• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 18 °C
  • Antalya 18 °C

Deniz Gezmiş, THKO Savunması ve İktisat

İ.Melih BAŞ

Her yıl 6 Mayıs’ta, Deniz Gezmiş ve arkadaşları Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idamlarının yıldönümü bağlamında daha geniş çapta gelirler kamuoyunun gündemine.

Türkiye sosyalist solunda iktisadî kalkınma sorunsalının nasıl ele alındığı konusunda oldukça az sayıda çalışma mevcuttur. Bunlardan biri Zeynep Bursa’nın aşağıdaki kitabıdır. Gerçi bu kitapta da Halkın Kurtuluşu ve TDKP var ama, THKO ve Deniz Gezmiş yer almamış, ilginç!

ktp.jpg

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının iktisadî konuda ne düşündükleri ve yazdıklarını bilimsel bir titizlikle ele almak, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya kadar kolay olmasa gerek. Çünkü basılı olarak ulaşılabilen bir Toplu Yazılar kitabı vardır Mahir Çayan’ın, THKP-C savunmasından ayrı olarak. Yine benzer biçimde İbrahim Kaypakkaya’nın da yazılarına bir biçimde Seçme Yazılar ya da Bütün Eserler olarak basılı olarak ulaşılabilmektedir, TKP/ML savunmasında ayrı olarak.

secme.jpg

Deniz Gezmiş’in böyle bir kitabı ne yazık ki, yok elimizde. Erdal Öz’ün Deniz Anlatıyor adlı kitabından sonra başka kitaplar da çıktı ama bizim aradığımız bağlamda pek işlevsel değil.

Bu nedenle en ya da tek temel kaynak kuşkusuz Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) Savunması(*) adlı yayındır. Bu çalışma 68’liler Birliği Vakfı tarafından (Mayıs 2000 tarihinde) kitap olarak bastırılmış olup, tedarik etmek isterseniz ulaşılabiliyor. Aynı vakfın bastırdığı ve davanın avukatı Halit Çelenk’in yazdığı THKO Davası adlı bir yayın daha var, yine ulaşılabilen.

savunma.jpg

THKO Savunma adlı çalışmada bakın bir ekonominin önemli niteliklerinden biri olan bağımsızlık konusunda, geçimbilimsel (iktisadî) durum nasıl saptanmış:

 ‘Amerikan emperyalizmi yurdumuzda var oldukça bu talan devam edecektir. Türkiye’nin kalkınması için tek ve zorunlu şart Amerika’nın yurttan atılmasıdır. Hem Amerika hem kalkınma olmaz. Kalkınma toplumsal bir sorundur. Türkiye’de Amerika var oldukça, toplum kalkınamayacak, fakat büyük zenginler, komisyoncular ve uşaklar olacaktır. Amerika yurdumuzda var oldukça, kalkınma değil, tam tersine açlık ve sefalet var olacaktır….Bağımsızlığımızı kazanmadan kalkınmak mümkün değildir…' (Savunma, s.206-207)

Ekonomik eşdeyişle geçimbilimsel açıdan düşmanın tanımı ve nasıl bir tavır içinde olduğu ise şöyle ortaya konmuş:

‘…..Yurdumuzu Amerika’ya peşkeş çeken bir avuç hainin kârı ve teminatı Amerikan Doları’na bağlı olduğu için onların asıl vatanı Amerika’dır, Avrupa’dır…Silahlı kuvvetlerden başlayarak bütün kurumları ve fertleri büyük bir titizlikle Amerikanlaştırmaya çalışıyorlar.’ (Savunma, s. 203-204).

Geçimbilimsel olarak nasıl bir işleyiş egemen sorusuna aşağıdaki gibi bir yanıt verilmiş:

‘Ekonomide milli bir ağır sanayi yerine, dışa bağlı yabancı büyük tröstlerle bütünleşmiş, montaj sanayi, lüks eşya fabrikaları kurulmuş ve desteklenmiştir. Bu, ulusal sanayinin canına okuduğu gibi, çıkarları ulusun çıkarlarıyla çelişen gayri millî bir sınıf yaratmıştır. Bu sınıf azınlık olmakla birlikte, korkunç bir şekilde örgütlenmiş ve Türkiye’yi, malî oligarşinin basit bir pazarı haline getirmiştir’. (Savunma, s.198).

