• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 15 °C

Dokunulmazlıklar ve CHP’nin tarz-ı muhalefeti

Merdan YANARDAĞ

Bilindiği gibi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, AKP'nin bakanları kapsam dışında bırakan tek seferlik dokunulmazlıkların kaldırılması için Anayasa değişikliği önerisine destek vereceklerini ilan etti. Kılıçdaroğlu'nun, “Anayasaya aykırı olduğunu biliyoruz, ama bunu istismar edip partimizi hedef göstermemeleri için bu öneriye destek vereceğiz” diye gerekçelendirdiği bu tutumun neresinden baksanız tutarlı bir tarafı yok.

CHP yönetimi yine kendisinin ne söyleyeceğinden, doğru olandan, solculuktan ve izlemesi gereken siyasetten çok, iktidar partisinin kendi hakkında ne diyeceğinden hareketle tutum belirliyor. Böyle yapınca, bir kez daha iktidar partisinin çizdiği sınırlar içinde kalmaktan, nesnel olarak AKP gericiliğinin amaçlarına hizmet etmekten kurtulamıyor.

Ortada tuhaf bir durum var. CHP sanki kendisini iktidar partisine kanıtlamak, onun eleştirilerinin geçersiz olduğunu göstermek ve dinci kesimlere şirin, kabul edilebilir ve onların korkmaması gereken bir parti olduğunu göstermeyi her şeyin önüne koymuş görünüyor.

CHP, tarihsel kimliğine yöneltilen bütün suçlamaları kabul edercesine, kendisini cumhuriyetin bütün kötülüklerinin sorumlusu gibi görüyor ve artık değiştiğini kanıtlamaya çalışıyor. Oysa bu ülkenin yönetiminde 70 yıldır bulunmadığını, çarpık sanayileşmenin,  gecekondulara boğulan çağ dışı kentleşmenin, derin gelir adaletsizliğinin, cehaletin, ortalama eğitim düzeyinin 4,5 yılda kalmasının, toplumun ortaçağ  karanlığına gömülmesinin sorumluluğunun emperyalizmin işbirlikçisi, Nato’cu, Amerikancı, soğuk savaş milliyetçisi sağ partiler ve onların gölgesinde büyüyen islamcı hareket olduğu unutuyor.

CHP KENDİSİNİ İKTİDAR SANIYOR

Yıllardır AKP adeta 'iktidardaki muhalefet' partisi gibi davranıyor. Bu durumu ne CHP ne de solun önemli bir kesimi -tam anlamıyla- görmemekte ısrar ediyor. Örneğin AKP, liberaller ve gerici-muhafazakar entelijensiya, büyük bir sahtekarlıkla, yıllardır bütün kötülüklerinin sorumlusu olarak CHP’yi gösteriyor. Oysa devlette neredeyse on yıllardır CHP’li bir baş komiser, bir ilkokul müdürü bile kalmamışken bu propaganda bir türlü geri püskürtülemiyor. İşin tuhaf tarafı, devletle ilişkisi basit bir tayin işini bile çözemeyecek durumda olan CHP de kendisini devletin sahibi sanıyor.

Öncelikle CHP bu kompleksten, 15-20 yıldır içine sürüklendiği bu tuhaf ruh halinden, gerçeklikle ilgisi olmayan suçluluk psikozundan kurtulmalıdır. Çünkü böyle anlamsız ve siyasal-tarihsel gerçeklikle ilgisiz, saçma bir durum olamaz.

CHP ve kendisini bu partide ifade eden sol çevreler, esas olarak savunma değil bir saldırı halinde olmalı, kapsamlı bir karşı atak geliştirmeli ve en önemlisi de ideolojik, entelektüel ve tarihsel inisiyatifi yeniden ele geçirmelidir. Uzlaşmaya değil, kavga etmeye ihtiyaç var. Çünkü bu karşı devrim dalgası kırılmadan ve kesin olarak yenilgiye uğratılmadan yeni bir gelecek kurmak mümkün değil.

İMAM HATİPÇİ MUHALEFET OLUR MU?

