• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 26 °C

Demokrat Parti'nin sınıfsal karakteri!

Demokrat Parti'nin sınıfsal karakteri!
Her iktidar sınıfsaldır. Yok öyle vatan millet Sakarya! Kim demiş ki kim öyle halk adamı?

SAMİ GÜNAL
Bir önceki yazımızda tarihi ve toplumsal olayları dar bir günde her yönüyle tek bir yazı içinde ele almanın zorluğundan bahisle, 27 Mayıs’ı kavramsal ve niteliksel olarak anlamanın yolunun öncelikle kavramların bilimsel zeminine oturtulmasından, geçtiğinden söz etmiştik.

İhtilal, devrim ve darbe gibi çeşitli toplumsal devinim ve hareketleri irdeledikten sonra 27 Mayıs’ın ihtilallikten devrime evrilen bir harekât olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Bu yazımızda, 27 Mayıs’ın hedefi olan iktidarın sınıfsal karakterine göz atacağız. Böylelikle diyalektik gereği 27 Mayıs’ın da sınıfsal karakterine ışık tutmuş olabilelim.

http://www.abcgazetesi.com/ihtilal-devrim-ve-darbe-17020h.htm

Her devrimin diyalektiği gereği mağdurları, mağrurları ve her iki kesim açısından da kahramanlaştırılan ikonları (simge kişiler) olur/oluşur.

27 Mayıs’ın mağrurları; toplumu “Vatan Cepheleri” yapılanmalarıyla kamplaştırmak suretiyle ikiye ayıranlara karşı direnme hakkını kullanan halk olmuştur. Tepeden aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru bir devinim olması yönüyle zaten kahramanlaştırılan bir ikonu da yok. Genel bir halk hareketidir. Kaldı ki bu karakteristik yönü itibarıyla yeniden “Kuvayi Milliye” olarak adlandıran düşünürler de olmuştur.

Mağdurları ise, doğal olarak bu harekâtla aşağıya indirilenlerdir. Mağduriyet, illaki masumiyeti kapsamaz. Buradaki mağduriyet “muktedirliği kaybetme” kapsamındadır.

Mağduriyet bir hassasiyet duygusunu da uyandırır. 27 Mayıs’ın hukuki sonuçları açısından hassasiyet uyandıran sonuçlarından birisi de idamlardır. Hemen, en şiddetli duygularla ve Ceza Hukuk Bilimi temel mantığına aykırı olması nedeniyle de idamlara karşı olduğumuzu ve halen büyük bir elem duygusuyla kınadığımızı da not düşelim.

Her iktidar sınıfsaldır. Yok öyle vatan millet Sakarya!

Kim demiş ki kim öyle halk adamı?

Tarihte duygusallığa yer yoktur. Gerçeğin ya acı ya da güler yüzünü görürüz. Kimse, bize eleştiri hakkımızdan dolayı kızmasın ya da “Oh, iyi ki olmuş!” demesin. Yöntem bakımından elbette onaylamayız ama sırf asker gücüyle yıkılması nedeniyle bir iktidarı demokrat kabul edip hukuk dışı uygulamalarının üzerine mi yatacağız? Her türlü kavramsalıkların yanında “entelektüel duruş-aydın namusu” denen hasletlerimiz de var. Eleştireceğiz elbette. Yoksa “Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

“Yeter, Söz Milletindir” mi, “Yeter, Çiftlik kompradorluğuma Dokunma” mı?

Tekrara düşme pahasına yineleyelim,“Yok öyle vatan millet Sakarya!”

Niyeymiş?

Menderes, o yıllarda halktan her kimseye kısmet olmayacak şekilde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak iyi okullarda iyi eğitim almış, geniş toprak sahibi bir ağadır. Tepedendir.

Az buz değil, dört dönem CHP’den parlamento üyeliği yapmıştır. CHP’nin 27 yıllık tek parti uygulamalarının içinde tüm günahkârlıklara(!) döneminin yarısından çok süre zarfında ortak olmuş, sesini çıkartmamıştır. Yani tam CHP’lidir.

