• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 15 °C

Eklemlenmeyenlerden misiniz?

Ender HELVACIOĞLU

AKP’nin bir stratejisi var. En basit ifadeyle: bir rejimi yıktı ve yeni bir rejim kuruyor.

Türkiye’de AKP önderliğinde bir karşı devrim yaşanmıştır ve şimdi bu karşı devrim kendi rejimini gündeme getirmektedir.

2015 yılının özellikle ikinci yarısı, AKP’nin “yeni rejim” için hazırlık yaptığı, güç biriktirdiği, mevzilerini tahkim ettiği, engelleri temizlemeye çalıştığı bir zaman kesiti oldu. AKP bu yeni rejimi kimseyle paylaşmak niyetinde olmadığını da ortaya koydu.

AKP’nin yeni rejimi otokratik niteliktedir; hakim ideolojisi Sünni-İslam’dır; yönetim biçimi başkanlık sistemidir.

Düzenin niteliğine ilişkin bir sorun yok. Emperyalist sisteme bağımlı bir kapitalizmin devamlılığı bu yeni rejim altında da -hatta koyulaştırılarak- sağlanacaktır.

***

Kürt hareketinin de bir stratejisi var. Bunu kısaca “özyönetim” biçiminde ifade ediyorlar.

Kürt hareketinin stratejisi, bir “Türkiye stratejisi” değildir, “Kürt stratejisi”dir. Bu, “Türkiyelileşme” sloganını en fazla dillendirdikleri ve bu yönde balon yaptıkları dönemde de böyleydi ve kendileri açısından doğaldır da. Doğal olmayan, Kürt stratejisinden bir Türkiye stratejisi çıkarabileceklerini sanan solcuların durumuydu.

Kürt hareketi “ayrılmayı” -şimdilik- hedeflemiyor. Kendi taleplerinin “özyönetim” kalkanı altında garanti atına alındığı bir rejim hedefliyor. Bu rejimin ülke çapındaki niteliği Kürt hareketini fazlaca ilgilendirmiyor. Sistemin niteliği de ilgi alanlarında değil.

***

Bu iki güç ve iki strateji bugün çatışıyor. Bu, birbirlerini yıkmak ve yok etmek hedefiyle yapılan bir çatışma değil. İki taraf da hem böyle bir hedefi gerçekçi bulmuyor hem de gerekli görmüyor.

Bu, önünde sonunda oluşacak olan “sentez”de (yeni rejimde, yeni rejimin “Kürtleri” ilgilendiren bölümünde) kimin renginin daha ağırlıklı olacağının belirlenmesi çatışmasıdır.

Yani bu iki strateji arasında bir “uzlaşmaz zıtlık” yok. Çatışmalar sonucunda oluşacak olan uzlaşma masasına kim ne kadar kozla oturacak. Mesele bu.

Tabii ki bu iki stratejinin de uluslararası ve bölgesel boyutları var ve bunlar zaman zaman belirleyici nitelikte. Ama yazımızın konusu bu değil.

***

Ülkede bu iki güç odağının dışında stratejisi olan başka bir politik güç bulunmuyor. CHP’nin ve MHP’nin kendilerine özgü bir stratejileri yok.

Yıllardır MHP’nin varlık koşulu olan “ilkel Türk milliyetçiliği” ve “güçlü devlet” anlayışı AKP tarafından başarıyla kapsandı; dolayısıyla MHP’nin bir gereği kalmadı.

CHP ise yapısı itibarıyla taş çatlasa “yeni rejimin muhalefeti” rolüne oynayabilir ama henüz yeni rejimin bir muhalefete ihtiyacı yok. Hele bir “majeste” belirginleşsin, sonra “majestelerinin muhalefeti” ihtiyacı doğabilir.

Kısacası MHP ve CHP -kendi basiretsizliklerinden çok toplumsal koşullar dolayısıyla- stratejisiz kalmışlardır, varlık nedenlerini yitirmişlerdir ve giderek etkisizleşiyorlar.

***

Peki, sosyalist solun bir stratejisi var mı? Yok! Fakat bu “yokluğun” nedeni, MHP ve CHP’de olduğu gibi “varlık koşullarının yitimi” değil.

Gündeme gelen “yeni rejim”e karşı, başka bir rejimi, hatta başka bir düzeni önerecek ve pratiğe sokacak bir politik odağa her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Bu ülkede hâlâ sınıflar var, emekçiler var, sömürü var, emperyalist hegemonya var, baskı ve zorbalık var. Dolayısıyla AKP’nin yeni rejimine karşı emekçilerin rejimini (ve sistemini) savunacak bir gücün varlığı için toplumsal koşullar mevcut. Böyle bir odağın oldukça geniş bir toplumsal ittifak potansiyeli de bulunuyor.

Sosyalist solun stratejisizliğinin nedeni tamamen kendi öznel durumundan kaynaklanıyor.

***

Bu olumsuz öznelliği tersine çevirmenin ilk adımı ülkede bugün yaşanan çatışmanın “gerici” niteliğini net olarak bilince çıkarmak ve yukarıda özetlediğimiz iki stratejiden herhangi birine eklemlenme pozisyonundan kurtulmak.

Çatışmanın yarattığı girdap dolayısıyla, bu ikili eklemlenme yolunda doludizgin gidenler olduğu gibi, bu eklemlenmelere tepki duyanlar da mevcut.

Olumlu bir gelişme olarak, daha önce gerek AKP gerekse Kürt hareketi stratejilerine şu veya bu ölçüde eklemlenme yoluna girmiş olanların bir bölümünün “bağımsız strateji”ye doğru yöneldikleri görülüyor. Çünkü çatışmanın gerici niteliği ve gerek ülke emekçileri gerekse sosyalistler açısından bir çıkışsızlığı temsil ettiği netleşiyor.

O halde yapılacak ilk iş, eklemlenenlerle eklemlenmeyenlerin (+eklemlenmekten kurtulanların) ayrışması ve ikincilerin “bağımsız bir strateji” hedefiyle bir araya gelmesidir. Pozisyon netliği bağımsız bir stratejinin ilk adımı olacaktır.

Bu “bir araya gelmenin” yöntemi ve araçlarının neler olabileceği, eğer bir araya gelme sağlanamazsa (böyle bir olasılık da var ne yazık ki, ama dünyanın sonu değil) neler yapılabileceği başka bir yazının konusu olsun.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)