• BIST 107.792
  • Altın 151,812
  • Dolar 3,7027
  • Euro 4,3496
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 23 °C

Doğu’da ütopya yok mu?

Ender HELVACIOĞLU

Bu yıl Thomas More’un ünlü “Ütopia”sının yayımlanışının 500. yılı. Dönemin siyaset ve düşün adamı More, 1516’da yazdığı eseriyle ütopyaya isim babalığı da yapmış. 500. yıldönümü dolayısıyla “ütopya” yeniden tartışma konusu.

Biz konuya başka bir açıdan yaklaşacağız.

Ütopyaları listeleyen çoğu çalışmaya göz attığımızda, ilk sıraya More’un eseri konur, sonra liste Campanella (Güneş Ülkesi), Francis Bacon (Yeni Atlantis) diye devam eder.

Bazı listelerde, ünlü Antik Yunan filozofu Platon’un “Devlet”ine özel bir yer biçilir ve ilk ütopya olarak değerlendirilir. Yani M.Ö. 500 civarında ilk ütopya yazılmış ve 2 bin yıl sonra (Rönesans - Yeniden Doğuş ile birlikte) ütopya tekrar ortaya çıkmıştır.

Bütün bu eserlere saygıda kusur etmeyiz. Ancak bu listeler, uygarlık damarını Antik Yunan-Batı çizgisiyle sınırlayan “Batı-merkezci” bakış açısının tipik bir yansımasıdır. Onlara göre ütopyayı ancak dinamik Batı toplumları üretebilir. “Durağan, sınıf mücadelesinin bulunmadığı” Doğu toplumlarının böyle bir yeteneği yoktur. Ancak Batı Uygarlığının kozası sayılabilecek Antik Yunan’da ütopik unsurlara rastlanabilir.

Böylece “sınıf mücadelesi” gibi “ütopya” da Doğu toplumlarına yasaklanmıştır.

Peki, gerçek bu mudur? Teorik tartışmaları başka mecralara bırakalım ve olgulara göz atalım.  

İşte Konfüçyüs’çü ritüelleri anlatan “Ritüeller Üzerine Notlar” adlı bir kitaptan alınan 2 bin yıllık bir metin:

“Büyük yol izlendiğinde, tüm dünya ortak mülk olur. En kudretli ve en faal olan lider seçilir; hakikat söylenir ve dirlik düzenlik sağlanır. Böylece insanlar yalnız kendi ailelerine, aileleri ve yalnız kendi çocuklarına çocukları olarak muamele etmekle kalmazlar. Yaşlılara yaşamlarının sonuna kadar sükûnetle yaşayacakları, gücü kuvveti yerinde olan adamlara çalışacakları ve gençlere kendilerini daha fazla geliştirecekleri bir yer bulmaya özen ve gayret gösterirler. Dul erkekler ve dul kadınların, yetimler, öksüzler ve çocuksuzların ve hatta hastaların, bunların hepsinin iaşeleri toplum tarafından sağlanır. Erkekler işinde gücünde, kadınlar evlerindedir. Eşyalar yararlı şekilde kullanılmadan battal hale gelsin istenmez; fakat onların her durum ve koşulda bizzat kendileri için, yani süs olsun diye bir kenarda kullanılmadan tutulmaları da istenmez. Kişinin güçlerinin işlevsiz kalması istenmez; fakat onların kişisel yarar için kullanılması da istenmez. Tüm hile ve entrikalar sona erer; onlara gereksinim duyulmaz. Haydutluk ve tahrip edicilik artık sökmez. Hatta öyle ki; dışarıda hâlâ deliler dolaşsa da, onları bir yere tıkmaya gereksinim kalmaz. Bu büyük toplum (da tong) çağıdır.” (Aktaran Harro von Senger, Savaş Hileleri-Strategemler II, Çev: M. Özbalta, Anahtar Kitaplar, Kasım 2003, s.17)

Doğu’nun da doğusu Çin’den bir örnek bu; oldukça sağlam bir ütopya kurulmuş. Her şey ortak, özel mülkiyet yok. Yönetici, o mevkiye soyuyla değil yeteneğiyle ve seçimle geliyor. Çocukların bakımı, hastaların ve özürlülerin yaşamı toplum tarafından garanti altına alınmış. İhtiyaç fazlası tüketim kalmamış. Sömürü (metinde “kişisel yarar”) yok. Hile, entrika, haydutluk yok. Tımarhane bile yok.

