• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 19 °C

Erdoğan Amerika'dan 'Hayal' satın alarak döndü

Torun Ahmet TÜRKMEN

Cumhurbaşkanı Erdoğan aylardır hazırlanarak, büyük umutlarla gittiği  Amerika'dan hüsranla döndü. Tek elde ettiği 'RAKKA operasyonundan sonra 'sizin taleplerinizle ilgileneceğiz' şeklinde tanımlayacağımız "Hayal" satın alarak döndü.

Oysa dış politika kazanma ya da kaybetme üzerine somutlanır. Tüm dünyada genelgeçer olan bu kuralın Türkiye içinde geçerli olması beklenir.  Ama öyle olmadığı aşikar.       

Altı yıldan fazla Ortadoğu ve Suriye politikasının geldiği süreç Türkiye'nin dış politikasının tam bir hüsran olduğunu, Ortadoğu bataklığında kaybolduğumuzu gösteriyor.

Kayboluş; Suriye'de daha çok dış güçlerin tetiklediği sürece öngörüsüz, gücünü ve dengeleri hesaplamadan 'balıklama' atlayarak başladı.

Sürece bütünsel bakması gerekiyordu. Türkiye'nin eli hiç bir zaman güçlü olmadı. Her zaman zayıf, geçersiz argümanlarla yola çıktı.

Dünya dengelerini gözeterek, dünyadaki süreçlerin nasıl evrildiğini doğru değerlendiremedi. Başta ABD ve RUSYA olmak üzere büyük güçlerin hassasiyetlerini ve beklentilerini hesaplayamadı. Sadece kaba kuvvet ve zor yoluyla sonuç alacağını öngördü. Hesapsızlığının faturasını ödedi ve uzun süre hep beraber ödeyeceğe benziyoruz.

Suriye'de işbirliği yaptığı güçlerin ezici bölümü Siyasal İslamın terörist yapılarıydı. AKP hükümeti biraz da doğası gereği bu yapılarla işbirliği yaparak Suriye'de yol alacağını sandı. En büyük yanılgılarından biri buydu belki de. Köktendinci 'radikal islamın' Dünya'daki algısını görmek istemedi.

Ortadoğu her zaman güç savaşlarının odaklarından biri olmuştur. Bugün de böyledir. Büyük güçler her zaman karşı karşıya gelmiştir bölgede. Fakat bu dönemde ABD ve Rusya arasında kısmi bir ittifak ortaya çıktı. Büyük oranda parelel hareket etmektedirler. En azından şu ana kadar. Bu noktada Erdoğan rejiminin iki büyük güç arasındaki ilişkilerin yeni boyutunu görmeden "birinin yanında gözüküp diğerini tehdit politikasının" bir işe yaramadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bilinmelidir ki gücün ve haklılığın kadar sahada kalabilirsin. Bu yanıyla yakın zamanda Türkiye'nin yaptığı "Fırat kalkanı" harekatının da kalıcı bir getirisinin olmadığı görülecektir.

Bir noktanın altını özel olarak çizmekte yarar var. Amerika her zaman İsrail devletinin güvenliğini ve çıkarlarını gözetegelmiştir. Obama döneminde kısmi bir sapma olmasına rağmen Trump döneminde hemen düzeltme yoluna gidilmiştir. Bunu hesaba katmayan bir bakış açısının Amerikan bakışında bir yeri yoktur. Maalesef bu böyle.

Uluslararası arenada, özellikle komşularla ilişkilerde "Evrensel kurallar ve karşılıklı yarar" ilkesi gözetilmeden yapılan politikaların faturaları ağır olmaktadır.

