• BIST 106.991
  • Altın 151,567
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 20 °C

Dini örgütlenmeler ve “Darbe Girişiminden” çıkarılması gereken dersler

Dini örgütlenmeler ve “Darbe Girişiminden” çıkarılması gereken dersler
Muhafazakar basının ezici bir çoğunluğu söz konusu kalkışmada, iktidar odaklı din anlayışını sorgulamak bir yana, suçu yine kalkışma ile ilgisi olmayan kesimlere yüklemekteler. Peki durum gerçekten böyle mi?

Aydın Tonga

15 Temmuz kanlı darbe girişimi bir din anlayışının sorgulanması ve gözden geçirilmesi noktasında oldukça ibretlik bir vakadır. Zira bahse konu kanlı kalkışmanın arkasında dinsel bir örgüt ve bu örgütün kitlelerle buluşmasını sağlayan dini argümanlar bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki, özellikle merkez medyada ve “muhafazakar” basında bu ibretlik vakanın tartışıldığını, özellikle devleti dönüştürmek, iktidarı din adına ele geçirmek için hareket eden zihniyetin sorgulandığını pek söyleyemeyiz. Aksine Yeni Şafak gazetesinden Yusuf Kaplan 15 Temmuz kalkışmasının ayaklarından birini şöyle ifade etmekte:  “Laikliğin pompalanması, cemaatlerin ve tarikatlerin bombalanması! İslâmî duyarlıklı çevrelerin devleti yönetmesinin önüne set çekilmesi!”i

Yine aynı gazetenin yazarlarından Aydın Ünal da darbe girişimi bağlamında eleştirilerini “laik kanadı” hedef alarak şöyle sıralamakta: “Yaşadığımız dehşet, Cumhuriyet tarihi boyunca, laik eğitim adı altında zorbaca, zalimce, ceberutça sergilenen ayrıştırma ve aşağılamanın neticesi değil de nedir? Sadece eğitimde değil, her alanda, başörtülüyü, namaz kılanı, selam vereni, sakallıyı, köylüyü, yoksulu, dindar Türk ve Kürt'ü dışlayan ve öteleyen bir zihniyet, hainlerin sızma girişimlerine zemin ve bahane üretmiştir.” ii

Son olarak Aktüel dergisi yazarlarından Mehmet Sait Kılıç’ın konu ile ilgili görüşlerini aktarmak istiyoruz. Şöyle diyor Kılıç: “Tarikat 'yol' (yollar) demektir.Yani Allah'a ulaştıran bir yol. Cemaat ise cem kelimesinden gelir. Yani aynı davaya inanmış insanların oluşturduğu topluluk anlamına gelir.Bu ülkenin istikametli iman ve Kur'an hizmeti yapan, azimli, gayretli, şevkli iman fedailerine ihtiyacı var.”iii

Yukarıdaki örneklerde aktardığımız üzere muhafazakar basının ezici bir çoğunluğu söz konusu kalkışmada, iktidar odaklı din anlayışını sorgulamak bir yana, suçu yine kalkışma ile ilgisi olmayan kesimlere yüklemekteler. Oysa çok açık bir biçimde gözüktüğü üzere kanlı kalkışmanın arkasında iktidarı İslami nizam çerçevesinden dönüştürmek ya da onun adına teslim almak üzere hareket eden bir örgüt vardır. Dahası bu örgütün gerek tarihte gerekse de günümüzde farklı varyantları ve farklı izdüşümleri söz konusudur.

Daha açık bir ifade ile örneğin Afganistan’da Taliban, Suriye ve Irak’ta IŞİD, Nijerya’da Boko Haram siyasal varlığını, “İslam Devleti” kurmak üzere tanımlamışlar ve bu doğrultuda hareket etmişlerdir. İşte ülkemizde de “Fethullahçı Örgüt” uzun yıllara yayılan kadroları ve geniş bir alanda hareket eden örgüt ağı ile tam da bu perspektifte uğraşı vermiştir. Örgüt lideri Gülen’in bu noktadaki sözleri ise tarihi kayıtlarda sabit bir vakadır.iv

