• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 25 °C

Ensar ve Ahtapot Rejimi

Deniz YILDIRIM

Karaman’da yaşanan ve çocukları hedef alan taciz-tecavüz skandalı sonrasında siyasi gündemin ana maddeleri arasına Ensar Vakfı girdi. İktidar ve yandaşları bu olay üzerinden Ensar Vakfı’nın toptan zan altında bırakılamayacağını, muhalefet ise bu olayın münferit olmadığını, vakıfla bağlantılı genel devlet siyasetinin yönlendirmesiyle ilişkili olduğunu ifade ediyor. Tartışma bu içerikle ilerlese de, giderek biçim içeriği esir alıyor. Gerçek anlamda İslamcılaşma karşıtı, kamusal ve laik eğitim-barınma hakkı talepleri etrafında toplumun çok geniş kesimlerini bir araya getirebilecek bir sorun, “altına yatma”, “sapık” gibi sözlerin esiri olmuş bir atışma ortamına feda ediliyor. Açacağım. Ama önce Ensar meselesine nasıl bakmalı?

Ensar Nedir?

Birkaç düzlemde ele alalım. Ensar nedir? Ensar bir tarikatlar koalisyonudur. Hedefi AKP Rejimi ile uyumludur; daha doğrusu AKP Rejimi’nin kamu kaynaklarıyla, devlet imkanlarıyla yürüttüğü İslamcılaştırma, “dindar nesil” projesinin “sivil” alandaki yürütücüsü, tamamlayıcısıdır. Büyümesi, büyütülmesi, önünün açılması, tüm devlet imkanlarının bu uğurda seferber edilmesi bu hedefle ilişkili. Birinci nokta bu.

İkinci nokta: Ensar ve benzeri yapılar bugün Anadolu’da ilkokuldan üniversiteye kadar çocukluk ve gençlik içinde dincileşme örgütlenmesini “barınma” meselesi üzerinden ilerletmektedir. Yoksullaştırılan, çocukları için kamusal eğitim ve barınma imkanlarından yoksun olan ailelerin girdabına zorla sürüklendikleri bir sonuçtur bu yapılar. Bu nedenle mesele aynı zamanda devletin yeterli sayıda yurt yapmaması, yasak olan ilk ve ortaokul yurtlarını-evlerini denetlememesi ve bu anlamda piyasalaşmış barınma ilişkilerini dinci yapıların, vakıfların eline görev bölüşümü eşliğinde bile bile teslim etmesidir karşımızdaki durum. Bu açıdan da siyasidir. Ve hep söylediğimiz üzere, İslamcı gündem ile piyasacılık yine birbirini tamamlamaktadır. Bu nedenle piyasacı bir laiklik ufkuna sahip olmamız imkansız. Laiklik, halkçı-kamucu bir ekonomi programı ile bütünlüklü inşa edilebilecek bir gündem olarak kendisini her vesileyle hatırlatmaktadır.

Üçüncü düzleme bakalım. Ensar yeni değil; ancak bu denli serpilip gelişmesi son birkaç yılın ürünü. Ensar, Türgev gibi yapıların eğitim-barınma alanında devlet destekli dincileşme gündeminin ana aktörleri haline gelişleri özel olarak 17-25 Aralık operasyonlarının sonrasına rastlıyor. Özellikle bu alanda uzun yıllar örgütlenen, Işık Evleri etrafında eğitim-barınma merkezli genişleme stratejisi yürüten Gülenciler’le iktidarın arasının açılmasının ve bu grubun toplumsal alanda sahip olduğu eğitim, dershane, yurt ve ev gibi örgütlenme sahalarından tasfiye edilmesinin doğurduğu boşluk, Ensar, İlim Yayma Cemiyeti, TÜRGEV ve benzeri sivil görünümlü devlet örgütlenmelerinin önünün açılmasının koşullarını yarattı. Bu vakıf ve dernekler, sivil görünümlü yeni rejim örgütlenmeleri İslamcılaşma gündemini “sivil toplum” alanında yürütecek, ilerletecek; bir yandan yeni rejime ve onun gündemine sürekli meşruluk üretirken, diğer yandan da Gülen Cemaati’nin bu alandaki etkinliğini kırarak onu ikame edecekti. Bu anlamda 17-25 Aralık sonrasında bu yapılar AKP’nin acil ihtiyaçları doğrultusunda tamamen denetimsiz şekilde, sahip oldukları gücün ötesinde bir siyasal-toplumsal manevra/örgütlenme alanı kazandı.

