• BIST 110.376
  • Altın 155,645
  • Dolar 3,8434
  • Euro 4,5320
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 19 °C

Dönülmez akşamın ufkundayız

Mustafa Necati Yıldırım

Hadi kabul edelim. Memleket zaten hiçbir zaman öyle ahım şahım bir yer olmadı. Batı standartlarında bir demokrasisi, fikir özgürlüğü, eğitim, hukuk sistemi, sağlık hizmeti, siz sayın işte... 


Ya da mahalle baskısı yok muydu? Küçük gelinler, alınıp satılan kız çocukları... Peki ya yolsuzluk, kayırmacılık, lider sultası, derin devlet, ayrımcılık, köy yakma, siyasi infazlar... Oysa hepsi iyi niyetlerle başlamıştı.

İmpartorluk yıkılmış, yeni bir toplum projesi Mustafa Kemal'in önderliğinde 'muasır medeniyetler seviyesi' hedefiyle uygulamaya konmuştu. Ancak işlerin ters gittiği daha Atatürk ölmeden kendini belli etmeye başlamıştı. Bunu Atatürk'ün son görüntülerindeki hüzünlü ifadesinden bile anlayabilirsiniz. 

Büyük Önder eserinin pek de emin ellerde olmadığını daha o günlerden görür gibidir. Kimbilir belki de bu yüzden tüm umudunu 'yükselen yeni nesil'e bağlamıştır. Tabii art arda gelen yeni nesillerden de bir cacık olmadığının şuuruna bugün hep birlikte varıyoruz.

Hayır. Bunları "İktidarın hiç suçu yok, zaten hep böyleydi," diyenlerin değirmenine su taşımak için söylemiyorum. Tam tersine 'hiç böyle olmamıştı'nın altını çizmek istiyorum. 

Akp itidarlarına kadar bu ülkede kim ne derse desin, kör topal, eksik ziyade devlet aklı olarak tanımlanabilecek -dilerseniz sezgisel de diyebilirsiniz- bir şey vardı. 

1. Dünya Savaşı'ndan derli toplu -tüm kronik sorunlarına rağmen- bir ulus devlet çıkaran, 2. Dünya Savaşı'ndan kafası gözü yarılmadan sıyrılan, komünizm ve kapitalizm arasına sıkıştığında devlet ağırlıklı planlı karma ekonomiyle gemisini yüzdürmeyi başaran, liberalizm rüzgarları batıdan güçlü esmeye başladığında hafiften dümen kıran ve küreseleşme iyiden iyiye hissedilmeye başlandığında el yordamıyla da olsa uyumlanmaya çalışan hep bu devlet aklıydı. 

Tüm bu kısa tarih boyunca üst akıl yok muydu? O her ne demekse hep vardı ve bu ülke gücü ve konjonktür izin verdiği oranda direndi. En azından "Yurtta sulh, cihanda sulh," diyerek moral avantajı hep elinde tutmaya çalıştı.

Peki tüm bu zamanda ülke tüm potansiyelini kullanabildi mi? Hayır. Kaynaklarını çarçur etti mi? Evet. Muasır medeniyete ulaşmak için çok değerli yılları kaybetti mi? Tabii! Tam da şu anda Türkiye bir beka meselesiyle yüz yüze midir? Kesinlikle! Ama bu beka meselesi ikidarın söylemlerinin tam aksine bizatihi iktidardan kaynaklanmakta ve ülkeyi hızla şu popüler tabirle 'medeni ölü' olmaya doğru sürüklemektedir. 

Bu saptama için öyle çok derin analizlere gerek yok. Bir günlük haberlere -her iki mahallenin- şöyle bir göz gezdiren herkes bunu söyleyebilir. Biraz dünyayı okuyan, küresel kapitalizmin yönünü; bilim, teknoloji ve kültürün nereye evrildiğini, önümüzdeki 50 yılın nelere gebe olduğunu tahayyül eden biriyse yerinden zıplayarak çığlık atacaktır:

Düpedüz dönülmez akşamın ufkundayız!

İslamcı cehalet kültürü ülkenin bir kısmı için asr-ı saadetin anahtarı olabilir. Ancak bunun reel bir karşılığı yoktur. Öte yandan eşyanın tabiatı gereği İslamı aydınlanma diye de bir şey yoktur. Aynı geminin yolcuları olarak çok kısa bir zaman içinde bir kararla yüz yüze geleceğiz. Ya gezegenin dönüş istikametini iyi kötü görebilen bir ortak akıl geliştireceğiz ya da hep beraber tarih sahnesinden çekileceğiz.

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)