• BIST 108.615
  • Altın 145,126
  • Dolar 3,4955
  • Euro 4,1321
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 29 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

Derin İslam: Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din

Derin İslam: Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din
Yazarın 'Derin İslam-Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din' adlı kitabı da, hem iddiaları ile hem de tartışmaya açtığı “Derin İslam” kavramı ile oldukça konuşulacağa benziyor.

“Örgütlü İslam geleneği” tarafından ileri sürülen “toplumsal düzenin dini yasalara göre belirlenmesi gerektiği” yönündeki sav dünden bugüne en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Zira sözü edilen iddia, hukuksal ve politik yanıyla beşeri dünyanın gündemi içerisinde yer almakta diğer taraftan dini bağlamda öne çıkarılan “egemenlik” tartışmaları ile de “İslam dünyası” içerisinde önemli bir tartışma başlığı olarak durmaktadır.

Tarihsel süreç içerisinde din adamları eliyle oluşturulan “ruhban sınıfı” kiliseler üzerinden iktidara hâkim olmuş ve Hıristiyanlık bu noktada “ilahi alanın iktidarını”, “beşeri ilişkiler” dünyasına da taşımıştır. İslam tarihi içerisinde “iktidar odaklı” dini ve politik inanç olgusunun gelişimi de Hristiyan tarihi kadar ilgi çekici ve önemlidir. Öyle ki, yüzyıllar boyunca tabiri caizse insanlığa kan kusturan bir “kilise iktidarı” ve sonrasında bu iktidarın bertaraf edilmesi hadisesi tam bu noktada aynı tarihin İslam dünyasında nasıl geliştiği sorusu ile karşı karşıya bırakıyor bizleri.

Bu sorunun cevabına geçmeden önce şunu ifade etmemiz gerekiyor ki, Kur’an da hüküm bağlamında yer alan ayetlerin sayısının 200 ila 800 arasında değiştiği ifade edilmektedir. Bu noktada karşımızda yoğun bir “hukuki külliyat” yoktur ve Kur’an da bu anlamda bir hukuk kitabı değildir. Öte yandan sözünü ettiğimiz bu hükümlerin manaları ve değerlendirilmeleri de tarih boyunca farklı yorumlanmıştır. Yine Kur’an’ın ilgili ayetleri (Bakara 256, Yunus 99, Ğaşiye Suresi, 21-26) gereğince “dinde zorlama” olmayacağı, dolayısıyla “teokratik bir rejimin” dine göre yasak olduğu da ileri sürülen tezler arasındadır. Toparlarsak Kur’an’ın toplumsal bir düzene “hukuki kaynaklık” edecek bir söylem gücünün teorik olarak mümkün olmadığını görebiliriz.

Yukarıda ifade ettiğimiz sorunun cevabına gelirsek şu gerçeklikle karşılaşırız ki; İslam dünyasında fıkıh (İslam hukuku) çalışmalarının gelişmesi ile birlikte adeta bir ruhban sınıfı oluşturulmuş ve bu sınıf özellikle Abbasiler döneminden itibaren güçlenerek büyümüştür. Doğu Kitabevi etiketiyle yayınlanan ve Aydın Tonga imzasını taşıyan 'Derin İslam-Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din' adlı kitap sözünü ettiğimiz fıkhi çalışmaların tarihsel serüvenini, fıkıh kurallarına kaynaklık eden hadislerin yapısal ve tarihsel analizini akabinde “örgütlü İslam” biçiminde karşımıza çıkan mezheplerin çıkış koşullarını ve temsil ettiği din yorumunu göstermesi bakımından dikkatlerini üzerine çekeceğe benziyor. Öyle ki, kitabının genel muhtevası ve kaynakçası da, ele alınan konuların titizlikle incelendiğini ve yoğun bir hazırlık süreci sonrasında söz konusu eserin kaleme alındığını göstermekte. Bu noktada kitabın beş bölüme ayrıldığını ve her bölümün alt başlıkları ile ele aldığı genel başlığı zengin bir içerikle okuyucuya sunduğunu ifade etmemiz gerekiyor. “Mezhepler, Hadisler, Hadis Etrafında Şekillenen Din, Hadisler ve Mezhepler Bağlamında İslam, İslam İnancının Güncel Durumu ve Genel Değerlendirme” biçiminde adlandırılan bölüm başlıkları da, yazarın “öteki din” olarak tanımladığı “Derin İslam”ın külliyatının ana hatlarını ortaya koymakta.

