• BIST 108.615
  • Altın 144,411
  • Dolar 3,4977
  • Euro 4,1231
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

Dr. Mutluhan İzmir: Şiddet insanın içinde doğuştan var olan bir dürtüdür

Dr. Mutluhan İzmir: Şiddet insanın içinde doğuştan var olan bir dürtüdür
Psikiyatrist ve Psikoterapist Dr. Mutluhan İzmir, sağlıklı bir kişiliğe sahip olabilmek için çocukluk çağından itibaren ötekileştirmenin gerekli olduğunu vurguluyor.

Röportaj: Çağdaş GÖKBEL
ABC Gazetesi

“Öznenin Diyalektiği” kitabının yazarı Psikiyatrist ve Psikoterapist Dr. Mutluhan İzmir ile kadına yönelik artan şiddeti konuştuk. Alışıldık çözüm önerilerinin dışında bireyden topluma doğru derin bir yolculuğa çıktık. Neo liberalizmin sadece kurumları değil bireylerin ruh dünyasını da nasıl çürüttüğüne Mutluhan İzmir’le birlikte tanıklık ettik.

Türkiye’de ötekileştirme kavramının üzerinden popüler bir karşıtlık üretildiğini belirten İzmir sağlıklı bir kişiliğe sahip olabilmek için çocukluk çağından itibaren ötekileştirmenin gerekli olduğunu vurguladı.

Son dönemlerde ülkemizde yaşanan cinsel saldırı suçlarındaki artışı nasıl yorumluyorsunuz?

Şiddet insanın içinde doğuştan var olan bir dürtüdür. İnsan sonradan kötü olmaz ama olanak bulabilirse sonradan iyi olabilir. Genetik olarak psikiyatrik bir sorunla doğmamış olan her insanın iyi olmasını belirleyen yegâne etmen, onun içinde bulunduğu toplumun yapısıdır. Toplum insanları iyi olmaya yöneltebilecek bir yapı oluşturuyorsa, insanlar o yapıya göre biçimlenerek iyi olurlar. Yani insan, içinde yer bulmak istediği toplumla bir aynalama ilişkisi içindedir. Toplumun içinde yerini nasıl alabileceğini o aynaya bakarak kestirebilir. Aynada eğer iyi olmak, dürüst olmak, saygılı olmak, eşit davranmak gibi değerlerin varlığını görebiliyorsa ve bu değerleri sahiplendiğinde toplumun kendisine iyi bir yer vereceğini görüyorsa, diğer insanlarla ilişkisini bu değerleri temel alarak kuracaktır. Ancak toplum bireye bu değerlerin varlığını yansıtamıyorsa o toplumun bireyleri, birbirlerine karşı güç gösterisi yaparak kendilerine diğerlerinin üstünde bir yer edinmeye çabalayacaklardır. Bireyin kaba gücüne ya da maddi gücüne göre yerinin belirlendiği toplumlar, bireyi diğerlerine şiddet uygulamaya yönlendirir. Neo-liberal ekonomik modeli temel alan toplumlar bu tür toplumlardır ve bu tür toplumların bireyleri kas gücüne, maddi güçlerine göre toplum içinde daha iyi ya da kötü bir yer bulurlar. Çünkü bireylerin ortak bir üretimleri olmadığı için birbirlerine olan gereksinimleri ortadan kalkmıştır ve birbirlerini güçleri elverdiğince nesneleştirerek ilişkilerini kurarlar.

img_0383.jpg

“AĞIZLARDA SAKIZ OLAN BİR DEYİM VAR; ÖTEKİLEŞTİRMEK”