Bir yakın tehlikenin altını özellikle çizmek istiyorum; Amerika 6 yıl önce AKP iktidarının da desteğini alarak Suriye'de uyguladığı 'yıkım' politikasını farklı bir biçimde de olsa İran üzerinde denemek isteyebilir. Bu politikanın ülkemiz açısından faturası Suriye politikasından da ağır olacaktır. Çünkü, İran hem ekonomik yapısı hem de diplomasi ve devlet geleneği açısından Suriye'ye asla benzemez. Türkiye "hiçbir yabancı gücün trenine binmeden" evrensel hukuk kuralları çerçevesinde hareket etmek durumundadır. Ülke olarak yeterince macera yaşadık, başka birine asla ihtiyacımız yoktur.

Gelelim ülke geleceğini doğrudan ilgilendiren, iç politikamızın en temel fenomeni haline getirilen PYD ve YPG olgusuna.

Bu konuda Waşhington'dan beklenen son ümidin de kaybolması, Amerika'nın PYD'den asla vazgeçmeyeceğinin ortaya çıkmasından sonra "iktidar çevrelerinde yeni bir Kürt politikasının" gerekliliği konusunda bir takım düşüncelerin ortaya çıkmaya başladığı görülüyor. İstemeden de olsa "zorunlu" adım olarak görülen bir değişiklik olacağa benziyor atılacağını düşündüğüm bu adımın.

İktidarın Suriye'de başka bir çıkışının kalmadığını da gösteren bir durum bu. Çok uzun olmayan bir süreçte daha önce Esat rejimine bakışta olduğu gibi "PYD ve YPG ile diyalog kurulabilir" ile başlayan ve zaman içinde derinleşen bir ilişki olacaktır. Bu bakış değişikliği gelinen bu noktada "ülkenin ali menfaatı" gerekçe gösterilerek yapılacak. 

Bu değişikliklik aynı zamanda Türkiye'nin Suriye ve Ortadoğu politikasının köklü değişiminin habercisi olacak.

PYD'nin ehlileştirileceği var sayılıyor bu bakış açısına göre. PYD ile YPG ayrıştırılacak ve PYD Türkiye'nin etkisinde kalacak. PYD yapılanmasının ideolojik politik şekillenmesini hiç çözememiş bir anlayışın ürünü bu bakış açısı.

Bu değişiklik aynı zamanda bölgedeki yeni dost- düşman tanımlamasını da beraberinde getirecektir. Yukarıda ifade edildiği gibi bu değişimin merkezine İran oturtulacak gibi gözüküyor. İran doğrudan hedef haline getirilerek Amerika'yla YPG, FETÖ ve Zarrab olaylarında yakalanamayan diyalog zemini yakalanmaya çalışılacak. Bir nevi " aşk tazeleme" girişimi. 'kaş yapayım derken göz çıkarma' girişimi.

Yani ortada olacak olan kendi ülke gerçekleri, toplumunun çıkarları yerine konjonktürün getirdiği dalgalanmaya bırakmanın getirdiği tehlikeli nokta. 

Olası bu politikanın iç politikaya etkisinin de çok sert olacağı tartışma götürmez bir gerçek. 

Siyasi iktidarın MHP yöneticileri ile 15 Temmuz'la birlikte ortaya çıkan, referandum süreciyle kökleşen ve uzun vadeli planlar yapar gözüktükleri bir birlikteliğin bu gelişmeye tepkisi nasıl olacak. Sert olacağı açık. Bunu göğüslemesi gerekecek. Diğer yanda kamuoyu tarafından, son dönemlerde ırkçılık çağrıştıran 'milliyetçi' söylemden kesin hatlarıyla kopuş olarak algılanacak bir söyleme geçişin yaratacağı sıkıntılar.

Tüm bunların AKP hükümeti tarafından göğüslenmesi gerekecek. İşleri gerçekten zor olacak.

Böyle bir gelişme Kürt sorununun çözümü ve ülkedeki aşırı gerginlik ortamının yumuşaması açısından olumlu etki yaratabilir. Bunun ülkedeki birlikte yaşamı güçlendirme ve demokratik bir rejimin yeniden inşası için katkısı da olacaktır. 

   

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)