Solda ‘Ne yapmalı’ sorusu önemlidir! İlgilisi ve meraklısı önemli bir önderin önemli bir kitabını anımsamıştır! Savunma’da genel olarak ne yapmalı sorusuna yanıtı şöyle buluyoruz:

‘Türkiye’yi bu duruma getiren…. ulusal olmayan gayrimillî sınıf ve zümrelerdir….Bir de Türkiye’nin yarı bağımlı ve sömürge durumuna son vermek isteyen güçler vardır. Bu güçler, millî olan, çıkarları ulusun çıkarlarıyla bir olan, ulusal sınıf ve zümrelerdir. Bu sınıf ve zümreler, …aslında gayri millî olan güçlere karşı, birleşip savaşmak durumundadırlar’. (Savunma, s.193-194).

Buradan eşdeyişle genelden biraz daha özele doğru geçerek,geçimbilimsel bağlamda ne yapılması gerektiği ve kimin yapabileceği ise aşağıdaki biçimde ortaya konmuş:

‘Önümüzdeki sorun Amerikan emperyalizmini kovmak için mücadeledir. Ve bu mücadeleyi başaracak tek kuvvet vardır o da; Amerikan ortağı, patron, ağa, tefeci ve bezirgânlar dışında kalan ve ezilen tüm Türkiye halkıdır’. (Savunma s.207).

Bu doğrultuda hangi çizginin izlenmesi gerektiği konusundaki duruş da katıksız olarak vurgulanmış:

‘Ulusal varlığımızı yok etmek isteyen emperyalizm ve yerli ortaklarına karşı millîci ve devrimci sınıfların takip etmeleri gereken Millî Demokratik Devrim stratejisi, hareketimizin çizgisidir. Diğer bir anlamıyla, bütün millici sınıf ve tabakaların ortak devrim anlayışıdır, Millî Kurtuluş Savaşı’nın devamı ve tamamlayıcısıdır’. (Savunma, s.202). 

Sonsöz

Belki de taa küçüklüğünden başlayarak tanımak gerek Deniz’i. Bakın öğretmeninin hemen önünde ellerinin altı parmağıyla altı oku mu simgeliyor dersiniz? Herşeyküçüklükte biçimleniyor galiba! Altıoku anımsıyor musunuz: Halkçılık vardı hani içinde ha esas bir de devrimcilik…

okul.jpg

Şimdi de acıklı sona gelelim. Deniz Gezmiş’in idamından önce dinlemek istediği müzik parçasına, yani Rodrigo’nun Gitar konçertosuna. Ama bu parçayı gitardan dinlemeyelim de bu kez nefesli (üflemeli) çalgılardan dinleyelim. Mozart sever misiniz? Mozart, yaşamı boyunca nefesli (üflemeli) çalgılara özel bir ilgi gösterdi. Niye mi? Bunun cevabı rüzgarda dostlar, nasıldı ünlü Bob Dylan parçası (Deniz Gezmiş’in yaşam öyküsüne de uyuyor hani!) :

daha kaç köyden sürülsün insan / adam oluncaya dek? / daha kaç derya dolaşsın martı / bulsam diye bir tünek? / daha kaç toptan atılsın gülle / harp toptan kalkıncaya dek? / cevabı, dostum, rüzgârda bunun, / cevabı esen rüzgârda. / daha kaç yıl kök salsın ağaç / bahar açıncaya dek? / daha kaç yıl kök söksün bu halk / yerin bulsun diye hak? / daha kaç aydın ışığı görüp / görmezlikten gelecek? / cevabı, dostum, rüzgârda bunun, / cevabı esen rüzgârda. / daha kaç can canından geçecek / cana yetinceye dek? / daha kaç el boş açılsın göğe / göğermedikçe yürek? / daha kaç teller kopsun sazlardan / bu ses duyuluncaya dek? / cevabı, dostum, rüzgârda / bunun,cevabı esen rüzgârda.Bob Dylan Türkçe Söyleyen: Can Yücel

Evet şimdi Rodrigo’nun parçasına atlayıp denizlere dalabiliriz. Deniz olunmalı değil mi, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla….

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)