• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Dünya'daki yeni güç dengeleri ve Trump'ın seçilmesi

Torun Ahmet TÜRKMEN

Dünya’da hızla yükselen otoriter sağ anlayışa uygun olarak ABD’de Cumhuriyetçilerin adayı Trump seçimi kazanarak iktidar koltuğuna oturdu. Seçim sonuçları kimilerinin iddia ettikleri gibi asla sürpriz değildi. Bu sonuç, bilinçli olarak istenen ve uygulamaya konan politikaların doğal bir sonucuydu.

Dünya’da gelişen köklü bir akımdan söz ediyoruz. Dikkat edilirse söz konusu politikaların sadece Amerika’da değil, dünyanın birçok ülkesinde ve bölgesinde yürürlüğe konduğu görülecektir. Yakın zamanda bunun en önemli uygulamalarından biri olarak İngiltere’nin referandum ile AB’den ayrılmasını söyleyebiliriz. Aynı şekilde birçok Avrupa ülkesinde de böylesi süreçleri yaşamamız sürpriz de olmayacaktır. Endonezya, Avusturya, hatta Türkiye’deki gelişmelerde de kısmi olarak aynı etkiyi ve motivasyonu görmek mümkündür. Politik ve toplumsal olarak birbirinden çok farklı gözükseler de ideolojik ve politik olarak tümünde kimi ortak noktaların olduğu söylenebilir.

Dünya’da köklü bir konsept değişikliğinden söz ediyoruz burada. Otoriterlik eğilimi güçlendi ve bu körükleniyor. Trump’ın seçilmesi işte bu konsept’in bir parçası. Bu adım, Dünya’yı yeni bir belirsizlik sürecine sokacağı bilerek atılmış bir adım. Bu güçler başka bir çıkış yollarının olmadığını biliyorlar. Üretimden kaynaklanan sorunları, işsizlik, yoksulluk, çevre gibi köklü sorunlara çözüm getiremiyorlar. Bu sorunlar kronik hale geldi. Alternatif olarak ırk ayrımı, din ve mezhep ayrılıkları, yabancı düşmanlığı gibi kendi yarattıkları sorunları kışkırtıyorlar. İşin en acı yanı dünya’da ve ülkemizde büyük bir toplumsal kesim “katiline aşık kurban gibi” bu politikalara destek verebiliyor.

Bu politikaların ortaya çıkmasını tetikleyen güçler sır olmasa gerekir. Dünya ekonomisine ve politikasına ana hatlarıyla yön veren büyük aileler ve sermaye çevrelerini böylesine riskli ve sonucunda herkesin zarar görebileceği, büyük bir yıkıma neden bile olabilecek bir sürece zorlayan etkenler neler? Temel soru bu. Bu soruyu cevaplamadan doğru bakış açıları oluşturulamayacağını düşünüyorum.

Şöyle bir soru da sorulabilir; Bu çevrelerin önünde zaten güçlü bir engelleyici etken yok. Siyasal ve toplumsal sol yapılar dünyada çok cılız. İşçi ve sendikal hareketler etkili değil. Sınırsız kazançlarının önünde ciddi engel yok. Hatta son yıllarda elde ettikleri kar marjı önceki yıllara göre kat be kat daha fazla. Bir başka etken olarak ikinci dünya savaşında olduğu gibi ülkeleri savaşa sokarak silah satma isteği mi? Bilgi ve bilişimin en fazla kar getirir halde olduğu günümüzde bunun mantıklı olmayabileceğini düşünebiliriz. Suriye ve Irak’ta olduğu gibi bölgesel savaşlar, vekalet savaşları hariç tabi. Bunların etkisi de sınırlı olsa gerekir. O halde neden?

Bunun temel nedenleri olarak şunlar söylenebilir. Öncelikle kapitalizmin doğasını ifade etmek gerekir. Sermayenin ölçüsüz kar elde etme hırsı. Yukarda ifade edildiği gibi bu kar oranını dengeleyecek sınıf örgütleri ve toplumsal yapıların zayıf olması nedeni ile engellenememesi. Bunlara bağlı olarak toplumdaki gelir dağılımındaki adaletsizliğin had safhaya ulaşması. Örgütlülükten yoksun geniş kitlelerin daha iyi yaşam beklentilerinin karşılanamaması ve bunun tepkiye dönüşmesinin getirdiği sosyal ve toplumsal olgular. Amerika’da Obama döneminde sosyal politikalarda adım atma isteğine rağmen başarı kazanılamaması.

Tüm bunlara ek olarak devlet örgütlenmesinde, otoriteyi dengeleyecek, devlet uygulamasındaki dengeyi sağlayan kurumların zafiyete uğramış ya da uğratılmış olmasını söylenebilir.

Bu olguları Avrupa ve ülkemiz içinde net bir şekilde söyleyebiliriz. Avrupa’nın adım adım çürüdüğünü görüyoruz. Demokratik ve insani değerler için yola çıktığını söyleyen ve uzun bir süre de bunun için çaba harcadığı açık olan bir sistemin çökmekte olduğu görülüyor. Eğer bu gidişin önü kesilmez ise çok uzak olmayan bir sürede bu yapının sonlanacağını söylemek abartı olmayacaktır.

Bu son söylediklerimiz Türkiye için özellikle büyük önem taşıyor. AKP eliyle son yıllarda ve özellikle son dönemde Cumhuriyetin tüm kurumları yok edildi. Siyasal İslamcı- ümmetçi, ırkçı bir rejim oluşturuldu. Adının başkanlık sistemi ya da Cumhurbaşkanlığı olması bu gerçeği değiştirmiyor. Başkanın Cumhurbaşkanı olarak sunulması toplumuzla alay etmekten, toplumu her şeyi kabul eden bir “sürü” olarak görmekten başka bir anlam taşımıyor.

Bugün sadece bunun hukuki zemini oluşturulmaya çalışılıyor. Buna karşı çıkan tüm direnç noktaları sistematik bir şekilde ortadan kaldırılıyor.

Dünya’da “Sağ politikalar” olarak sunulan ve ülkemizdeki faşizan süreç durdurulmak zorundadır. Muhtaç olduğumuz güç ellerimizdedir. Eğer bu sürecin önü kesilmez ise bir daha seçimlerin yapılmayacağı ya da biçimsel yapılacağını görmemek için kör olmak gerekiyor. Henüz var olan yasal ve anayasal haklar iyi değerlendirilmelidir. CHP’nin haklı olarak ifade ettiği gibi “ toplumun direnme hakkı” çerçevesinde tüm demokratik ve özgürlükçü güçlerin birlikte hareketi sağlanamazsa ülkenin geleceğinin daha da karanlık olacağını söyleyebiliriz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.