• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 30 °C

Düzenin aydına kurduğu pusu

Ender HELVACIOĞLU

Her zaman halktan alacaklıdır.

Neler neler çekmiş, onca riski göze almış, yıllar boyu yazmış çizmiş, ama bu cahil, bu aptal, bu zavallı halk onu bir türlü anlayamamıştır. Bu ülke, bu halk onun değerini bilememiştir.

Çok alacağı birikmiştir. Ama lanet olsun! Talep etmeyecektir bu alacağını, o yüce gönüllülüğüyle…

Ama bu cahilleri, bu aptalları cezalandıracaktır. Nasıl? Kendisini bu aptallar güruhundan esirgeyerek… Onları kendinden mahrum ederek…

Artık yazmayacaktır, bu son yazısıdır; bu çamur deryasını kendi haline bırakacak, ülkeyi terk edecek ve Fransa’ya yerleşecektir.

Oh olsundur… Ne hali varsa görsündür…

***

İşte birtakım entelektüelimizin şu sıralardaki ruh hali!

Halktan o kadar alacaklı ki, karamsarlığını ve kaçışını bile halkın sırtına yüklüyor!

Oysa burada bir mantık hatası var. Madem o cahiller ordusu seni anlamıyor ve değerini bilmiyor, bu son “jest”ini de anlamayacaktır. Cezalarını kesemeyeceksin yani…

Olsa olsa kendini kurtaracaksın! Yani bırakacaksın artık bu işleri… Asıl niyetin de bu olmasın?

***

İnsanlar karamsarlığa kapılabilir, yorulabilir, ön saflarda yer almaktan çekinebilir; insanlık halidir, anlaşılabilir. Ama neden bu yorgunluğu bir ritüele çeviriyorsun, ilan ediyorsun, gözlere sokuyorsun entelektüel arkadaşım? Yorulduysan git biraz kafa dinle, hakkındır, sonra yine gelirsin.

Ama halktan “alacaklı” entelektüelin alışkanlığıdır bu, yorgunluğunu, karamsarlığını bile bir “aydın rantı”na çevirmek.

***

Yıllar yılı CHP’ye oy veren Çankırılı Mehmet Emmi’nin de canı çok sıkıldı AKP’nin kendi sandığında yüzde 60 oy almasından. Ama Mehmet Emmi’nin köy kahvesine gidip, “Bundan böyle ben Fransa’ya yerleşiyorum, ne haliniz varsa görün” deme lüksü yok.

Fransa’ya giderse koyunları kim güdecek? Mecburen kuyruğu dik tutacak, önümüzdeki seçimlere bakacak. 

Bir hevesle HDP’ye oy veren inşaat işçisi Kürt Memo’nun da “Bu artık benim çaktığım son çividir” deme lüksü yok. Evde beş çocuk ekmek bekler…

Onca mahalle baskısına göğüs gerip sosyalistlere oy veren Zonguldaklı maden işçisi Metin’in de “artık kazma sallamayacağım” deme lüksü yok. Kızını okula gönderecek, hasta anasına bakacak… 

Ama senin Fransa’ya yerleşme lüksün ve işini kolayca bırakma rezervin var sevgili “alacaklı” entelektüelim…

Zaten böyle lükslere sahip olmadıkları için, bu memleket -mecburen- Çankırılı Mehmet Emmi’nin, inşaat işçisi Kürt Memo’nun ve madenci Metin’in memleketidir.

***

Düzen temsilcileri, halktan yana saf tutan aydına “bedel ödetir”. Bu ilişkide ideolojik düzlemde kritik nokta şudur: Eğer halktan yana olan aydın, bunu bir “bedel ödeme” olarak algılarsa kuyruğu kaptırmış olur. Düzen aslında “bedel” kavramını, “bedel ödetme/ödeme” ilişkisini dayatmaktadır aydına. Dayatılan bu ideolojik ilişkiyi derinden eleştirip aşamayan aydın, kendisini her zaman hem düzenden hem de halktan “alacaklı” hissedecektir.

Düzen aydının bu “alacağını” geri ödemeye dünden razıdır. Zaten ona, bu alacağını geri talep etmesi için o bedeli ödetmektedir. Aydın bir kez düzenden alacak talep etmeye görsün, dönekliğin temeli atılıyor demektir. Düzen ona bütün kapıları açar, fazlasıyla geri ödeme yapar.

***

Bu yazıda konu ettiklerimiz düzenden alacak talep edenler değil elbette, halktan alacak talep edenler. “Bedel” kavramı bilinçte aşılamadığı zaman, düzenden alacak talep etmeyi kendine yediremeyen aydın, biraz yorulduğunda, zorlu dönemeçlerde, hiç değilse (!) halktan alacak talep etmeye başlar.

Tabii halkın böyle bir ödeme yapacak kaynağı yok; daha doğrusu (haklı olarak) böyle bir gündemi de yok. İşte o zaman alacağını tahsil edemeyen aydın, halkı cezalandırmaya girişir: Artık onun için çalışmayacaktır, onu aydınlatmayı bırakacaktır…

Kısacası “bedel” kavramı, düzenin aydına kurduğu pusudur.

Komünist aydın, “bedel” kavramının ideolojik eleştirisini yapan ve aşan kişidir. Bedel ödeme/ödetme, alacak/verecek, borç-harç ilişkilerinin üzerine çıkmıştır. O “halk için” çalışmaz. Halkın dışında (ve üstünde), onun için çalışan bir kişi değildir. Emekçi halkın bir parçasıdır zaten. Mehmet Emmi nasıl bir tarım emekçisiyse, madenci Metin nasıl bir sanayi işçisiyse, o da bilim emekçisidir, sanat emekçisidir, siyaset emekçisidir. Parçası olduğu emekçilerle aynı kaderi paylaşır. Bazen ileri atılır, müthiş eserler verir, yayın yapar, parti kurar, mücadelenin başına geçer; bazen yorulur, geri çekilir, anlamak gerekir, bayrağı gençler devralır…

Toplumsal mücadele içinde ne yaşanıyorsa, o da o süreçleri doğallığıyla yaşar.

***

Bu konunun, değerli okurlar, bir köşe yazısı çerçevesini aşan boyutları da var. Felsefi boyutu örneğin… “Bilginin kaynağı nedir? Toplumsal pratik midir, gökten inen vahiyler veya doğaüstü yetiler midir?” “Bilgimiz bizim özel mülkiyetimiz midir?” gibi soruların yanıtlanması bu konuyla ilgilidir. Politik boyutu örneğin…

Öncü-kitle diyalektiği gibi... Öncü vicdanı - emekçi vicdanı diyalektiği gibi… İktisadi boyutları örneğin… Kafa emeğinin iktisadi çözümlenmesi gibi…

Bunları da artık Bilim ve Gelecek’te geniş bir dosya yaparız. Sanırım ihtiyaç var.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)