Dördüncü noktaya gelelim: Uzun süredir yazılarda ifade ettiğimiz bir gerçek var. AKP aynı anda hem siyasal alanı kendisinde tekelleştiren diktatöryal bir rejim inşa eden; hem de toplumsal alanda bu gündemi İslamcılaşma gündemiyle tamamlayan bir “ahtapot rejimi” kuruyor, kurdu. Bu anlamda siyasal alanla sivil toplum alanı iyiden iyiye kaynaştı. Karşımızda Gramsci’nin “siyasal toplum + sivil toplum: bütüncül devlet” formülünde ifade ettiği şekilde anlaşılabilecek bir ahtapot bütünselliği var. Dolayısıyla Ensar ve benzeri yapılar aynı zamanda yerel iktidar odakları/kadroları haline de dönüşmüş durumda. Anadolu’da herhangi bir ilçenin Ensar ya da İlim Yayma Cemiyeti sitesini, haberlerini tarayın; yönetim kurulu üyelerini araştırın. Göreceğiniz gerçek şudur: vakfın yöneticilerinin çoğu büyük oranda öğretmendir veya ilçe milli eğitim müdürlüğünde etkin bir idareci konumundadır ya da son okul müdürleri tasfiyeleri sonrasında ilçelerdeki okul müdürlerinin çoğu bu vakıf yöneticileri arasından atanmıştır.

Etkinliklerinin neredeyse tamamı kaymakamlık, belediye, ilçe milli eğitim müdürlüğü, halk eğitim ya da müftülük; yani devlet desteklidir. Bu anlamda karşımızda “sivil toplum”a dair bir mesele yok. Devletle sivil toplum alanını kaynaştıran, AKP Rejimi’nin ihtiyaçları doğrultusunda toplumu örgütleyen ve İslamcılaşma gündemi etrafında yerel bir iktidar ağının adına dönüşen ve bu dönüşüme katkı verdiği oranda da kolları büyüyen bir ahtapot var. Bugün AKP’siz Ensar’ı anlamak da, Ensar’sız AKP’nin toplumsal sahadaki gücünü kavramak da mümkün değil. AKP bu tarikatlar koalisyonunun önünü açmakta, imkanlarını genişletmekte, kamusallığın altını boşaltarak emekçi, yoksul halk çocuklarını bu yapılara doğru itmekte; bu yapılar da İslamcılaşma gündemi eşliğinde örgütledikleri bu alanda yeni rejime meşruluk ve kadro üretmekte. Bu ikili yapı anlaşılmadan yürütülecek her tartışma, ne yazık ki karşı karşıya olduğumuz meseleyi basitleştirmeye, sıradanlaştırmaya ve biçimin içeriği esir almasına yol açar. Şu an olduğu gibi.

Programlı Çıkış

Kuşkusuz ki şu ana kadar ortaya çıkan tepkiler önemlidir. Bu vakfa sponsor olan bir GSM operatörüne karşı gelişen sosyal duyarlılığın, yurttaşların yeri geldiğinde “tüketimden gelen gücü” kullanarak etkili bir inisiyatif örgütleyebileceklerine dair önemli işaret-moral verdiği de açık. Muhalefetin bu meseleyi gündeme getirmesi, gündemden düşürmemesi de önemlidir. Nitekim bu rejimi bütünleyen, onun gündemini sosyal alanda yerleştiren bu yapıların tartışma konusu olması iktidar çevrelerinde önemli bir panik ve savunma refleksi de yaratmış durumda. Savunmadalar, çünkü meselenin taciz olayı üzerinden genel olarak Ensar ve kamusal-laik eğitim/barınma hakkı tartışmasına doğru kaymasından endişeliler. Savunmadalar, çünkü uzun süredir bu topluma dayattıkları din ve ahlak özdeşliği algısı sarsılıyor. Ahlakın ancak din ile mümkün olduğu, seküler bir ahlak ve yaşam tarzının imkansızlığı mesajları üzerinden kurulan İslamcı hegemonya dili ağır sarsıntı yaşıyor bu gündemle. Bu nedenle savundukları ya da bir an önce gündemden düşmesini arzuladıkları şey Karaman’da yaşanan vaka değil; İslamcı siyasal-sosyal gündemin devlet destekli dayanaklarına doğru genişleyebilecek bir tartışmaya/gündeme karşı baraj kuruyorlar. Bunu gören bir muhalefet stratejisi şart.