Son yıllarda ağızlarda sakız olan bir deyim var; “ötekileştirmek”. Bazı kimseler, ötekileştirmenin şiddetin nedeni olduğunu öne sürüyorlar. Oysa ötekileştirmek, çok erken yaşlarda gerçekleştirdiğimiz, kendimiz ile öteki arasındaki ayırımı sağlıklı biçimde yapabilmemizi sağlayan ve sağlıklı bir kişilik sahibi olabilmek için mutlaka başarmamız gereken bir süreçtir. Zaten insanlar şizofreni gibi doğuştan gelen bir psikiyatrik hastalığa sahip değillerse ya da psikopati oluşturacak derecede taciz edilerek büyütülmedilerse, erken yaşta ötekileştirme sürecini başarıyla tamamlayabiliyorlar. Yani şiddete çözüm olarak sunulan ‘ötekileştirmeyin’ önerisi gerçekleşirse, öteki ile arasına bir çizgi çizememek, şiddetin temelini oluşturur. Toplumu oluşturan bireyler, diğer bireyleri birer özne olarak görerek ötekileştirebiliyorlarsa, bireyin ötekine yönelik tavrı saygı ve sevgi çerçevesinde gerçekleşebilmektedir. Ötekini özne olarak görememek, ötekini nesneleştirmeye neden olur. Yani bireyin ötekini nesne olarak mı gördüğü yoksa özne olarak mı gördüğü çok önemlidir. Bunu belirleyen ise toplumun yapısıdır. Nesne-öteki, bizim onu kullanarak kendimizi güçlü hissedebilmemizin aracı haline gelir. Ötekini ezerek kendini güçlü hissetmek, çok eski ve çok evrensel bir savunma mekanizmasıdır ve her dönemde insanın acizliğine çözüm olmuştur. Herkes kendi gücünün yetebileceği, ezebileceği birisini bulabilir. Her toplumun insanın doğuştan getirdiği hırslarını, bencilliklerini kontrol altına almaya yönelik iyi ya da kötü kuralları vardır ve bu kuralların karşısında birey kendisini az ya da çok aciz hisseder. Bu acizlik hissini aşabilmenin en temel ve ilkel yollarından birisi, gücümüzün yettiği bir başkasına karşı şiddet uygulamaktır. Eğer toplumun bireyi biçimlendirmek amacıyla kullandığı kurallar şiddet içeriyorsa ve bu kurallar eşit uygulanmaktan çok bireylerin gücüne göre eşit olmayan biçimde uygulanıyorsa, bireyler kendilerini şiddet altında hissedecekler ve bu histen kurtulabilmek amacıyla gücünün yettiği bir başkasına şiddet uygulamak yolunu seçeceklerdir.

8e1cbc12-b4b1-4231-bede-f9a08a13b47f-(1).jpgNeo Liberal ideolojinin kadın ve erkek üzerindeki olumsuz etkisi nedir? Yaşadığımız tüm bu sorunları bu ideoloji ile ilişkilendirebilir miyiz?

Toplumun bireylere yönelik herhangi bir biçimlendirici etki yapmasını olumsuz bulan neo-liberal toplumlar, bireylerinin eşit olmayan kurallar içinde yaşadıkları algısını arttıran ve bu nedenle şiddete yönelmelerini tetikleyen toplumlardır. Böyle bir toplumu savunup sonra da ötekileştirmeyin önerisinde bulunmak, şiddete karşı boyun eğin anlamına gelir. Birey bu tür toplumlarda ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin oluşturduğu şiddete sürekli maruz kalacağı için ötekileştirmeyin önerisi, bireye şiddet uygulayanlara karşı bireyi savunmasız hale getirmektedir. Bu tür toplumlarda sadece kadınlar değil, çocuklar, yoksullar ve devletle yakın ilişkisi olmayanlar şiddete maruz kalabilmektedirler. Erkekten kadına yönelik şiddetin artmasına paralel olarak, kadınlar da çocuklara şiddet uygulamayı arttırabilmektedirler. Kendisinden daha güçlü olan kişi ve kurumların kaçınılmaz şiddetine maruz kalan birey, kendisinden daha güçsüz olanı bularak ona karşı şiddet uygulayıp kendisini güçlü hissetmeye çalışır. Eğer bu türden bireyine yönelik şiddet uygulayan bir toplum, kadını eve kapatan bir toplumsa, ev dışında daha çok bulunan erkek, toplumsal şiddetin daha fazla hedefi olacaktır. Ev dışında ezilen erkek için, kendi evinde ya da dışarıda kendisinden zayıf durumda olan kadın ve çocuklarla sağlıklı ilişki kurmak güçleşir. Bu tür bir erkek için kendisinden zayıf durumdaki diğer bireyler, onun kendisini daha güçlü hissedebilmesi için yöneleceği başkasını ezme gereksiniminin nesnesi haline gelirler. Bu nesneleştirici tutum şiddeti kaçınılmaz biçimde körüklemektedir.

