• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 10 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 15 °C

Eleştirmeyen ‘eleştirmen’ler ve leşlere övgü

Eleştirmeyen ‘eleştirmen’ler ve leşlere övgü
"İnsanların ruhunu öldürüyorlar anne; işte asıl cinayet bu. Halkın ruhunu kurutuyorlar ve hiç bir şey anlamaz hale getiriyorlar."

Ahmet Altan kadın ruhundan anlayan yazar da Perihan Mağden boş durur mu; eleştirmen, imajı yapıştırır! Perihan Mağden de ‘sivri dilli’dir. Elif Şafak’la ilgili yazacaksanız ‘öteki’ sözcüğü geçmeyen bir yazı yazılması, ‘Hristiyan bir ateist’ kadar imkânsızdır. Barack Obama, George Bush ya da Bill Gates’i bile anlatsa hep ‘öteki’ni anlatmaktadır; bir de ‘bir yanı hep göçebe’dir!

Taylan Kara

"İnsanların ruhunu öldürüyorlar anne; işte asıl cinayet bu. Halkın ruhunu kurutuyorlar ve hiç bir şey anlamaz hale getiriyorlar."

Ana, Maksim Gorki

Piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasında sürecin en önemli ayaklarından birisini de “eleştirmeyen eleştirmenler” oluşturur. Eleştirmeyen eleştirmenlerin hakkında yazı yazdığı kitaplar mutlaka çok satanlardır. Bu rolün bir takım “sorumlulukları” vardır. Bulunduğunuz konum piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasının göbeği ise, hakkında yazdıklarınız Vasat Edebiyatı 101 sınıfına giriyor olsa dahi o metin hakkında olumsuz bir tek sözcük yazamazsınız. Çünkü yazsanız zaten orada bulunamazdınız. İşte bu nedenle bu “eleştirmeme yazısı” içinde tek bir satır çözümleme yoktur.

 “Eleştirmeyen eleştirmenler”deki bu istemli körlük fazla zaman geçmeksizin nesnel körlüğe dönüşür. Masaya zürafa derseniz bir süre sonra masa ile zürafayı gerçekten ayırt edemez hale gelirsiniz; bu körlüğün en son noktası ise bu ayırt edememeyi umursamamaktır. Yazılanlardan kolaylıkla anlaşılıyor ki bu anlamda “kariyerinin zirvesinde”, piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasında yaşanabilecek bir evrimin son aşamasında olan çok sayıda “eleştirmeyen” mevcuttur!

Ey okur,

Star sisteminin yazarlarının yazdığı kitaplarla ilgili olarak piyasadaki kitap eklerinde ya da kültür sanat sayfalarında bir tane olumsuz eleştiri gördünüz mü?

Hadi olumsuz eleştiriyi beklemeyelim, kıyısından köşesinden tutabileceğiniz bir eleştiri yazısı okudunuz mu?

Ölçüsüz güzelleme, içi doldurulmamış övgü veya suya tirit tanıtım yazıları hariç bir tane dişe dokunur eleştiri yazısı çıkmış mıdır? Bunlar star yazarlar oldukları için daima mükemmel kitaplar mı yazmaktadırlar sizce? Yaşlı başlı eleştirmenler, maaşlı edebiyatçılar oturup bu kitapları sattırabilmek, okura ”kakalamak” için hiç inanmadıkları gülünç metinler kaleme alır.

KADIN RUHUNDAN EN ÇOK ANLAYAN YAZAR

Elif Şafak’ın kitaplarında hiçbir kusur yoktur. Ahmet Altan ne zaman kitap çıkarsa on yıllar önce yazılmış ve yüzlerce kez yayımlanan o aynı yazıyı tekrar önümüze koyarlar: “kadın ruhundan en çok anlayan yazar”, “tarihe yeni bir bakış”la “yakın tarihimizi bize anlatan sarsıcı bir roman” yazmış, yine “tabuları yıkmış”tır. Romanın içeriğine göre bu klişelerden birkaçı alınır ve kokteyl yapılır. Ahmet Altan “Antarktika’daki bambu ağaçları” ya da “Uruguay Merkez Bankası’ndaki mavi kedi”yle ilgili bir roman yazsa dahi kitaplarının tanıtım yazılarında bu klişelerin geçmediği bir yazı bulamazsınız. “Bambu ağacı dişidir”, “mavi kedi İttihatçıdır” ya da “Uruguay’ın tarihi tabuları”nı bir bir devirmektedir.