En önemlisi, bu metin geçmişteki bir “altın çağ”a gönderme yapmıyor, “Büyük Yol” ile varılacak gelecekteki bir “büyük toplum”dan, “da tong”dan söz ediyor.

Hani Doğu’da ütopya olamazdı? Var olup olmamak bir yana, ütopya kaynamaktadır Antik ve Ortaçağ Doğu metinleri. Yeter ki Batı-merkezci önyargıları bırakalım.

Eski Çin ve Hint metinlerini bu gözle taramak gerek. Sadece felsefi metinleri değil, öyküleri, masalları, mitolojik metinleri…

Her şey bir yana, kutsal kitapların “Cennet”i ne ola ki? “Cehennem”e de “kara ütopya” mı desek acaba?

Ortaçağ’a gelelim. Hani şu Batı’nın karanlıklar içinde yüzdüğü, Doğu’nun ise uygarlığın merkezi olduğu çağlara.

İlk akla gelen isim ünlü filozof Farabi (870-950). “El-Medînet el-Fâzıla” adlı eserinde (Türkçeye “Erdemli Kent” veya “İdeal Devlet” diye çevrilmiş), Platon’un “Devlet”inden esinlenir, ama onu aşar.

Konumuz açısından bir diğer önemli külliyat da eski Doğu ve özellikle İslam felsefesindeki sembolik öykülerdir. En ünlüleri İbni Sina’nın, Sühreverdi’nin, İbn Tufeyl’in, Gazali’nin, Necm-i Râzî’nin, İbn Bacce’nin, İbnü’n-Nefis’in fantastik öyküleridir.

Özellikle İbn Tufeyl’in (1106-1186) adasal roman türünün ilk örneği olarak nitelenen “Hayy ibn Yakzân” adlı eserinin Batı yazınını büyük ölçüde etkilediği söylenir.

Biraz daha yakına gelirsek, Anadolu ozanlarını da yabana atmamak gerekir. Hemen aklımıza “Yârin yanağından gayrı her şey ortak olmalı” ve “Gülü gül ile tartmak” dizeleri geliyor.

Daha pek çok örnek verilebilir. Kısacası Eski Doğu metinleri bir ütopya okyanusudur aynı zamanda.

Şaşırmaya gerek yok, son derece doğal. Doğu toplumlarının tarihi de, her toplum gibi, sınıf mücadeleleri tarihidir; emekçilerin başarılı-başarısız ayaklanmaları tarihidir. Sınıf mücadelesi varsa ütopya da vardır.

***

GÜNCEL NOT:

Türkiye aydını gerek tarihe gerekse bugüne ilişkin “aşağılık duygusundan” kurtulmalı, başını dik tutmalı, halka güvenmeli.  

Ülkemize gelen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşmek için kuyruğa giren, her cümlesinden, hatta mimiklerinden büyük anlamlar çıkaran, dünyanın baş belası emperyalistinin temsilcisinden “demokrasi ve özgürlük kırıntıları” dilenen “zavallılar” için yazdım bunları.

İktidarın uygulamalarını şikâyet etmişlermiş; o da bunları dikkate alacakmış… Emperyalizmin temsilcisi, Hükümet’e, Erdoğan’a bölge halklarının başına yeni çoraplar örecek planlarını dayatmak için geldi, haberleri yok.

Doğu’da ütopya var dedik ama, bu ütopyalar artık emekçilere, ezilen halklara ve onların temsilcisi onurlu aydınlara aittir.

Mandacıların ütopyaları “Biden” ile sınırlıdır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)