• BIST 106.816
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5223
  • Euro 4,1300
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 30 °C

Eğitim İş'ten müfredat değişikliğine karşı rapor

Eğitim İş'ten müfredat değişikliğine karşı rapor
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim İş), AKP'nin yandaş sendikası Eğitim Bir Sen'in önerileri bire bir dikkate alınarak yapılan müfredat değişikliğine hazırladığı 29 sayfalık raporla yanıt verdi.

ABC Gazetesi (HABER MERKEZİ)
Eğitim sendikaları MEB'in yaptığı müfredat değişikliği için ne düşünüyor? Eğitim İş, Eğitim Sen ve Anadolu Eğitim Sendikası'nın müfredat değişiklikleri hakkındaki görüşlerini bu yazı dizimizde okuyabileceksiniz. Bugün ilk olarak Eğitim Ve Bilim İşgörenleri Sendikası'nın (Eğitim İş) müfredat değişikliği hakkında hazırladığı raporla yazı dizimize başlıyoruz.

EĞİTİM İŞ'İN RAPORUNUN TAMAMI İÇİN

Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim İş), AKP'nin yanda sendikası Eğitim Bir Sen'in önerileri bire bir dikkate alınarak yapılan müfredat değişikliğine hazırladığı 29 sayfalık raporla yanıt verdi.

Eğitim-Bir-Sen'in “GECİKMİŞ BİR REFORM MÜFREDATIN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMESİ” adı altında hazırladığı raporun yayımlanmasından hemen sonra Milli Eğitim Bakanlığı müfredatla ilgili taslak programını kamuoyu ile paylaştı.

EĞİTİM İŞ: RAPORU HAZIRLAYANLARIN YETERSİZ OLDUĞU ANLAŞILIYOR

Eğitim İş, "Bu raporları yazanların, program okur yazarlığı, öğrenme öğretme kuramları ve ölçme değerlendirme konularında bazı sorunları ve yetersizlikleri olduğu anlaşılmaktadır." dediği ve MEB'in yeni eğitim müfredatını hazırlarken yararlandığı rapor hakkında eleştirilerini dile getirdi.

EĞİTİM İŞ'İN RAPORUNUN TAMAMI İÇİN

Eğitim İş'in raporunda müfredat değişikliği hakkında öne çıkan ifadeler şöyle:

"Mustafa Kemal önderliğinde halkın da örgütlenerek başardığı "Kurtuluş Savaşı"nın ardından, hatta henüz savaş devam ederken Türkiye Cumhuriyeti devleti, yetiştirmeyi hedeflediği çağın insanının özelliklerini belirlemiştir. Devletin ve milletin bütünlüğünün ancak eğitim sisteminin bütünlüğü ile sağlanabileceğini vurgulayan büyük önder, 3 Mart 1924'te Eğitim Birliği Yasasıyla eğitim sisteminde birliği sağlayacak büyük bir adım atmıştır.

Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda başlatılan eğitim seferberliği dünyaya örnek olacak bir başarı göstermiştir. Yedi düvelle savaşmış yoksul bir ülkenin ilk 15-20 yıl başarılı olarak sürdürebildiği dönüşümün ürünleri olan yurtseverler, bu gün de güçlü bir biçimde bu ilkeleri savunmakta ve yaşatmaktadırlar. Geliştirerek yaşatmayı sonsuza kadar da sürdürecektirler. Ülkenin yaşadığı yönetim zafiyeti, zaman zaman yapılan askeri müdahaleler, cumhuriyet ilkelerinin uygulanması halinde menfaatleri zarar görecek dinci gruplar, aşiretler ve gelişime ayak uyduramayan kesimler, cumhuriyet devrimlerinin yaygınlaşmasının önünde engel oluşturmuşlardır. Bugün “müfredatın demokratikleştirilmesi” başlığı altında önerilenler de cumhuriyet ilkelerinin yok edilmesi talebinden başka bir şey değildir. Uluslararası ölçme sonuçlarında ne kadar gerilerde olduğumuzun belirlendiği bugünlerde Türk Eğitim Sisteminin en temel ihtiyacı bilime dayalı reformları hayata geçirmektir. Hal böyle iken, “demokratikleşme reformu” başlığı ile din derslerinin birinci sınıftan başlatılmasının, dünyanın model aldığı Atatürk ilkeleri ve inkılaplarının programlardan kaldırılmasının isteniyor olmasının, 45 kadar akademisyenin katkı verdiği belirtilen bir metinde yer alması kara mizahtır.

