• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 16 °C

Ekonomiyi AKP'nin batırdığını yandaş da itiraf etti

Ekonomiyi AKP'nin batırdığını yandaş da itiraf etti
"Ekonomide denizi nasıl bitirdik" diye soran Etyen Mahçupyan, 'Commerzbank'ın 'çöküyor' dediği Türkiye ekonomisini Saray'ın ve AKP'nin ideolojik takıntılarının çökerttiğini açıkça itiraf etti.

Türkiye ekonomisindeki çöküş artık resmi rakamlarda yapılan oynamalarla da saklanamaz duruma geldi. Büyüme rakamlarındaki gerileme, dolardaki artış ve son olarak dün Alman Commerzbank'ın açıkladığı 'Türkiye ekonomisi çöküyor' başlıklı raporu, AKP'nin ekonomiyi batırma noktasına getirdiğinin resmen ilanı oldu.

MAHÇUPYAN'DAN İTİRAF: HURAFELERLE EKONOMİ YÖNETİLİRSE...

Ahmet Davutoğlu'nun eski başdanışmanı ve KARAR Gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, bugünkü yazısında ekonominin nasıl 'bitirildiğini' yazdı. 2002'den sonra dünyadaki parasal genişlemeye dikkat çeken ve bu dönemde AKP'nin kamu maliyesi konusunda disiplinli davranarak bu sermayeden pay aldığını belirten Mahçupyan, sonrasında işlerin nasıl çığrından çıktığını açıklarken, Saray'daki ekonomi kurmaylarının nasıl yanlış kararlarla ekonomiyi çökme noktasına getirdiklerini anlattı.

İşte Mahçupyan'ın o yazısı:

Ekonomide denizi nasıl bitirdik

Siyasi performansı ideolojik kılıf içinde sunabiliriz ama ekonomide bunu yapmak zor. Çünkü tanımlanmış bir alanda, kuralları belli bir ‘oyunun’ parçasıyız. Sabit doğruların olmadığı, alternatif hamle bileşimleri arasında doğru tercihler yapmamızı gerektiren bir oyun… Ne gerçekliği göz ardı edebiliriz, ne de bilimin temel bulgularını. İrrasyonel bir yola girersek bastığımız zemin bir süre sonra balçıklaşır ve bizi kendisine çekmeye başlar.

AK Parti iktidarı altında Türkiye ekonomisi uzun ve başarılı bir dönemin ardından, bu yıl itibariyle gerilemenin eşiğine geldi. Bunu nasıl açıklayabiliriz? 2002 yılında Türkiye’nin gelişmesinin önünde iki temel mesele vardı: Yetersiz tasarruflar ve kötü devlet bütçesi yönetimi. AK Parti ikinci konuya el atarak radikal çözümler üretti. Faiz ödemeleri hızla aşağı inerken, kamunun elinde yatırılabilir sermaye birikti. Böylece altyapıya yönelik bir hamle başlarken tasarruf sorunu da kısmen aşıldı. Sonuç yerel kalkınma, tarımdan sanayiye istihdam akışı ve iki misline çıkan orta sınıftı. Dünya koşullarının da elvermesiyle Türkiye yabancı sermaye için de cazip hale geldi. Sadece büyüyen pazarı ve coğrafi hinterlandı nedeniyle değil. Toplumda ve iş hayatında yükselen standartlar ve AB kriterleri sayesinde yerleşmekte olan hukuk zemini nedeniyle…

***

Başta Merkez Bankası olmak üzere kamu otoritesinin saygınlığı vardı. Sermayedarlar ve yatırımcılar ekonomik rasyonaliteye sahip çıkıldığından ve her durumda gereğinin yapılacağından emindiler. Kamunun yaptığı hamleler piyasada karşılık buluyor, örneğin enflasyonda düşüş sinyalleri ve buna bağlı faiz indirimleri zaten yatırım hevesi taşıyan iş dünyasını daha da hareketlendiriyordu.

Bu arada birçok kişi yaklaşan dönemin ihtiyaçlarına işaret etmeye başlamıştı bile. İyi bütçe yönetiminin yıldan yıla marjinal ek faydası düşüyor ve tasarruflar bu ek faydayı artıracak yatırımlara yönelmiyordu. Faiz ödemeleri yüzde 15’e indikten sonra o cenahta kazanılacak pay kalmazken, sadece altyapı ve inşaat sektörüne harcanan toplumsal birikimler ekonominin giderek sıkışmasına, devlete bağımlı bir kısır döngü içine girilmesine neden oldu.    

***

Kısacası 2012-15 aralığında deniz bitmekteydi ve çare yapısal reformlardı... Yeni bir ekonomik sıçrama için dünya sermayesini ve teknolojisini çekecek hukuksal dönüşümün gerçekleşmesi, ihale, iflas, vergi, istihdam alanlarında rantçı kabuğun atılması, rasyonel yönetimin kurumsal ayaklarının dengeli ve güven verici bir biçimde yeniden inşası gerekiyordu.

YAPISAL REFORMALARI YAPMAK İSTEMEDİ

‘AK Parti bunu istemedi’ demek durumundayız… Özerk karar mekanizmalarının zedelendiği bir sürece girildi. Ekonomi alanı birtakım ideolojik hurafelere teslim edilirken faiz takıntısı gerçeklerden kopuk bir iddialaşmaya dönüştü. Paraya aç hale gelen ve her yıl genişleyen kamu giderek piyasa fonlarına el koymaya başladı. Devlet insan unsuruna yatırım konusunda akılcı ve uzun vadeli bir perspektif geliştiremediği gibi, eğitimi ideolojikleştiren bir tutuma yöneldi. Sanayide ise sabit sermaye geriler, özel sektör belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalırken, döviz kurları elden kaçtıkça iflaslar başladı… Üstelik enerji fiyatının yarıya indiği bir dönemde…

EKONOMİ SİYASETE BENZEMİYOR

İktidar bu tabloya hala doğru teşhis koyamıyor gibi görünüyor. Nitekim bu yönde her açıklama ayağımıza bulaşmış olan balçığın daha da katmerleşmesine neden oluyor. Ekonomi siyasete benzemiyor… Yanlışın cezası anında kesiliyor. 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)