AKP’nin bugüne kadarki siyasal hamlelerini iki eksende ele alabiliriz: Savunma ve saldırı. AKP toplumsal-siyasal muhalefet güçlerine saldırı koşullarındaysa yapılacak olan önce muhalefet güçleri arasındaki birliği çelikleştirecek bir strateji ve dil geliştirmek olmalı. AKP, hegemonyasının sarsıldığını, tartışmaya açıldığını düşündüğünde ise bilin ki savunmadadır ve paniktedir, hataya en yatkın olduğu dönemdedir. Böyle dönemlerde yapılması gerekense, muhalefet cephesini değil, karşı cepheyi öncelikli hale getiren, orada sarsılan bağları daha da zayıflatacak genişletici bir strateji belirlemektir. En son yapılması gerekense, AKP’nin savunmada olduğu dönemlerde, yani tabanı tutmakta zorlandığı, açıklamakta zorlandığı meselelerde tartışmayı yeniden kültürel bir kamplaşma düzeyine taşımak ve kültürel kamplaşma üzerinden oluşan iklimde tabanını yeniden kendi etrafında kemikleştirmesini sağlamak olur. Bu nedenle CHP’nin Ensar tutumu doğru olsa da, kullanılan dilin içeriğin önüne geçmesinden en çok kimlerin yarar sağladığı da iyi görülmeli. Tartışma “altına yatma, sapık” düzleminden derhal çıkarılmalı, politikleştirilmelidir. Erkek egemen bir İslamcı saldırı gündeminin doğrudan İslamcı bir kadın üzerinden tartışmaya açıldığı izlenimi, AKP’nin kültürel kutuplaşma zemininde meseleyi yeniden kurmasına imkan verir, veriyor.

İkinci nokta ise daha önemli: Ensar meselesini bu taciz-tecavüz vahşeti gündeminin ötesine taşıyarak toplumla buluşturmak gerekiyor. Yani “Ensar’ı bağlar, bağlamaz” gündemi dipsiz kuyu. Ama devletin yasak olan bu evlere göz yumması, bu alanlardan çekilip çocukları teslim etmesi, piyasaya bırakılmış barınma dayatmasında yoksulluğun İslamcı gündeme mahkum bırakılması, bu vakıfların AKP’nin gündemiyle, yerel iktidar ve bürokratik kadrolarla iç içe geçmesi; yani topyekün piyasalaşma ve İslamcılaşma gündemi ortada. Tartışma buraya doğru genişletilebilir ve kültürel kamplaşmaya/yarıklara can verecek zeminden rahatlıkla uzaklaştırılabilir mesafede. Öncelik kamusallıkla laiklik gündemini halkın acil sorunlarına dokunacak bir program eşliğinde yerleştirmek, politikleştirmektir.

Bu mesele bireysel değil, toplumsal ve siyasal bir çıkış gerektiriyor. Karşı tarafın savunmada olduğu, paniklediği; yüzbinlerce ailenin çocuklarını teslim ettiği bu yapılarla ilgili soru işaretlerinin/duyarlılığın dindar-laik ayrımının ötesinde bir boyut kazandığı koşullar mevcut. Bu açıdan piyasacı-İslamcı gündeme karşı kamusal barınma hakkı ve laik-bilimsel eğitim gündemi etrafında toplumun en geniş kesimlerini örgütleyebilecek bir programlı çıkış imkanı örmek, buna uygun bir öncü güce dönüşmek mümkün; koşulları var.

Unutulmasın: Türkiye’nin hiçbir sorunu bireysel değil; bu nedenle de sadece bireysel çıkışlara, bireyler arası söz dalaşlarına değil; programlı çıkışlara ihtiyaç var. Programlı çıkış ise belli: ülkenin en geniş kesimlerini halkçı, laik, demokratik bir cumhuriyet hedefi etrafında toplamak. Bunun dışındaki her çözüm, savunmadaki AKP’yi yeniden saldırı zeminine çeker.

Not: Bir süre, tamamlamam gereken kitap çalışmaları nedeniyle uzak kaldım haftalık yazılardan. Kitaplar tamamlandı ve geri döndüm; yakında kitapları da duyururum. 

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)