 Yazar’a göre İslam Peygamberinin ölümünden yaklaşık iki yüz yıl sonra tasnif edilip, sistematik bir biçimde kitaplaştırılmaya çalışan hadis kitapları ve bu hadis kitaplarının hemen öncesinde ortaya çıkan İslam mezhepleri, iktidarın “İslam kurallarına” göre örgütlenmesi gerektiği yönündeki savın teorik ve pratik ayağının çıkış noktasını oluşturmaktadır. Öyle ki Tonga, Mezheplerin ağırlıklı külliyatının hadisler olduğunu ifade etmekte ve bu külliyatın otoriter bir tekçi söylemle “demokratik” bir zeminden kaydığını ileri sürmektedir. Gelin burada yazara kulak verelim. Bakın Tonga, bu tarihi kısaca nasıl özetliyor:   “İslam Peygamberinin ölümünün ardından yaklaşık 150 yıl sonra toplanmaya başlanan ve 200 yıl sonrasında derlenen, sınıflandırılan hadislerin gösterdiği İslam inancı için benzeri bir “çoğulcu” yaklaşım söz konusu olmamıştır. Aksine ağırlıklı olarak hadisleri de derleyen kimseler, bu “hükümlerden” yola çıkarak, mezheplerini oluşturmuşlar ve “kendi doğrularından oluşan” bir hükümler manzumesi ile İslam inancı içerisinde yer almışlardır. Bu manada hadislerin yol göstericiliğinde bir Müslümanlık oluşmaya başlamıştır.”[1]

Kitabında, egemen olan algının dışında hadis ve mezhep tarihinin oldukça kaotik ve sancılı bir süreç sonrasında bugüne geldiğini öne süren Tonga, tam bu noktada sözünü ettiğimiz süreç ile ilgili oldukça çarpıcı örneklere yer vermekte. Kuşkusuz bu örneklerden en önemli olanı güvenilir hadis kitaplarının tartışılmaya açılması babında yer verilen uydurma ve mantık dışı “hadislerle” ilgili verilen örneklerdir. Yazımızın sınırları içerisinde bu hadislerden sadece birini aktarmayı yeterli görüyoruz. Buna göre Buhari ve Müslim’de yer alan bir hadis tam olarak şöyledir: “Benu İsrail olmasaydı yemek bozulmaz ve et kokmazdı.” Görüldüğü üzere etin ve yemeğin kokmasını Yahudilere bağlayan bir akıl vardır karşımızda!

Yine mezheplerin gerek çıkış yıllarında gerekse de onu izleyen yüzyıllar içerisinde derin fikri ve politik çatışmalar içerisinde olduğunu ileri süren yazar bu konu bağlamında da kitabında oldukça önemli değerlendirmelere yer vermektedir. Örneğin yazar, dönemin egemen hadis, tefsir ve mezhep âlimlerinin başında gelen Süfyas es Servi, Evzai ve İmam Malik gibi isimlerin Ebu Hanife’ye olan ağır eleştirel ifadelerini sıraladıktan sonra şu değerlendirmeyi yapıyor: “Sizce bu durum, mezheplerin dünü ve bugününü politik ve itikadi tarafları ile yeniden ele almayı gerektirmiyor mu? Öyle ya, aynı bilgelikte kabul edilen isimlerden biri, nasıl oluyor da eşdeğeri birinin “sözünü” hayvan pisliğine benzetebiliyor! Diğer taraftan burada her haliyle göze çarpan mezhep bağnazlığını, ötesinde inanç taassubunu görmezlikten gelmek mümkün mü? Şiddet yanlısı İslamcı örgüt ve cemaatler işte böyle bir tarihe yaslanmaktadır. Hanefiliğinin kurucusu Ebu Hanife hakkında, hem de “imanından şüphe edilmeyen” isimler böyle konuşuyorsa ve o isimler bugün hala büyük saygınlıkla anılıyorsa, barışçı, çoğulcu bir inanç anlayışını kurmak nasıl mümkün olacaktır bilemiyoruz!”[2]

Yazarın kitabında yukarıda ifade etmeye çalıştığımız konularla ilgili oldukça fazla bilgi ve olaya rastlamak mümkün. Bununla birlikte yazımızın sınırları dâhilinde aktardığımız örneklerin yeterli olduğunu düşünüyoruz. Son olarak şunu belirtelim ki; “Kapital İslamın Temeli Muaviye” ve Kabile Gücünden Din Önderliğine Yükselişin Öyküsü Emeviler” adlı kitapları ile dikkatleri üzerine çeken yazarın 'Derin İslam-Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din' adlı kitabı da, hem iddiaları ile hem de tartışmaya açtığı “Derin İslam” kavramı ile oldukça konuşulacağa benziyor.

3b0d9e24-6779-42fa-a875-153461bf4d0b.jpg

[1] Aydın Tonga, Derin İslam, Doğu Kitabevi, 2015

[2] A.g.e

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)