A. Altan kadın ruhundan anlayan yazar da P.Mağden durur mu, eleştirmeyen eleştirmen imajı yapıştırır! P. Mağden de “sivri dilli”dir. E.Şafak’la ilgili yazacaksanız “öteki” sözcüğü geçmeyen bir yazı yazılması, “Hristiyan bir ateist” kadar imkânsızdır. Barack Obama, G.Bush ya da Bill Gates’i bile anlatsa hep “öteki”ni anlatmaktadır; bir de “bir yanı hep göçebe”dir!

Örneğin Ahmet Altan’ın "Son Oyun" adlı kitabı gibi 5. sınıf bir metinde “roman” görebilmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu örnekte bu rolü Prof. Dr. Onur Bilge Kula üstlenmiştir. Roman demek için gereken en alt düzeyde ölçütleri bile karşılamayan bu gibi metinlerde roman demeye bin şahit istendiğinde “ilk şahit” Prof. Dr. Onur Bilge Kula’dır. Prof. Dr. O.B. Kula, “Son Oyun” adlı metnin son derece başarısız bir roman olduğunu anlayacak yetilerden yoksun mudur? Akademik kariyeri, aldığı eğitim, profesör doktor titri, böylesine basit bir yargıya ulaşması için yetersiz midir? Burada yine “aptallaştıranlar ilk önce aptallaşır” yasası mı işlemektedir? Bu “eleştirmeme” yazılarından çıkardığım kişisel görüşüm şudur ki, Prof. Dr. O.B.Kula, bu yazdıklarına kendisi bile inanmamaktadır. Prof. Dr. O.B.Kula, karşısında kötü bir metin olduğunun farkındadır ancak “nasıl iyi bir şeyler söyleyebilirim”in çabası, daha doğrusu sıkıntısı içindedir. Bir tanıtım yazısı için bile son derece gülünç olan bu cümleler, hangi itkilerle yazılabilir? 408 sayfalık bu metinle ilgili yazısında O.B.Kula suya sabuna dokunmamak için çok zahmet çekmiştir. Bu metin roman varsayıldığı için baş kişisine mecburen “kahraman” adı verilmekte… Son Oyun adlı “roman”da roman karakterleri değil A.Altan’ın kuklaları vardır. Zühal de Son Oyun’un “başkukla”larından birisidir. Kitabın başkuklası Zuhal, durduk yere, hiçbir neden yokken karakterinde (yine karakter dedim!) bu yönde hiçbir işaret yokken sevgilisi olan diğer başkuklaya “sat beni” der. O.B.Kula gibi edebiyat kariyeri olan birisi için bu “roman kırımı”nı fark etmemek elbette mümkün değildir. Ama bu tür falsoları dile getirmesi mümkün değildir. Ancak onun görevi çok satar bir kitabı “çok çok satar” yapmaktır. Şıracıların romanlarına “bozacılık” işi kolay bir iş değildir. Roman demeye bin şahit gereken metinlere şahitlik yapmak da diyebiliriz. O.B.Kula, böylesi bir gülünçlüğü “Zühal’in açıksözlülüğü” olarak ele alır. Yıllarca romanın asgari koşullarını katleden metinlerin, sırf içinde iki tane erotik sahne, argo sözcük ya da aykırı cinsellik var diye “X, yine tabuları devirdi” diye sunulduğu okur için bu durum, yeni bir şey değildir. Aykırı bir cinsellik ya da toplumdaki bir tabuyu ele alıyorsanız roman kurallarına özgürce tecavüz edebilirsiniz. O.B.Kula, karşısındaki okurun “uyku mahmurluğu”na mı güvenmektedir?

