• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 27 °C

Edebiyatı, seçici kurullar ve Bora Abdo nasıl öldürdü?-2

Edebiyatı, seçici kurullar ve Bora Abdo nasıl öldürdü?-2
Ubeydullah Günel, 2015 Sait Faik Hikâye Ödülü'nü alan Bora Abdo'nun 'Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü' kitabını ve edebiyattaki ödül sistemini ve kurullarını ABC KRİTİK için yazdı. Ödül kurullarının oluşumu, ödül dağıtım kriterlerini ve ödül sistemeni değer

Ubeydullah GÜNEL

Ölü Seviciliği

Bora Abdo’nun Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü (Beni Unutma Dörtlemesi 1) adlı kitabını incelemeyi sürdürüyorum. Birinci yazıda “Biz Onu Öldüreceğimizi Söyledik Diye O Kendini Öldürmekten Vazgeçti” bölümünün “Takvimlerin Suspus Zamanlarında Bir Yüzün ve Öbür Yüzün Öyküsü” adlı alt başlığıyla sunulan öyküsünü incelemiştim. Kitaptaki diğer öykülerde de nedensiz ölümler ve öldürmek istemeler var. Kitabın adı da ölümden söz ediyor zaten. Öyküler de yalnızca ölümden ibaret ama sıradan bir ölüm değil. Çünkü öykülerde insanları ölüme ve öldürmeye iten bir şey yok.

“Her insanı kardeşi öldürüyor, tek çocukları bile." (Sayfa 34)

“Adanın sokaklarında dolaşıp ağır ağır kurtçuklarını bekleyen ölü köpeklerin kulaklarını ve patilerini kestim, yılanların derilerini yüzüp kuruttum, eledim, nal seslerinden kaçışan gagaları ve kursakları boş kargaların ve martıların ve serçelerin kafalarını koparıp karışımıma ekledim, bizi ölümden başka ölümler ve ölüler korur diye diye düşünüyordum…”(sayfa 35),

“Seni layığıyla öldüremeyeceğimden korkuyorum.”(Sayfa 46)

Bora Abdo hiçbir kural, örge, kurgu, nedensellik bağı, konu gözetmeksizin, aklına ne geldiyse yazıyor. Sonunu da ölümle bitiriyor. Yani ne olursa olsun birileri ölüyor. Kim ölüyor, neden ölüyor, kim öldürüyor, kimse bilmiyor. Bora Abdo da bilmiyor. Bir Çağanoz uydurulmuş. Bir söyleşide buna değiniyor ama yine hiçbir şey söylemiyor. Şöyle diyor: “En başından beri Çağanoz kim olacak bilmiyordum. Bir karakteri birebir imlemiyor. Kitaptan fırlayıp yazarı öldürecek biri de değil.” Bakınız: (http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/caganoz-diye-biri-hepimizi-oldurecek-396078)

 “Ğığ” adlı öyküde de ölüm imgesi var. Birileri hep birilerini öldürmek istiyor. Nedenini hiç kimse bilmiyor. Birileri ölmüş gibi ama sonra uyanıyor. Karşılıklı konuşmalar geçiyor. Sonra da şunları yazıyor Bora Abdo:

“Bu sabah uyanmayacağını biliyordum. O gün, öğlene kadar uyudu, uyandırdım, kurbağaların dışbükey aynalardaki yüzlerinin sevimliliğinden, eğer ön ayaklarını on dakika kısık ateşte kaynatırsan ve hemen içersen sigaranın zehirli maddesini yok ettiğinden filan bahsettim.” (Sayfa 30)

Hayvan ölülerinden ilaç yapan kardeş katili bir kadın… Bunlar ne anlama geliyor, işlevi nedir, kimse bilmiyor. Bora Abdo o an aklına ne geldiyse yazıyor. Peki, neden yazıyor? Çünkü Bora Abdo öyle istiyor. Bora Abdo her istediğini yazabilir mi? Evet, ödül seçici kurulu onu serbest bırakmış. Öykünün devamında anlatıcı ablasını, ablasının giysilerini, giyinişini, saçlarını kıskanıyor. Değişik ottan, bitkiden reçeller yapıldığı anlatılıyor. Sonra da yazılacak bir şey kalmadığı için, nedensellik olmadığı için cinselliğe başvuruluyor. Sıradan bir cinsellik de değil. Ensest yaşlı kız kardeşler…