Celal Bayar’ın durumu daha dramatiktir. CHP ileri gelenleri içinde yer alarak tam çeyrek asır siyaset yapmış. Bunun 15 yılını bakan olarak geçirirken, daha sonra da Atatürk’ün son Başbakanlığını yapmıştır. O da, tu kaka ettiği CHP’nin günahkârlarındandır yani(!)

Bitmedi! “CHP’nin bankası” İş Bankası’nın kurucuları arasında yine Celal Bayar var ve bir rivayete göre de isim babasıdır. Dahası var. İlk Genel Müdür’dür.

Ya Menderes? İş Bankası Müdür Yardımcılığı yapmış. Durun! Aydın Halkevi Başkanlığı yapmış.

Ta ki çıkar çatışmasının (keşke toplumsal çıkar olsaydı) geldiği noktaya kadar CHP’nin içinde bulunup hiçbir uygulamasına gık çıkarmayıp sus pus otururken hoop birden, “vatan, millet Sakarya” naraları. Ne için, kim adına?

Beğenilmeyen CHP, TBMM’nde 1945 yılında -şimdi de özelikle Doğu sorununun çözümü için acilen gerekli olan- “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” çıkartır. Meclis’te büyük toprak sahibi milletvekilleri de vardır ve bunlardan birisi de Adnan Bey’dir. Mebusluk hayatı boyunca Meclis’in arka sıralarında sus pus silik bir şekilde oturan (Bu oturma pozisyonunu sadece kitaplarda okumadık, televizyon belgesellerinden de izlemiştik.) toprak ağası Adnan Bey, birden bire reform aleyhinde ateşli konuşmalara kalkışır. Sonrası malum. Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan da dâhil olmak üzere reformlar aleyhine, tarihte “Dörtlü Takrir” namıyla yer alan önergeyi verirler ve DP’nin kuruluş çalışmalarına geçerler.

Şahsi çıkar çatışması Adnan Bey’i öylesine kızdırmıştır ki muhalif olma adına dil uzatmayı, Kurtuluş Savaşı’na kadar vardırmıştır.

Şimdi, DP’nin kuruluşundaki “sınıfsal karakter” netleşiyor mu? Ne halkıymış?

Bu sınıfsal ve muhalif karakteri taçlandırmak için, Şevket Çizmeli’nin “Menderes Demokrasi Yıldızı” adlı kitabındaki bir canlı tarih hatıratına başvuralım.DP iktidarının hüküm sürdüğü 1950-1960 yılları arasında Menderes ailesinin İş Bankası’ndaki hesabını yönetmiş olan mutemedi Zekeriya Akçalı’ya,Menderes’in bizzat anlattıklarına bakalım:

“CHP’nin, kendisine çok istediği ve yararlı olacağından emin olduğu Tarım Bakanlığını bir türlü vermediğini, şayet verseydi, ne DP’nin kurulacağını ne de kendisinin ayrı bir siyasi partiye katılacağını” anlatır.

Bu sınıfsallık konusunda artık bize anlatılacak başka bir şey kalmamıştır. Bitti!

Dünkü yazımızdan sonra Finlandiya’da yaşamını sürdüren oğlum aradı.

-Baba, sen darbeci misin?

Vatandan uzak kalmak, “beyin yıkama” faaliyetlerine maruz kalmaktan uzaklaştırmazmış.

Cevap verdim,

-Hayır, halen devrimciyim.

27 Mayıs’ı yerli yerince kendi meşrebimize göre kavramsallaştırdıktan sonra sınıfsal karakterini de tescilledik sayılır. Eğer üçüncü bir yazı olarak 27 Mayıs öncesini, yani 26 Mayıs’ı yazacak olursam. İspatlamak üzere şu paragrafla girerdim:

“DP’nin hükümet etme idari usul ve uygulama yöntemleri ile bugünkü AKP yönetimi arasında “zerre-i miskal-toz tanesi” kadar fark yoktur. Hatta düzeltelim, belki bugünün hukuksuzluklarına muhatap kalan kesimler kızacak ama AKP uygulamaları,DP uygulamaları yanında zemzem suyuyla yıkanmış gibi kalır. Tarihi vesikalar maalesef bunu gösteriyor.”

Ne mi demek istiyorum? Bakalım, belki de tersi çıkar.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)