MAKALE YAZAN BİLGİSAYARLAR

Küfür romanlarının 2000’li yıllara bıraktığı miras budur. Romanda, “roman” arayanları ise “vay bağnazlar”, “sanatta ayıp olmaz” diye saman adamlar yaratarak susturmak, bu gelenek için milli bir spordur. “Roman olmayan romanlar”, bu “tabu devirme” örtüsünün altında tabu haline getirilmiştir. Edebiyat piyasası/piyasa edebiyatında “roman olmayan romanlar”, tartışmaya kapalı birer put metinlerdir; dokunduğunuz anda bütün alarmlar çalar.

Sosyal bilimler alanında 3-5 anahtar sözcük girdiğinizde size 1500 sözcük uzunluğunda hazır makaleler veren bilgisayar programları vardır. Şaka değil, ciddi ciddi bu yapılmıştır. Otomatik makale yazma programıdır bu. Sanki edebiyat eleştirisinde de bu keşfedilmiş gibidir.

Bizler çeşitli romanlar okuduğumuzu zannediyoruz; oysa çoğumuz aslında tek ve aynı romanı okuyoruz; ismi, yazarı, sayfa sayısı farklı olsa da aynı romanı tekrar tekrar okuyoruz. Bizler kitap eleştirisi okuduğumuzu zannediyoruz. Çoğu kitap ekinde çıkan yazıların büyük bir kısmı matbu yazıların isimleri değiştirilmiş halidir. Böyle yazılardan o kadar çok vardır ki, kitap ve yazarın adını çıkarsanız bu yazının hangi kitap için yazıldığını bile anlayamayabilirsiniz. Kitap ve yazar adlarını değiştirirseniz çoğu birbirinin tıpatıp aynıdır.

12 Eylül 1980’de Kenan Evren tarafından yazılmış tek bir yazının binlerce klonundan birisidir bu yazı da. Edebiyat Piyasası/piyasa edebiyatının kitap eklerinde her sayıda, yazar ve kitap adları değiştirilerek 15-20 tanesi yıllardır basılır durur.

Klişe laflar vardır:

-Yazarın çağına tanıklığı…

-Katmanlı dil…

-Yazarın kendi içine yaptığı yolculuk…

Piyasa edebiyatı-edebiyat piyasasının kültür sanat sayfalarına ve Kitap eklerine baktığımda zaman zaman şu hisse kapılırım: “acaba bu yazıları bir bilgisayar programı mı yazdı?”

PROF. DR. ONUR BİLGE KULA DİYE BİRİ VAR MI?

Sadece bu metne bakarak konuşursak belki de Prof. Dr. O.B.Kula diye birisi yoktur. Belki de Cumhuriyet Kitapeki’nde iki tam sayfa çıkan ve kapaktan verilen bu yazıyı bir bilgisayar programı otomatik olarak yazmıştır. Son Oyun bir romansa, Prof. Dr. O. B. Kula’nın bu “eleştirmeme” yazısı bir eleştiri yazısıysa, bir masa Jupiter, fil ise aslında zürafadır.

Ekmek parası mıdır? Görev duygusu mudur? Çoluğun çocuğun rızkı mıdır? Bilemiyorum, elimde yorum yapacak bir veri yok. Ama ortada okur ve toplum için büyük bir entelektüel suç, bir “bilinç zorbalığı” vardır.

Bir eleştirmen kitap eleştirir. “Çok satması” için yazılmış kitapların “daha çok satılması” için çalışmaz. Böyle yazılara “eleştiri” değil “satış bülteni”, bunları yazanlara “eleştirmen” değil “pazarlama mümessili” denir.

Er ya da geç, birgün bu toplum da eleştiri yazısı ile satış bültenini, eleştirmen ile pazarlama mümessilini ayırt edebilecektir. “Eleştirmeyen eleştirmenler” o gün bütün bunlardan, bu yazdıklarından dolayı utanç duyacaklardır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)