Son 10-15 yıldır YÖK'ün ve Üniversitelerarası Kurulun oluşturduğu Doçentlik Jürilerinde, adayın başvuru yaptığı alan dışından profesörlere görev verilmesi ve defalarca yapılan itirazlara rağmen bu yanlışın sürdürülmesi, öğretim üyelerinin niteliğini zedelemiştir. Eğitim bilimleri jürilerinde turizm, tarih, giyim teknolojisi, teoloji, arkeoloji vb. profesörler görevlendirilmektedir. Bu durum ve yaşanan bazı deneyimler,  hükümetin paralel yapı olarak nitelendirdiği cemaatlerin bu işte parmağı olduğu izlenimini vermektedir. Böylece adayların bu alanda derinleşmeleri engellenmekte ve bu bilim alanında yetkinleşmemiş kişilerin söz söyleme cüreti bulmalarına yol açılmaktadır.

"Evrensel hukuk çerçevesinde Türkiye'de eğitim" başlığı altında eğitim hakkı ve bu hakkın kullanılması ile ilgili yasa, yönetmelik ve sözleşmeler "anne-babaların dinsel ve felsefi inançlarına saygı gösterme" ölçütüne göre yorumlanmıştır. Oysa bir eğitim sendikası evrensel hukuk çerçevesi başlığı altında çocukların eğitim hakkından yararlanamaması, eğitim hizmetlerinin özelleştirilmesi, örgün eğitim dışında bırakılanlar, çocuk yaşta evlendirilenler, çocuk işçiler, cemaat yurtlarında yananlar, tecavüze uğrayanlar, niteliksiz eğitim hizmetine muhatap olanlar, okulda şiddet yaşayanlar, zorunlu din dersleri, bu konuda AİHM'in kararının uygulanmamasını sorgulamalıydı.

"Talim ve Terbiye Kurulu misyon ve işlev" başlığı altında TTK'nın işlevi tartışılarak "Detaylı ders müfredatlarının oluşturulması ise genellikle yerel otoritelere veya okulların kendisine bırakılmaktadır (neresi örnek verilmiş?). Türkiye'de de benzer bir uygulamaya geçilmesi, böylece öğretmen ve okulların müfredat oluşturma ve uygulama konusunda daha fazla inisiyatif almalarının sağlanması faydalı olacaktır." denmektedir. Yıllardır liyakat ölçütü yerine politik atamaların yapıldığı Talim ve Terbiye Kurulunun kurulduğu zaman yüklendiği misyonu yerine getirdiği söylenemez. Bu kurulun ihtiyaca göre geliştirilmesi ve bilimsel yöntemlerle çalışmasının önerilmesi beklenirdi. Eğer öğretmen eğitiminde öğretmeni öğretim programı hazırlama, uygulama ve değerlendirme becerileri ile donatabilmiş olsaydık, yani sertifika vererek öğretmen yapmayıp, her hangi bir üniversiteden mezun olanı öğretmen atamasaydık, eğitim bilimleri kadrolarında istihdam edilen akademisyenler eğitimde program geliştirmenin bilimsel temellerine vakıf olsaydı, öğretim programlarının yerelde ve okullarda yapılması savunulabilirdi.

"Müfredat reformuna ihtiyaç" başlığı altında programların 2012'ye kadar Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda hazırlandığı, ulusal değerleri geliştirmeye yönelik olduğu eleştirilmiş, nihayet 2012 programları ile "Andımız'ın okutulmasının kaldırılması, Milli Güvenlik dersinin kaldırılması, 19 Mayıs kutlamalarının okullardan kaldırılması" iyi örnekler olarak övülmüştür.  Program reformuna neden ihtiyaç duyulduğu, nereden parasal destek aldığı bilinen "bir ders kitabı inceleme araştırmasının" bulguları gerekçe gösterilerek savunulmuştur. Söz konusu araştırmada, kitaplarda "vatanım için ölürüm" ifadesi, insan hakları ihlali olarak değerlendirilmiş, kitaplar Kemalist ve aşırı milliyetçi bulunmuştur. 15 Temmuz darbe girişimini henüz yaşamış, terör saldırılarında ve terörle mücadelede her gün onlarca şehit veren bir ülkede eğitim programlarından vatanı, birliği, milli değerleri kaldırırsanız ülke parçalanır. Bu Sendika kimlerin değirmenine su taşımaktadır?"

EĞİTİM İŞ'İN RAPORUNUN TAMAMI İÇİN

EĞİTİM BİR SEN'İN RAPORUNDAN

Eğitim-Bir-Sen, çalışmayı neden yaptığını ve nelerden rahatsız olduklarını raporlarında şöyle özetledi:

Cumhuriyet elitleri, dini bağların güçlü olduğu ümmetçi bir toplumdan seküler bir Türk ulusu inşa etmeyi kendilerine hedef olarak tanımlanmıştır.

