• BIST 89.940
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,6228
  • Euro 3,9026
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 21 °C

Emperyalizm varsa IŞİD de var!

Ender HELVACIOĞLU

Çağımızda artık hem kapitalizm, hem de aydınlanma olmaz.

Hem emperyalist sömürü, hem de ilericilik, modernleşme, çağdaşlaşma olmaz.

Hem emperyalist müdahale, hem de özgürlük, demokrasi, huzur, güvenlik olmaz.

Çağımızın en temel gerçeği ve çözüm bekleyen çelişkisidir bu.

Bunu bizim gibi ülkeler zaten on yıllardır biliyor ve yaşıyorlardı; bugün modern, çağdaş, güvenli dünya da yaşıyor ve giderek kavrayacak.

***

Kapitalist Batı Uygarlığının temelinde yatan Modernizm, Bilimsel Devrim ve Aydınlanmanın çıkış noktası şuydu: Doğadaki süreçler, herhangi bir doğaüstü ve fizikötesi gücün tasarrufları sonucunda oluşmamıştır, doğa yasalarına tabidir ve insanoğlu aklıyla bu yasaları kavrayabilir. Kısacası aydınlanma, insanın kendi kaderini kendi ellerine alma mücadelesindeki en önemli kilometre taşlarından ve bilimsel düşüncenin binlerce yıllık dinsel düşünceye karşı en büyük zaferlerinden biriydi.

Batılı toplumlar, burjuvazileri önderliğinde “aydınlandılar”. Feodal düzeni, aristokrasiyi, dinsel düşünceyi, “Tanrı egemenliği”ni, kendi ortaçağlarını burjuvazileri önderliğindeki devrimlerle yıktılar ve aştılar. 500 yıllık bu pratik, insanlığın düşünsel hazinesine büyük bir katkı yaptı ve gözbebeği gibi korunması gereken bir miras bıraktı.

Sağ olun, var olun… Ama bu madalyonun bir yüzüdür.

Madalyonun diğer yüzünde ise, “burjuva önderliği”nin getirdiği sınırlılıklar bulunur. Burjuvazinin temsil ettiği sistem (kapitalizm) başından itibaren; 1) Sermayenin emek üzerindeki egemenliğine ve sömürüsüne, 2) Kapitalist-emperyalist ezen ülkelerin, dünyanın dörtte üçünü kapsayan ezilen ülkeler üzerindeki yıkım ve talanına, tahakkümüne, sömürüsüne dayanır.

Dolayısıyla burjuva aydınlanması, burjuva laikliği, burjuva insan hakları ve özgürlüğü, toplumun egemen, yönetici, elit kesimleriyle sınırlıdır. Emekçi sınıflara ve ezilen halklara gelindiğinde ise burjuva aydınlanması, gericiliğe, ortaçağ karanlığına, dinciliğe, despotizme, yıkıma, talana, köleliğe ve sömürüye dönüşür.

500 yıllık bir gerçektir bu.

Amerika’nın “kâşifi” Kristof Kolomb’un 500. ölüm yıldönümünde (2006), Avrupa’da Kolomb kutlamaları yapılırken, Venezüella’da yüz binler “Kahrolsun Kolomb!” diye haykırmıştı.

Demek ki 500 yıldır halledilememiş bir sorun var. Kolomb’un ardından bütün bir insanlık olarak “iyi bilirdik” diyemiyoruz hâlâ. Kolomb’un cenazesini kaldıramadık henüz!

***

İnsanlık bu yaman çelişkiyi sosyalizmle aşmayı denedi.

Ünlü Fransız aydınlanma düşünürü Rousseau, örneğin Voltaire’den farklı olarak, bir şeylerin tam yerine oturmadığını fark etmişti. Durumu bir “toplum sözleşmesi” ile kurtaracağını sandı; ama olmadı. Kalıcı sözleşme eşitler arasında olur.

Büyük Fransız Devriminin sol kanadının temsilcisi Babeuf, “yoksulların zenginlere karşı savaşı” kavramını ortaya attı; bedelini boynunu giyotine kaptırarak ödedi.

Ütopik sosyalistler emek-sermaye çelişkisini fark etmişlerdi. Bu sorunu “burjuvaziyi ikna ederek” çözebileceklerini sandılar; olmadı…

Sonunda Marx, insanlığın bu büyük çelişkisinin ancak kapitalizmin tarihe gömülmesiyle çözülebileceğini, yeni ve daha köklü bir modernite atılımının emekçi sınıflar öncülüğünde kurulacak sosyalizmle gelebileceğini savladı ve bunun bütüncül bir kuramını oluşturdu. 20. yüzyılda yüz milyonlarca emekçi bu kuramın pratiğini uyguladı ve ilk sosyalist devletler oluştu.

Emperyalistler -dedelerinin kendi ülkelerinde yıktığı- ortaçağ gericiliğiyle birleşerek sosyalizmi boğmaya çalıştılar ve “başarılı” da oldular.

Yeşil Kuşak projeleriyle, anti-komünist ilkel milliyetçilikle, kontrgerillayla, Gladyo’larla şeriatçılıkla, Taliban’larla, El-Kaide’lerle, IŞİD’lerle, ortaçağdan kalma her türlü yılan ve çıyanı hortlatarak sosyalizmi ve anti-emperyalizmi yıkmaya çalıştılar.

Nasıl da havalıydılar! Devrimler çağı bitmişti, sınıf mücadelesi sona ermiş, kimlikler öne çıkmıştı… Emek-sermaye çelişkisinin sermaye lehine çözüldüğünü ilan ettiler; “tarihin sonu”nu müjdeleyen şarlatanlar bile ortaya çıktı. Çok değil, 20 küsur sene önce…

Hey gidinin neo-liberal ütopyası! Emeği (yani anasını) yok etmeye çalışan, kârı için anasını bile satan ipini koparmış küresel sermaye temsilcileri! Alın size tarihin sonu!

***

Tarih, bu temel çelişkiyi bir tokat gibi bütün dünya toplumlarının yüzüne çarpıyor.

Emperyalist-kapitalist tahakküm ve sömürü devam ederse, aydınlanma ve sosyalizm boğulursa, ortaçağ gericiliği ve dinci şiddet fışkırır. Post-modernizm, en kabasından pre-modernizmdir.

Sadece Ankara’da, Kabil’de, Bağdat’ta ve Şam’da değil, artık New York’ta, Londra’da, Berlin’de, Paris’te de fışkırır.

Alın size küreselleşme! Vahşetin ve terörün küreselleşmesi!

İnsanlık ancak emperyalist küresel sermayeyi tarihin çöplüğüne göndererek, -bu kez emekçilerin önderliğinde- yeni bir modernite atılımıyla, Emekçi Aydınlanması ve Sosyalist Modernite hedefi ve pratiğiyle bu vahşetin üstesinden gelebilir.

***

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Paris katliamından sonra, “Suriye’ye müdahalemiz şiddetlenerek devam edecek” diye buyurmuş. Kahraman müsveddesine bak sen! Bu laf olsa olsa “daha fazla Fransız ölecek!” anlamına gelir.

Ey, Antalya’nın lüks otellerinde toplanmış G-20 mensupları! Ey “dünya liderleri”! Ey insanlığın ve emeğin tepesine çökmüş, artık bir kabuk haline gelmiş küresel sermayenin pop yıldızları!

IŞİD’leri siz yarattınız ve dünyanın başına bela ettiniz; şimdi hiç ağlamayın…

Sizler bu vahşetin Frankenstein’ısınız!

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.