• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 19 °C
  • Antalya 18 °C

Duyulan faşizmin ayak sesleri!

Torun Ahmet TÜRKMEN

Ülkemizde gündem neredeyse her gün değişiyor. Gün geçmiyor ki yeni güne yeni bir gündemle uyanmayalım. Gerginlikler, ruhsal  travmalar her geçen gün artıyor. Şiddet sarmalı artık yavaş yavaş tüm toplumu sarmaya başladı. Vatandaşlarımız patlamaya hazır bomba gibi olmuş durumda ve kendi geleceğinden endişe ediyor, tam bir cinnet hali yaşanıyor.

Türkiye, Erdoğan ve AKP eliyle tam bir kan gölüne döndürülmüş durumda. İnsanlar yollarda, sokaklarda, bodrumlarda toplu infazlara uğratılıyor. İşin en acı tarafı bu durum kamuoyuna “halka çok hoşgörülü davranıldı” şeklinde sunuluyor. Oysa Dünya ve ülkemiz kamuoyu tüm bunları görüyor. İnternet çağında başka türlü de olabilir mi?

Siyasi iktidar tarafından bilinçli bir strateji uygulanıyor. Bilerek toplumun her kesimi ayrıştırılmaya, birbirlerine düşman edilmeye çalışılıyor. Barışa ve kardeşliğe ait ne varsa ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Bırakalım hak ve adaleti basit hukuk kuralları uygulanmıyor. Anayasa Mahkemesinin kararlarına uyulmayacağı çoktan ilan edildi bile. On gün geçmesine rağmen Devletin tek bir savcısı harekete geçip bunun soruşturmasına başlamadı henüz.

Amaca giden yolda ortaya çıkan tüm engeller yok edilmek zorunda. Siyasi iktidar ve Erdoğan buna uygun davranıyor. İş çevrelerinden gazetecilere kadar direnç gösterdiği düşünülen her insanı ve gücü yok etmeye çalışılıyorlar. Daha düne kadar kendi derin yandaşları “Boydak“ grubunun hali ortada. Diktatörlüğün pratik adımları yavaş yavaş atılıyor, taşlar yerli yerine oturtulmaya çalışılıyor.

 Zaman baskısı altındalar; 2002‘de iç- dış güçlü bir bloğun desteği ile iktidara gelen AKP iktidarı artık bu desteğini büyük oranda kaybettiğinin farkında. Aceleleri var, korkuları da tabi. İşlerin tersine döndüğünde nelerin başlarına geleceğini hissediyorlar. Yaptıkları tahribatın boyutlarının 12 Eylül rejiminden geri olmadığının, günü geldiğinde sorgulanacaklarının farkındalar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan uzunca bir süredir başkanlık yetkisini fiilen kullanmakta. Tek kişi yönetimi anlamına gelen başkanlık sistemine geçmekte ısrar etmelerinin nedeni kendilerine alan yaratma ve yaptıklarına meşruiyet kazandırma çabası olduğunu artık herkes görüyor.

Dünyada daha önce defalarca örnekleri yaşanan faşizm deneyimlerine baktığımızda aynı yolun izlendiği görülür; tüm potansiyel karşıtlarını adım adım yok et. Bu yolun on milyonlarca cana ve insanlık değerlerinin yok edilmesine yol açtığı asla unutulmamalıdır.

Peki Erdoğan ve AKP iktidarı Suriye politikasında yenilmişken tüm Ortadoğu politikaları iflas etmişken, işlediği savaş suçları nedeni ile uluslararası mahkemelerinde yargılanacağı açıkken, içte ve dışta hareket alanı büyük ölçüde daralmışken bu gaddar ve insanlık dışı politikalarını uygulama cesaretini nereden bulmaktadır? Temel soru bu.

Bu sorunun tek bir cevabı var. Toplumsal muhalefetin bir türlü öne çıkamaması. Alternatif bir güç olarak toplumsal ve siyasal arenada boy gösterememesi. Yeni bir umut ve heyecan uyandıramaması. Başka bir deyişle bir kez daha ifade etmek istiyorum. AKP başarılı olduğundan değil, muhalefet eksik ve başarısız olduğu için ayakta.

HDP tam bir güç haline gelmekte iken, yanlış kimi politikaların karşısından direnememesinin bedeli olarak Türkiye’lilik kimliğini büyük oranda kaybettiği için bu böyle;

STK’lar, sendikalar, sivil toplum örgütleri toplumsal yaşama müdahale edemedikleri, insiyatif alamadıkları için bu böyle;

Ve özellikle Cumhuriyet Halk partisi özellikle yakın dönemde kendisinden beklenen siyasal önderlik kapasitesinden uzak olduğu için bu böyle.

CHP bünyesinde oluşan “Devrimci Demokratlar” gurubunun söylediği gibi şimdi yeni şeyleri  güçlü ve yeni bir şekilde söylemek gerekiyor. Tıpkı  Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde olduğu gibi açık, tanımlanmış devrimci politikaları radikal bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. Ürkek, birilerinin yarattığı gündemle değil oluşturduğu bakış açıları ve politikalarla alanlara çıkarak yapılmalıdır bu.

Bunu yaratacak ülkemizdeki demokratik, devrimci güçlerdir, solculardır.

Bu yapılmadan eğitimde egemen olan köktendinci eğitim anlayışı nasıl insanı ve demokratik olacak?

Bu yapılmadan hukukun evrensel ilkeleri yerine çarpık din anlayışının normlarını referans almaya başlayan siyasi iktidar nasıl durdurulacak?

Bunlar yapılmadan ülkemize barış ve kardeşlik nasıl gelecek?

Örselenen, yıkılan onca bağ yeniden nasıl kurulacak?

Özgür, bağımsız, özgürlükçü, demokratik bir Türkiye nasıl kurulacak?

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)