Türkiye'deki mevcut eğitim düzenlemelerinde, müfredatında ve ders kitaplarında toplumun temel değerleriyle tezat teşkil eden ifadeler yer almaktadır.

Türkiye eğitim sisteminin temel kurucu ilkesinin yeniden tasarlanması gerektiği belirtilmektedir.

Yeni Türkiye ve demokratikleşme vizyonu, öğretim programlarıyla bütünleştirilmesi istenmektedir.

Talim ve Terbiye Kurulu’nun yeniden yapılandırılması önerilmektedir. 

Din eğitiminin toplumsal talepler temelinde yeniden yapılandırılması vurgulanmaktadır.

Türkiye'de din ve ahlak eğitimi OECD ülkelerinde olduğu gibi (yanlış bilgi) birinci sınıftan itibaren verilmemesi hususu en dikkat çekici önerilerdendir.

EĞİTİM PORGRAMLARI NASIL HAZIRLANMALI?

Eğitim İş'in müfredattaki değişiklikleri tek tek analiz ettikten sonra hazırladığı raporun sonuç bölümü şöyle:

 

Program geliştirmede dağınıklığı, keyfiliği ve sığlığı gidermek için MEB merkez örgütünde bir “Program Geliştirme Dairesi” kurulmalıdır. Bu daire, alanında deneyimli akademisyenlerin ağırlıkta olduğu, bunların uygulayıcılarla (öğretmen, yönetici, müfettiş, uzman) birlikte çalıştıkları bir araştırma, geliştirme, izleme birimi olmalıdır. Kurul biçiminde, işbölümü ve eşgüdüm esasına göre çalışan bu birime üyeler belirli sürelerle seçilip atanmalıdır. Bu daire, bünyesinde yer alacak olan çevirmenlerle yabancı ülkelerdeki program çalışmalarını da izlemelidir.

Bütüncül, ortak ilkelere, hatta ortak biçimlere göre hazırlanmış, öğretmenin kolayca anlayıp uygulayabileceği program yaklaşımı benimsenmelidir. Programlarda yapılacak değişiklikler konusunda mutlaka ilgili yönetici, müfettiş, uzman ve öğretmenler hizmetiçi eğitime alınmalıdır. Çünkü, başta öğretmen olmak üzere uygulayıcının benimsemediği hiçbir program işe yaramamaktadır.

Tüm programlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri ile bilimsel bulgular, evrensel kültür değerleri, çocukların yaşı ve çok yönlü gelişim hedefleri göz önünde tutularak geliştirilmeli, onların ilgi ve yeteneklerine olabildiğince yanıt vermelidir. Özellikle genel kültüre, sanat ve beden eğitimine tüm eğitim kurumlarının programlarında yeterince yer verilmeli, çocukların çok yönlü gelişip kişilik kazanmalarına olanak sağlanmalıdır.

Eğitimimizin her kademesinde çocuk gelişimi dikkate alınmadan programlara sokuşturulan yığma bilgiler, doğal olarak öğrenilememekte, onları yeni öğrenmelere yönlendirmemektedir. Çocuklar haftalık memur mesaisinden bile ağır öğretim yükünden mutlaka kurtarılmalı, onların özgürce araştırma, deneme, bulma, yapma ve eserlerini sunmalarına olanak sağlanmalıdır.

1982 Anayasası “Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi”ni ilk ve ortaöğretimde zorunlu kılmış, onun dışındaki din eğitimi ve öğretimini kişilerin isteğine, küçüklerinse veli ya da vasilerinin tercihine bırakmıştır. (m.24) Ancak Anayasa hükmüne karşın uygulamada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri zorunlu din eğitimine dönüştürülmüştür. Bu da zorla inanç aşılama, belirli bir mezhebin hatta tarikatların inanç ve ibadet anlayışını herkese dayatma sonucunu doğurmuştur. Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşın Alevi yurttaşlara inançları dışında dayatmalar sürmektedir. Önerimiz şudur: Uzun erimde din eğitim ve öğretiminin isteğe bağlı bırakılması, şu anda ise, Din Kültürü ve Ahlak öğretiminin, Anayasa hükmü çerçevesinde bir “genel kültür” kazandırma dersi olarak verilmesi ve bu dersin notla değerlendirilmemesidir. 

EĞİTİM İŞ'İN RAPORUNUN TAMAMI İÇİN

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)