ABC sayfalarında daha önce de vurguladığımız üzerev bırakın tarikat ve cemaatleri İslam dünyasının “hak mezhep” olarak kabul ettiği mezheplerde bile fikir ve düşünce özgürlüğü, demokrasi ve insan hakları gibi kavramların yeri bulunmamaktadır. Aksine gerek mezheplerde gerekse de fıkıh kitaplarında totaliter bir İslam yorumu ile kuşatılmış bir devlet düzeni öngörülmektedir. Hal bu iken ve örgütlü İslamcı yapılar ağırlıklı olarak bu yorumun izini sürdürüyorken, İslam dünyasında şiddete meyilli ya da iktidar odaklı örgütler elbette eksik olmayacaktır. “Derin İslam” adlı son kitabımızda sözünü ettiğimiz bu durumu ayrıntıları ile ele aldıktan sonra şu satırları ifade etmiştik: “…Mezhepler kendilerine “hak mezhep” sıfatını layık görmüş, İslam dünyası da ağırlıklı olarak bu sıfatı kabul etmiştir. Bizim açımızdan tam da kırılmanın yaşandığı nokta burasıdır. Kurumsal din anlayışının örgütlü İslami yapıları yüzyıllar boyunca bağnaz ve despot din yorumu ile Müslüman kitleleri, başkasını kâfirleştiren, benzerini de “takva sahibi” görmeyen din yorumu ile zehirlemişler, bu uğurda silaha ve şiddete başvurmaktan da çekinmemişlerdir.”vi

Tam bu noktada şunu ifade etmemiz gerekiyor ki, egemen İslam yorumu iktidarın ve hükmün kaynağı olarak Tanrıyı ve buradan da “kutsal metinleri” kabul ettiği için, “Fethullahçı Örgüt” vb yapılanmalar da stratejik bir anlayış gereği kendilerini zaman içerisinde gizleseler de aktardığımız yorum üzerinden hedeflerine yönelmektedirler. Bu anlamda her İslamcı yapının doğrudan silaha sarılarak ya da şiddeti politik bir unsur olarak iktidar odaklı hareket etmesi gibi bir durum ortaya çıkmayabilir. Çünkü nihai olarak önemli olan araç değil amaç, üsul değil esastır. Fethullahçı Örgütte bu doğrultuda kendisine bir yönelim belirlemiş, katı, Ortodoks bir görünümle “devletin” karşısına çıkmak yerine daha “mutedil” bir söylemle amacına odaklanmıştır.

İktidar odaklı İslamcı örgütlenmeler teorik dayanağını böyle sağlam bir zemine oturttuktan sonra, örgüt liderleri de kendilerini veli, evliya, müceddid, kahtani, cehcah gibi “ulvi” sıfatlara büründürmekte, gelişen süreç içerisinde o örgüte tabi kimselerde liderlerinin “kutsallığına” inanmaktadırlar. Öyle ki, yolun “kutsallığı” söz konusu olduğunda “şeyh” de, “lider” de kutsal sayılmakta ve öyle görülmektedir. Bir saha araştırması yapıldığında bu durumun geldiği aşamanın vahameti belirgin bir biçimde ortaya çıkacaktır diye düşünüyoruz.

Peki ne yapmalı?

İnanç dünyasının önemli bir ögesi olan din aynı zamanda sosyolojik bir gerçekliktir ve tam da bu nedenle dine dair tüm örgütlenmelerin kontrolsüz bir biçimde hareket etmesine izin verilmemelidir. Çünkü din olgusu toplumsal dinamikleri etkileyecek bir yetkinlikte karşımıza çıkmaktadır. O halde toplumun da dinsel örgütlenmelere dair müdahil bir dili olmalı ve iktidar bu doğrultuda üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Diğer taraftan dinin bir yorumunu hakikat olarak dikte eden ve bu çerçevede toplumu dönüştürmeye çalışan yapılara da müsaade edilmemeli, inanç dünyasının böylesi bir tahribat altında bırakılmasına göz yumulmamalıdır. Elbette sözünü ettiğimiz bu durum, çerçevesi sağlıklı bir biçimde belirlenmiş, ilkeli ve inanç dünyasını incitmeyecek bir düzenlemeler bütünü içerisinde hayata geçirilmelidir. Çünkü bu noktada amaç kişinin inancına değil, o inanç ekseninde “örgütlerin” yaşamla kurduğu operasyonel bağa yöneliktir.

Dipnotlar:

ihttp://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/geliyorum-diyen-tehlike-laiklik-pompalaniyor-cemaatler-bombalaniyor-2030919

ii http://www.yenisafak.com/yazarlar/aydinunal/laik-egitim-olsaymis-darbe-olmazmis-2031188

iii http://www.aktuel.com.tr/yazar/mehmet-sait-kilic/2016/08/19/fetoyu-bahane-ederek-cemaatlere-ve-tarikatlara-saldirmayin

iv http://www.hurriyet.com.tr/takkesi-dustu-39086842

v http://www.abcgazetesi.com/aydin-tonga-islam-dunyasinda-ruhban-sinifi-teoride-yok-ama-fiiliyatta-var-13452h.htm

vi Aydın Tonga Derin İslam, Doğu Kitabevi, 2015.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)