• BIST 90.182
  • Altın 147,016
  • Dolar 3,6547
  • Euro 3,9459
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 17 °C

DNA’mızın ne deri rengi var, ne de milliyeti

Ender HELVACIOĞLU

Kopernik, Kepler ve Galilei, Dünya’nın Güneş’in etrafında dönen sıradan bir gezegen olduğunu bilimsel kanıtlarıyla ortaya koyduklarında, binlerce yıllık bir ideolojinin de köküne kibrit suyu ekmiş oldular. Egemenler tarafından resmi olarak savunulan ve dayanağını kutsal kitaplarda bulan bir evren modelinin bilimsel olgularla uyuşmadığını ilan ettiler.

Bir avuç kişiydiler. Bazıları bulgularını yaşarken dile getiremediler. Dile getirenler hemen Engizisyon’un karşısına çekilip ölümle tehdit edildiler. Daha cesur olanları ise bu cesaretlerinin bedelini meydanlarda yakılarak ödedi.

Ama Dünya milyarlarca yıldır yaptığı gibi Güneş’in etrafında dönmeye devam etti. İnsanlık, bu bir avuç biliminsanına olan vicdan borcunu, “Dünya Dönüyor!” sözünü bir “insanlık sözü” yaparak ödemeye çalıştı. Bugün tersini iddia edene deli gözüyle bakılacak bir bilimsel gerçeğin, çok değil, 400 yıl önceki kavranış düzeyi buydu.

Benzer bir süreci, Darwin’in Evrim Kuramı konusunda yaşıyoruz. Evrim kavranmadan bilim yapılamayacağı, Evrimin bir olgu olduğu gün gibi açık, bir bilimsel gerçek. Ama tek dayanağı yine kutsal kitaplar olan ve bilimsel hiçbir dayanağı bulunmayan Yaratılışçılık hâlâ kitleler üzerinde etkin.

İnsanlık, kendisinin de evrenin merkezi değil, şempanze ile ortak bir atadan evrimleşmiş sıradan bir canlı türü olduğunu kavramakta zorlanıyor. Ama bilimsel gerçek değişmiyor: Evrim bir olgudur, Yaratılışçılığın bilimsel gerçeklerle bir ilişkisi yoktur.

Son olarak popülasyon genetiği adlı bilim dalının ortaya koyduğu bilimsel bulgular, ırkçılığın ve etnik milliyetçiliğin de bilimsel gerçeklerle çeliştiğini gözler önüne seriyor. Hele hele türümüz olan Homo sapiens’in 200 bin yıllık uzun yürüyüşünün belki de trafiği en sıkışık geçiş yolunu teşkil eden Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasında… 

***

Birinci gerçek şu: Hepimiz Homo sapiens’iz ve Afrika kökenliyiz. Geçmişte başka insan türleri (homo neanderthalis, homo erectus, homo habilis vb) de olmuş, ama bugün yaşayan insanların hepsi Homo sapiens türüne ait ve hepimiz yaklaşık 200 bin yıl önce Afrika’dan çıkan ve oradan tüm dünyaya yayılan bir grup insandan köken alıyoruz. Gen biliminin teknikleriyle yapılan analizler bu gerçeği gözler önüne seriyor.

Bu olgu, aslında bizim büyük bir şansımız. Pekâlâ, diğer pek çok canlı türünde olduğu gibi, aralarında üreme olanağı bulunmayan çeşitli insan alt-türleri birlikte yaşıyor olabilirdi. Bu durumda neler yaşanabilirdi, tahmin edilebilir! Belki de oldu ve bu durum ortaya çıktı; mümkün! Neyse...

Aslında yaşayan tüm insanların aynı alt türe ait olduğu gerçeği bile kaba ırkçılığı bitirmeye yeter.

***

İkinci gerçek ise şu: İnsanları deri renklerine göre, “ırk” adı altında temel gruplara ayırmanın biyolojik (yani bilimsel) hiçbir dayanağı yok.

İnsanları “uzun-kısa boylular”, “sarışınlar-esmerler”, “şişmanlar-zayıflar” veya “koyu-açık renk gözlüler” diye sınıflandırmak ne kadar anlamlı ise, “kara-beyaz-sarı derililer” şeklinde ayırmak da ancak o kadar anlamlı.

