusunun değerlerine tamamen yabancı olmak!” var. Yabancıysanız yandınız.

Haftalık dergisinde Selin Ongun Türk solu üzerine altı hafta süren bir inceleme/söyleşi dizisi yayınladı. Gazete yazarlarına, politikacılara ve akademisyenlere “Sol neden iktidar olamıyor ?”, “Solun önündeki olanaklar” gibi sorular sordu ve aldığı yanıtları yayınladı. Aldığı yanıtlar arasında yukarıdaki klişe yargılar gene yer almakta. Milliyetçi ve İslamcı sağın her seçimden sonra böbürlenip kabarırken halkı tanımak iddialarını sineye çekebiliriz ama aynı klişeleri gazeteciler ve üniversite hocalarının ağzından duymak hiç de katlanılır bir şey değil.

Nedir halkın değerleri? Siyasal partiler ve siyasetçiler için önemli olan nedir, Anayasa ve yasalar mı yoksa halkın değerleri mi?  Halkın değişmez değerleri olabilir mi, olabilirse bunlar nelerdir?

Halkın ve ulusun değerlerini ileri sürenlerin de tıpkı “Daha fazla demokrasi” isteyenler gibi bunlardan neyi kastettiklerini bilmiyoruz. İşin tuhafı iki grup da aynı kişilerden oluşmakta.

Halkın değerleri töre cinayetleri mi? Ulusun değerleri gecekondu  yapma, orman yakma özgürlüğü mü; vergi vermemek ve her türlü sigorta payını ödememek mi; kara para aklama mı yoksa petrol kaçakçılığı mı; yoksa hortumculuk mu?

Halkın ve ulusun değerleri İmam-Hatip okulları mı, türban mı, tarikatcılık ve cemaatçılık mı?

Dini siyasete alet etmek mi?  Selefileşen, Vahabileşen Anadolu sünniliği mi?

Irkçılık ve şovenizme dönüşmeye başlayan milliyetçilik mi, ayrımcılık mı; her türlü azınlık düşmanlığı mı? Nedir halkın ve ulusun değerleri?

Yoksa Cumhuriyet ve laiklik düşmanı olmak, İslamcı olmak halkın değerleri mi oluyor?

İğri oturup doğru konuşalım: Solun, halkın ve ulusun değerlerini bilmediği, bu değerlere yabancı olduğunu ileri sürmek bana biraz budalaca geliyor.

Kimdir bu solcular, köken ve sınıf olarak sağcılardan, İslamcılardan farkları ne ? Onlar da köylü ve işçi sınıfından, esnaf ve memur sınıflarından geliyorlar. Milliyetçilerin ve İslamcıların, genel olarak sağcıların aksine burjuva ve yüksek burjuva sınıflarından gelenlerin sayısı daha az solcular arasında. İnsanlar solcu olunca yoksa hafıza, gelenek ve görenek kaybına mı uğruyorlar ?

Solcuların büyük bir bölümü de sağcılar gibi Allah’a inanırlar, bir dinleri vardır, ahlak ve vicdan sahibidirler. Ancak solcuların en büyük özellikleri  “Cumhuriyetçi, Demokrat, Laik, Özgürlükçü ve İnsan haklarına saygılı olma”larıdır. Bir de eşitlikçidirler ve sömürü karşıtıdırlar.

Bir de İslami tarikatlara, cemaatlere, irticaya ve  şeriata karşıdırlar.

Sol, ulusun ve halkın değerlerine karşı ve yabancı olduğuna göre, halk solun karşı olduğu değerleri mi temsil ediyor ? Eğer böyle ise solun bu değerlere, halkın değerlerine saygılı olmaması daha doğru değil mi?  Sol, değiştirir !]

                                                                       ***

Solun halkın oyunu kazanamamasını nedenini biraz da halkta aramak gerekiyor. Bakın size hoşgörünüze sığınarak küçük bir örnek vereceğim.

«Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Güncel Türkçesi: İlerici Cumhuriyet Partisi), Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa‘nın eski silah ve dava arkadaşları olan Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Refet (Bele) Paşa ve Adnan (Adıvar) Bey’in öncülüğünde, 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Parti tüzüğünde cumhuriyet ilkesinin, liberalizmin ve demokrasinin benimsendiği belirtilirken aynı zamanda dini inançlara da saygılı olunduğu açıklanmıştır (Mustafa Kemal Paşa Nutuk‘ta bu durumu “dini siyasi çıkarlara alet etmek” olarak yorumlamıştır.). Rauf Orbay’ın parti kurulmadan önce cumhuriyet ile ilgili eleştirileri ve parti kurulduktan kısa bir süre sonra bazı rejim muhaliflerinin parti etrafında toplanması ile beraber dini duyguların propaganda olarak kullanıldığı Şeyh Said İsyanı‘nın patlak vermesi sonucunda parti kapatılmıştır. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa’ya düzenlenen İzmir Suikastı olayından TCF kurucularının bir bölümü yargılanmıştır.» (Vikipedi)

Bilgi nesnel olsun diye vikipediden aldım. Şimdi durumu güzelce değerlendirelim. Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Refet (Bele) Paşa ve Adnan (Adıvar) Bey’in  Cumhuriyet’in kurulmasından, kuruluş biçimden rahatsız olmaları, yönetime gücenmeleri  mümkün. Ancak Cumhuriyet’in kuruluşunun üzerinden 1 yıl 18 gün geçmişken “dini inançlara da saygılı” bir parti kurmanın anlamı ne? Bence bir anlamı var: 3 Mart 1924’te Halifelik’in Kaldırılması ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu TBMM’de kabul edilmiş, onlar da 17 Kasım 1924 tarihinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmuşlar. 

Bunların hepsi olabilir. Muhalif milletvekillerinin  Osmanlı Saltanatı’nın  kaldırılmasına (1 Kasım 1922)  şiddetli tepkileri de kabul edilebilir. Saltanat ile Halifelik birbirinden ayrılmış; Saltanat kaldırılmış ama Halifelik kalmış; Abdülmecid Efendi halife olmuş. Halifelik de 3 Mart 1924 tarihinde  kaldırılmış. Muhalif grubun kendi partisini kurması çok doğal, şaşırtıcı değil.

Ama benim anlamadığım şu: AKP’ye 16 yıldır katlanan ve daha ne kadar katlanacağı belli olmayan halkın dedelerinin daha “Bir” yaşını yeni doldurmuş, Devrim Yasaları’nın tamamını ve  Medeni Kanunu (17.02.1926) henüz çıkartmamış olan Cumhuriyet’ten soğumuş olmalarıdır. Kurtuluşa sevinen ama kurtarıcının sunduğu değişime karşı çıkan bir halk kesimi… AKP’nin kökü işte burada. Bu yığışım (kitle) ki biriken bunca kir ve pasa karşın “alnı secdeye değiyor” diye, kendisini hor gören, sabah-akşam dayak atan, yoksulluk ve yoksunluğa  tutsak eden AKP haramisine aşkla hizmet etmektedir; MHP’yi de kuma olarak kabul etmektedir. Bu da mı halkın kutsal değeri? Bu halkın en büyük değeri kendini özgürleştiren rejime nankörlük ise, tükürmüşüm böyle değerin içine!…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)