Ülke iç savaşa doğru sürüklenir ve CHP’nin bütün varlık gerekçelerine saldırılırken, “Biz imam hatipleri kuran partiyiz” diyerek muhalefet yapmaya kalkışmak, yenilgiyi kabul etmek demektir.

Kaldı ki bu tutum, yani toplumdaki muhafazakarlığa göz kırpma tavrı, dindar yurttaşların saygı duymasını da sağlamayacak, tam tersine derin bir güvensizliğe yol açacaktır.

Örneğin; söz konusu olan imam hatip okulları konusunda alınması gereken tutum, bu güne kadar izlenen politikanın tam tersi olmalıdır. Yani ihtiyaç fazlası ‘imam hatip’ okullarının kapatılacağını, bir sahtekarlık ve iki yüzlülükten ibaret olan kız imam hatip okullarınınise tümüyle tasfiye edileceğini ilan etmektir. Dahası,‘imam hatip’ okullarının Milli Eğitim sisteminin dışına çıkarılarak 'eğitimin birliği' ilkesinin yeniden sağlanacağını duyurmaktır. Kuruluş gerekçelerine uygun olarak yeniden meslek okulu statüsüne çekilecek imam hatiplerin, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlayacağını, bu okul mezunlarının sadece din adamı olabileceğini parti programına koymaktır. Teoloji eğitimi veren, yani bilimle ilgisi olmayan ilahiyat fakültelerinin de olması gerektiği gibi üniversite sistemi dışına çıkarılacağını ve “İslam enstitüsü” statüsüyle yine Diyanet’e bağlanacağını belirtmektir. Bütün tarikat okulları ve yurtlarının, kaçak Kuran kurslarının ve pansiyonlarının kapatılmasını savunmaktır.

Muhalefet budur. Ve bu tutum, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine, devrim kanunlarına, sosyolojik olgulara ve tarihin akışına da son derece uygundur.

Bu ülkenin bu tarihsel dönemeçteki ihtiyacı, halkçı bir toplumsal düzen, kamucu bir ekonomi ve sert (gerçek) bir laiklikten başka bir şey değildir. Açık bir kavga başlamış durumda. Acımasız, sinsi ve gerici bir saldırı ile karşı karşıyayız. Bu kavganın gereği yerine getirilmelidir. Cumhuriyet karşıtı olmayan, muhafazakar merkez sağ seçmenin güveni ve desteği de ancak böyle sağlanabilir.

AKP İKTİDARININ SONU

Dünyada ve bölgemizde siyasal islamcılığın iflas ederek yüz kızartıcı bir yenilgiye uğradığı, itibar kaybettiği, terör ve katliamla anılan bir ‘suç hareketi’ haline geldiği; daha da önemlisi bütün tarihsel hipotezlerinin çöktüğü bir dönemde Türkiye’deki gibi cahil, donanımsız, rüküş, iki yüzlü, sinsi ve yolsuzluklara batmış bir islamcı ekip karşısında başarılı olamamak için hiçbir neden yoktur. Siyasal İslamcı hareket Mısır’da, Tunus’ta ve esas olarak Suriye’de, yani burnumuzun dibinde ağır bir yenilgiye uğramışken, Batı’nın desteğini de yitiren Erdoğan-AKP yönetiminin sadece Suudi Arabistan-Katar yobazlığına dayanarak iktidarda kalması imkansızdır.

Erdoğan ve AKP iktidarı bitişe, yolun sonuna çok yakın bir yerde durmaktadır. Hızla bir çöküşe doğru sürüklenmenin eşiğindedir. Hatta bir bozguna dönüşebilecek bu sürekleniş başlamıştır. Bu koşullarda AKP'yi iktidarda tutacak tek etken, solun ve CHP'nin aymazlığı, izlenecek siyaset ve akıl almaz bir çizgide sürdürülen muhalefet tarzı olacaktır.

Ancak, galiba sorun çok daha derin ve başka bir yerdedir.