Çünkü genetik analizler kanıtlıyor ki, amcamız veya teyzemizle bile olan genetik farklılıklarımız, pekâlâ Mozambikli bir siyahî ile olan genetik farklılığımızdan daha fazla olabilir ve genellikle de öyledir.

Kısacası “ırk” bir ideolojik kurgu kavram, biyolojik anlamda ayırıcı bir nitelik değil. Yani DNA’mızın deri rengi yok!

İnsanları deri renklerine göre sınıflandırmanın, hele buradan bir hiyerarşi üretmenin biyolojik ve genetik olarak hiçbir dayanağı yok.

Artık biyologlar, “ırk” diye bir kategori kullanmıyorlar. Tabii hâlâ ırkçılık yapanlar, “arî ırk” uydurmacasının peşinden gidenler, örneğin kara derilileri “aşağı ırk” olarak görenler çıkabilir. Ama bunun dünyanın düz ve sabit olduğunu iddia etmekten hiçbir farkı bulunmuyor.

***

Üçüncü gerçek ise günümüz açısından daha da önemli; çünkü “etnik nitelikler” ve “ulusların tarihi” gibi el yakıcı konularla ilişkili.

Genetik ve istatistiksel yöntemler kullanılarak yapılan çalışmalarda (Örneğin: Cavalli-Sforza, Menozzi ve Piazza, The History and The Geography of The Genes, 1994) tüm dünya ve ayrı ayrı kıtalar düzeyinde insan topluluklarının genetik çeşitliliklerinden kaynaklanan farklılıklar (ve yakınlıklar) incelenmiş.

Ulaşılan sonuçlar, daha sonra en gelişmiş tekniklerle yapılan genel ve bölgesel araştırmalarla da doğrulanmış. Çalışmaların bizim coğrafyamızla ilgili olan bölümleri çarpıcı.

Genel anlamda ortaya çıkan ilk sonuç, Anadolu’nun birçok farklı gen frekansının buluştuğu ve melezleştiği bir coğrafya olduğu. Hatta diyebiliriz ki Anadolu, dünyanın en melez coğrafyası.

Bu da son derece doğal. Çünkü Anadolu, tarih öncesinde ve tarih boyunca insan topluluklarının göçlerine en fazla maruz kalan bir geçiş coğrafyası. Tabii sadece geçiş değil. Her gelen bu güzel ve verimli topraklara yerleşmiş, uygarlıklar kurmuş, demini bırakmış, karışmış…

Genetik yapıya ilişkin analizler başka türlü sonuçlar verseydi eğer -örneğin bir etnik grubun açık ara baskın olduğu bir durum ortaya çıksaydı- asıl o zaman şaşırmak gerekirdi.

Araştırmaların ortaya çıkardığı daha çarpıcı sonuçlar da var: Yunanlılar, Araplar, İranlılar, Kürtler, Ermeniler gibi komşularıyla arasındaki genetik yakınlık hesaplamalarında farklılık değerleri oldukça düşük olan Türkler, Türk dilleri konuşan Orta Asya’nın Altay, Yakut ve Tuva topluluklarıyla bunun 5-8 katı arası değişen değerlerde genetik farklılık gösteriyor.

Yani Anadolu insanı genetik yapı olarak komşularına yakın, Orta Asya topluluklarına değil. Orta Asyalılar genetik olarak Türkiye’nin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor, yani her 8 kişiden sadece 1 tanesi Orta Asya kökenli. Geri kalan yüzde 88 ise, Anadolu, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu popülasyonları ile benzerlikler paylaşıyor.

***

Bütün bu bilimsel saptamalardan çıkarılacak bazı sonuçlar var elbette. Türkiye’de etnik milliyetçiliğin bilimsel olgular açısından hiçbir dayanağı yok. Örneğin “Türk” kavramını, etnik kökene vurgu yaparak “Orta Asya kökenli” tarif ettiğiniz an, Türklüğe en büyük ihaneti yapıyorsunuz demektir. Çünkü böyle bir kurgu, “Türkleri” Türkiye’de azınlık haline getirir.

Tabii bu dediklerimiz “Kürt” kavramı için de geçerli.

Elbette bu sonuçlar ortaya çıkarıldı diye, hemen ne ırkçılık bitecektir ne de etnik milliyetçilik. Bilimsel gelişmelerin dışındaki başka dinamiklerin de işlemesi ve başka süreçlerin de hızlanması gerekiyor.

Sadece “Dünya dönüyor” demek istedik.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.