“Mutfak duvarına itti beni. Dizlerim tutmadı, yere kapaklandım, korktu çok, alnının kırışığında eniştemin uzak ve uzak yüzünü ve ağaran ömrünün yokuşlarını ve her şeye çarpan ürkek gözlerini o an gördüm, sarıldı sonra, ağlıyordu, lekeli ellerini boğazıma geçirip sıkmaya başladı. Nefes alamıyordum. Gözlüğüm düştü. Sonra birden hırsla duasını bitirip dudaklarımı öpmeye başladı, terine ve tuzuna uydum, uzun uzun öpüştük. Dudağındaki yırtıktan kasılmış ağzımın içine kanı aktı.”(Sayfa 33)

Abuk Sabuk Öyküler, Ödüle Değer…

Kitapta her şey işlevsiz, “ve” bağlacı bile… Öykü olarak sunulan yazılar, sayfalar ilerledikçe aynı biçimde sürüyor. Yine öykünün herhangi bir yerinde adı geçmeyen, hiçbir işlevi olmayan bir çocuk çıkıyor. Konuşma geçiyor aralarında. Neden, niçin olduğu belli değil, annesi babası soruluyor. Ne işlevi olabilir ki öykünün orta yerinde? Birkaç satır sonra anlıyoruz. Çocuğun babası Bora Abdo’ymuş. Bora Abdo burada kendini olumluyor. “Yazar” olduğunu anımsatıyor okura. Uyarıyor. Nasıl bir yazar olduğunu da söylüyor sonra: “Ha, şu abuk sabuk öyküleri yazan” (Sayfa 39)… Bora Abdo abuk sabuk öykü yazıyor ama ne yazarsa yazsın seçici kurul ona ödülü veriyor.

Aslında bunlar yazılabilir. Okumak isteyen okuyabilir. Afşar Timuçin, “Sanatçının ortaya koyduğu güzelde ben’den çok insanlık açınlanır” diyor Estetik adlı yapıtında. Sorun, önüne geleni acımasızca öldüren, birinci dereceden akrabaları hakkında ölümü düşünen ve öldürmeyi insan için olumlayan, bunu iş veya zevk edinen öykülerin ve kahramanların, yaşamı boyunca insanı, doğayı, hayvanları, insan duyarlılığıyla yazmış Sait Faik adına düzenlenen ödülü alması.

Sait Faik, insanı, insanlık durumlarını en iyi anlatan yazarlardan biridir. Onun tutumu insanlığın, iyinin, iyiliğin ve güzelliğin çoğalmasıdır. İnsanlığından kopmayan bir yazarın adını ödül adı altında kullanarak kötü emellerine alet ediyor; baştan sona ölüm, öldürmek, karamsarlık, büyücülük olan, gerçekçilikten uzak bir yazı karmaşasını edebiyat diye pazarlıyorlar. Sait Faik’in can verdiği insanı, son olarak 2015 yılında Bora Abdo ve ödül çetesi öldürüyor.

Sayfalar ilerledikçe aynı anlamsız öyküler sürüyor. Anlamsız bir öykünün sonunu şöyle getirmiş Bora Abdo:

“Binlerce yılda hatırlanan bu kırık belleğin on saniyede çürümesini izledim. Çiğdeci sadece onunla gitmedim diye ölüp çürüdüğünde, ben ona; “Sen anlattığım her şeyin hiçbirindesin artık” diyebildim. “Segen” dedim “begenigim bigir çigiğdegecigi kuguşugu ogoldugumugu bigilegen tegek ögölügüsügün.” “Ölünce değil” dedi, “gidince bir melek olacağım ben.”