KENDİNE İNANCINI YİTİREN PARTİ

CHP yönetimi cumhuriyetin başlangıç ilkeleri ve kuruluş varsayımlarına sadakat, devrimcilik, halkçılık ve kamuculuk konusunda bir tutuma ve dahası bu yönde bir siyasal inanca sahip değil. Sorun esas olarak burada. Örneğin; CHP özelleştirmelere, yani bu ülkenin ulusal birikimi ve halkın malının yağmalanmasına karşı mı değil mi bilmiyoruz. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin bir kamu hizmeti olması gerektiği konusunda açık bir fikre sahip mi emin değiliz.

CHP laiklik konusunda bile tam olarak nasıl bir çizgiye sahip, bilmiyoruz. Ortaçağ artığı dinciler ve Osmanlıcılarla uzlaşmaktan mı yana, yoksa gericiliğin kesin olarak yenilgiye uğratılarak toplumsal ilerlemenin önündeki engelleri kaldırmak mı istiyor, belli değil. CHP imam hatipleri ne yapacak ya da Cumhuriyet düşmanı bir gericilik ve karşı devrim ocağı haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı konusunda somut bir tasarrufu olacak mı, belirsiz.

Dış politikada, örneğin Suriye’de Esad’ı mı, yoksa bizim bilmediğimiz demokratik bir muhalefet hareketi var da onu mu destekliyor, yine bilmiyoruz. Rusya konusunda ne düşünüyor, İran ile ilişkilerde bir perspektife sahip mi, belirsiz. NATO konusunda belli bin fikri var mı, kimse bu konuda da bir bilgiye sahip değil.

Denecektir ki, sözü edilen konularda çıkarılan bazı yazılar, hazırlanan kimi dokümanlar (örneğin seçim bildirgeleri vs) var. Olabilir... Ancak bunlardan kimsenin haberinin olmadığı gibi, bu belgelerin hemen hiçbiri parti politikalarına yön vermiyor. Sorun budur!

DOKUNULMAZLIĞI KALDIRMA ŞARLATANLIĞI

Gelelim şu dokunulmazlıkların kaldırılmasına... Bu konuda AKP ve Erdoğan’ın sinsice hazırladığı bir tuzak var. Tam anlamıyla ahlaksız bir tuzak. Gerçek anlamda dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla, örneğin yolsuzluk yapanlardan hesap sorulmasını sağlayacak bir girişim ile karşı karşıya değiliz. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına "evet" demek, bu tuzağa düşmektir.

CHP’nin, “kürsü dokunulmazlığı hariç, bütün dokunulmazlıklar kalksın” yaklaşımı, ciddi sakıncalarına karşın ilkesel olarak kabul edilse bile, yargının bütünüyle AKP iktidarının emrinde bulunduğu bir ortamda bu tutumun doğru olmayacağı açıktır. AKP’nin derdi, yolsuzlukla, hırsızlıkla mücadele değildir. Erdoğan ve AKP’nin amacı, ülkeyi dinci faşizan bir diktatörlüğe götürecek şartları hazırlamaktan ibarettir.

AKP’nin asıl hedefi, HDP milletvekilleri başta olmak üzere, aralarında CHP’lilerin de bulunacağı bazı milletvekillerini Meclis'ten atmaktır! Dahası, oluşacak boşluktan yararlanıp anayasayı değiştirecek çoğunluğu -bir ara seçimle- elde etme girişimidir.  

Bu nedenle, AKP’nin mevcut “Anayasa’ya bile aykırı olan” yeni hamlesine direnmek gereklidir. Burada kimin ne diyeceğinin değil, gerçeğin ve doğruda durmanın değeri vardır.

CHP’nin, HDP destekçisi gibi gösterilme olasılığı nedeniyle ödü patlıyor. Bu korkuyla sol siyaset yapılmaz. Kaldı ki, PKK ile yıllarca “çözüm süreci” yürütenler bu konuda fazla söz söyleme hakkına da sahip olamayacaktır.

CHP öncelikle devrimci bir siyaset ve muhalefet tarzını benimsemeli, bu çizgiye uygun kadroları yönetime getirmelidir.

Unutulmamalıdır ki, Erdoğan-AKP iktidarının 14 yıldır sürmesinin bir nedeni de CHP’nin bu muhalefet yapma tarzıdır.

 

Yazarın Diğer Yazıları
123456
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)