“SERMAYENİN KARŞISINDAKİ EN BÜYÜK ENGEL ULUS DEVLETLERDİR”

Neo-liberal değerleri demokratik değerler gibi göstererek onlara demokrasi adına sahip çıkma çabası, aslında bireysel özgürlükleri değil, şiddeti körüklemektedir. Dünyada sermaye, kendisinin önünde engel olacağını saptadığı güçleri dağıtarak bertaraf etmektedir. Ulus devletler bu engellerden en önemlisi ve yaygın olanıdır. Bu amaçla neo-liberal sermayenin kurumları, etnik ve dinsel alt kimliklerin sahiplenilmesini bir özgürlük alanı olarak ortaya koyup, toplumun kendisini uluslararası sermayenin ezici etkisine karşı koruyabilmesini sağlayacak ulus devlet yapılarını dağıtmaya yönelmiştir. Dağılan toplumun bireyleri, sermayenin kendisini güvence altına alabilmek amacıyla o toplumda kurduğu kaçınılmaz bir baskı düzeninin etkisi altına girmekte, özgürlük bulduklarını zannederken baskıcılığın şahıyla karşılaşmakta ve ezme-ezilme hiyerarşisi içinde biçimlenmiş bir toplumda kendilerine daha yukarıda bir yer bulmaya çabalamaktadırlar. Bu nedenle şiddetin bir toplumda aşılabilmesinin olmazsa olmaz yolu, ekonomik yapının eşitlikçi biçimde düzenlenmesinden ve sermayenin gücünün kısıtlanmasından geçmektedir. Bu etkiyi en yaygın biçimde uygulayabilecek tek model şu an için ulus devletlerdir. Tabii ki ideal olan o olmayabilir ancak en uygulanabilir olandır.

Türkiye’deki mevcut bu problemlere Lacancı perspektiften baktığınızda iktidarın nasıl çözümler üretmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Lacancı perspektif, Lacan’ı sahiplenen pek çok kişinin yanlış anladığı gibi toplumsal yapıyı dağıtmaya yönelmek, sağlıklı toplumsal bir yapı kurabilmeyi bize öğretebilecek olan ideolojileri zayıflatarak bireysel özgürlükleri çok öne çıkartan neo-liberal değerlere sahip çıkmak değildir. Lacancı perspektif, bireylerini sermayenin ezici etkisine karşı koruyabilecek olabildiğince eşit bir ekonomik düzeni yerleştirecek bir devlet yapısı oluşturma amacına yönelmektir. Lacancı perspektif, toplumun bireylerinin birbirlerini nesneleştirmesini körükleyecek alt kimliklere sahip çıkmak eylemi değil, birbirlerini özneleştirebilecekleri bir üst kimliğin oluşturulmasını sağlamaktır. Her devlet kurumunu doğrudan faşist ve baskıcı bir çerçeveye oturtmak, insanları ve çocukları özgürlüğe koşarken denizde boğulma seçeneğine mahkûm etmiştir. Devlet yapısını çökertmek insanları sahipsiz bırakmakta ve şiddetin en alasını ortaya çıkartmaktadır. Devlet iyileştirilmeli ama çökertilmemelidir. Devletlerin, hakim oldukları coğrafyalarda, ham ürünlerin büyük sermaye gruplarına peşkeş çekilmesini sağlayarak halkın her türlü üretim yapmasının önüne dikilen, tüm ihtiyaçlarını ithalat yoluyla elde etmesini sağlayan yeni-sömürgeci yapılar olmaktan kurtarılması gerekir. Devlet sadece yasayı uygulayan bir yapı olmamalı, halkının bağımsız olarak düşünsel ve maddi, her türlü üretimi yapabilmesini sağlayarak halkını sermayenin kâr hırsına karşı koruyan bir yapıya dönüşmelidir. Çünkü bireyler ancak ortak bir üretim yaparak birbirlerine muhtaç duruma geldiklerinde öteki bireyleri nesneleştirmekten kurtulabilmektedirler. Neo-liberal düzen, devleti her türlü özgürlüğümüzün önüne dikilmiş bir engel olarak bizlere göstermeye çabalarken, devletin ortadan kalkışından sonra çok daha vahşi bir şiddet düzeninin insanları pençesine alacağı gerçeğini gözlerden kaçırmaktadır.

fcf32a24267489.56331fbfeb178.jpg

"İDAM CEZASI TALEPLERİNİ CİDDİYE ALMIYORUM"

Son olarak bu tür vakalara karşı idam cezasının yeniden getirilmesinin çözüm olabileceğine inanıyor musunuz?

İdam cezası, soruna çözüm olmaktan çok ateşe gaz dökmek anlamına gelecektir. Bu yönde yapılan yorumları gayrı ciddi buluyorum ve üzerine çok yorum yapmak istemiyorum.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)