Bora Abdo abuk sabuklukta sınır tanımıyor. Harfleri küçültüyor, kuşdiliyle konuşuyor. Edebiyatla ve dille yapamadığını böyle örtmeye çalışıyor. Yoksunluğunu gözler önüne seriyor.

Bora Abdo’nun yazdıklarında gerçek yaşam yok. Yaşamda olmayanı yazıyor. Öykülerdeki karakterler de doğal ve gerçek değil, yapay. Düş gücüyle yazılmış gerçekdışı yaşam var. Düş gücü ile yazıldığı kurgusu olduğu anlamına gelmiyor elbette. Siyasi görüşü ya da sanatla ilgili bazı onaylanamayacak düşünceleri bir yana, Tolstoy şöyle diyor: “Daha önce yaşadığı bir duyguyu yeniden canlandırmak ve bunu yaparken hareketle, çizgiyle, renkle, sesle ya da sözcüklerle dile getirilen imgeler aracılığıyla bu duyguyu başkalarına aktarıp onların da aynı şekilde yaşamalarını sağlamak… sanat denilen şey budur işte. Bir insanın, yaşadığı bir duyguyu, belirli dışsal işaretlerle ve bilinçli olarak başkalarına yansıtması ve başkalarının da aynı duyguyu yaşamalarından ibaret insani bir etkinliktir sanat. (…) Sanat, hayat için zorunlu olan, tek bir insanın ve bütün insanlığın esenliğe yürüyüşü için zorunlu olan, insanları aynı duygular çevresinde birleştiren ilişkiler ortamıdır.” (Tolstoy, Sanat Nedir, İş Bankası Yayınları)

Bir söyleşisinde şöyle demiş Bora Abdo:

“Karakış Üçlemesi’nin ve Beni Unutma Dörtlemesi’ni bitirip çekilebilirim. Ama riske girerek yazmak bana da iyi geliyor. Çünkü bir karşılık beklemiyorum, bir çıkarım yok. Toplumu eleştirmek, yönlendirmek gibi bir derdim de yok. Hiçbir yazar metninden daha gerçek ve daha kutsal değildir.”

Bora Abdo doğru söylüyor. Hiçbir derdi yok. Bu yüzden kafasına estiği gibi oraya buraya ilgili ilgisiz sözcükler serpiştiriyor. Anlaşılmamak için yazıyor. Anlaşılmamasıyla değer görüyor. İnternetten kitapla ilgili yazılanlara bakıldığında okurların çoğu anlamadıklarını ama yine de “güzel” bulduklarını söylüyorlar. Ödül sistemi tıkır tıkır işliyor anlaşılan…

Karşılık ve çıkar konusunda ise inandırıcı değil Bora Abdo. İki kitabı çıktı ve ikisi de ödül aldı. Bir derdi olmasına gerek yok, o hiçbir şey yapmasa bile ödüller ona veriliyor. Olan edebiyata ve okurlara oluyor. Sait Faik’in can verdiği insanlığı, doğayı, gerçekliği, güzelliği ve edebiyatı, Bora Abdo, Sait Faik Hikâye Armağanı seçici kurulu eliyle yok ediyor. Afşar Timuçin’in deyimiyle, “İyi sanat insanı insana gösterir.” Bora Abdo hiçbir şey göstermiyor.

Cengiz Gündoğdu Yıldız Güncesi’nde, “Bir eser… roman… öykü… şiir… fotoğraf… resim… bütündür. Toplumsal-ideolojik içeriği doğru olursa… kurgusu sağlam olursa o eser güzeldir. Toplumsal-ideolojik içeriği… benim deyişimle hakikati doğru, kurgusu bozuk eser güzel olamaz. Tersi. Hakikati bozuk, kurgusu sağlıklı eser de güzel olamaz.” diyor. (Cengiz Gündoğdu, Yıldız Güncesi 1991-1992, İnsancıl)

Bora Abdo’da bunların ikisi de yok. Hiçbir şey doğru değil. Bu bağlamda, sonuç olarak, Bora Abdo kitabında ölümü, öldürmeyi, karanlığı gösterdiği için de doğru bir yapıt koymamıştır ortaya.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)