• BIST 106.825
  • Altın 145,536
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 26 °C

Erdoğan ve terör

Erdoğan ve terör
"Son söyleyeceğimizi başta söyleyerek tezi netleştirelim. Yaşanan süreç bir güvenlik krizi değil, tam bir iktidar krizidir. Haliyle tam da bir iktidarsızlık."

Çağlar Tekin/ANALİZ
Sabah saatlerinde İstiklal Caddesi’nde yaşanan patlama ülkenin günlerdir girdiği kaos ortamını daha net bir şekilde serdi gözler önüne. Çok sayıda can hayata gözlerini yumarken, milyonlarcası da yaşadığı panikle imtihan halinde.

Son söyleyeceğimizi başta söyleyerek tezi netleştirelim. Yaşanan süreç bir güvenlik krizi değil, tam bir iktidar krizidir. Haliyle tam da bir iktidarsızlık. Ve AKP-Erdoğan kliğinin bu duruma yapabilecekleri tek katkı istifa ederek sonsuz bir yargılanma sürecine girmeleri, lakin kimse bu refleksi vereceklerine olasılık tanımıyor haklı olarak. Sadece bu sabahtan itibaren mail kutuma düşen “bombalı araç” ve “canlı bomba” listelerinin sayısı dahi şaşkınlık verici.

Ülkede iktidarın devamlılığını şu an için sağlayansa bu durum elbette. Siyasi bir krizden kaynaklanan ölümlerin, yine krizin müsebbiplerine biat etmiş güvenlik güçlerince engellenmesi bekleniliyor. Açık olmalı, bunun herhangi bir imkanı yok. Ve bu ölüm tablosu önümüzdeki süreçte giderek büyüyecek.

“Kanlı oyun”dan günümüze

7 Haziran seçimlerinin ardından ülkenin hızlı bir biçimde kan gölü haline getirileceğini ve buradan hareketle AKP’nin “istikrar” söylemi üzerinden yeniden iktidara tek başına dönmeye çalışacağını açıklıkla ilan etmiştik.

Kendi adıma, bu durumu Saray’da yaşayan kimi kaynaklara dayandırma imkanım yoktu. Zaten Saray ile halk arasında kaynaklık edecek köprü bulmak pek güçtür. Saraydakiler halkla iletişimlerine dikkat ederler. Geçmişten bu günün tek “fark”ı şimdikilerin yönetme yetkisini Tanrıdan değil “millet”ten aldıklarını iddia etmelerinden ibaret.

Türkiye örneğinde bu “fark” dahi ortadan kalkmış durumda. Saray’dan bir kaynağa dayanmayan “kanlı oyun” tezi ancak iktidarın geçmiş icraatları ve geleceğe dair eğilimlerinin saptanması üzerinden gelişti ve elbet mutlak bir gerçeklik iddiası yoktu. (Ama neredeyse tüm iddiaları gerçek oldu.) Bunun yerine olası tehlikelere karşı toplumu ikaz etme girişimiydi. Bugün gelinen gün için ise daha kanlı bir dönemin açılışını ilan etmek gerekir. Zira ülke 7 Haziran-1 Kasım sürecinde çekildiği kanlı atmosferde zaten giderek zayıflamış olan iktidarın yönetsel fonksiyonlarından arındı. Yani ülke Erdoğan ve AKP’nin tam iktidar olduğu bir iktidarsızlık durumuna girdi.

Cihatçı katillerle dans

AKP’nin iktidarsızlığının altındaki temel sebeplerin başında ABD adına Ortadoğu karakolluğu ve Irak’ta milyonlara varan ölümlere sebep olan ABD askerleri için “dua etmekle” mükellef kılınmışken “bölgesel lider” olma hevesiyle önce Suriye’yi Batı’nın dünya sistemine sükunetle dahil etmeye soyunup, bu olmayınca da Suriye’yi kan gölüne çevirmek geldi. Suriye’nin “ılımlı İslam”a eklemlenerek İsrail-ABD ve yandaşlarının rahatlatılması “sükunetle” olmayınca savaş kozu çapsız AKP için bulunmaz hint kumaşı değerine erişti. Ne de olsa AKP’li bakanların dediği gibi Türkiye’den bilim insanları çıkması beklenemezdi. “Türkler asil savaşçılar” idiler ve komşularını böyle fethedeceklerdi.

Türkiye bir yandan Suriye’ye yönelik terör başkenti haline getirilirken iktidar da aynı dini ideolojiye sahip olduğu cihatçılara benzer eğilimlerini geliştirdi. Selefilik ve İhvan aynı ideolojik köklerden gelirler. Bu başlıkta başımız bu durumda giderek daha fazla ağrıyacak. Zira Suriye Ordusu’nun süpürdüğü teröristler için Türkiye bir ana vatan haline gelmiş durumda. Özellikle Suriye sınırımızın bu örgütler için ne kadar işlevsel hale getirildiği artık tüm dünyanın bildiği bir realite. Zaten ne teröristler ne de AKP eskisi kadar gizleme gücüne de sahip değil. Herşey ortada artık.

Barış Süreci

Kürt sorununun çözümü için atıldığı söylenen “Barış Süreci” adımları, ilk günlerden beri itirazlarla karşılaşıyor. Bunun bir kısmının faşizan eğilimlerden kaynaklandığını hepimiz biliyor isek de tamamını buraya bağlamak oldukça sorunlu ve yanlış bir durum olur. AKP’nin “Barış Süreci” de hem bir iktidar, hem de Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”sinin bölgesel liderlik hayalleri sebebiyle başladı. İçeriği itibariyle dahi “samimi” olmayan bir dönemin barış getireceğine inanmak da elbette mümkün değildi. Erdoğan ve ekibinin analitik düşünemeyecek kadar çapsız olmaları, değişen konjonktürde PKK’nin de güçleneceği ve dünya açısından meşru bir güç haline geleceğini öngörememelerine sebep oldu. Bu durum sadece bir hata değil, aynı zamanda İslamcı bir iktidarın düşmek zorunda olduğu bir hataydı da aynı zamanda. İnsanlığın bu çağında kitleleri din üzerinden manüpile ederek kontrol etmek ve bunun da kansız olması imkansızdı. Ve biz bugün bu imkansızlığı daha da acı şekilde yaşayarak görüyoruz.

Dink cinayeti ve intihar bombacıları

Erdoğan iktidarlarının tamamı rejimin tasfiyesi üzerine kurulmuştu. İlk iktidar günlerinde başlayan ve Hrant Dink’in katledilmesi ile güçlendirilen süreç artık sadece rejimin değil, devletin de tasfiyesi haline geldi. Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargah gibi davalar modern topluma özgü kurum ve geleneklerin tamamının “temizlenmesi”ne vardı. Bürokrasiden sivil topluma dek tüm kamusal alan tahrip edildi ve boşalan alan cemaatlerle doldurulmaya çalışıldı. AKP zihninin kavrayamayacağı şey ise silinenin yerine aynı sayıda adam koyunca bir mekanizmanın işlevsel olmak zorunda olmadığıydı. Yani “Erdoğan’ın askerleri” gerek misyonları, gerek kapasiteleri açısından bırakın bir devlet yönetmeyi, iki kelimeyi bir araya getirebilecek nosyona sahip olmayan karakterlerden müteşekkil hale getirildi.

Modern bilimden, eğitimden zerre nasibini almamış ortaçağ zihniyeti, İslam’da Gazali gericiliği ve elbette yükselen IŞİD’le beraber AKP kadroları arasında çok hızlı güç kazanan selefi kültürü…

Bu saiklerle modern dünyada yer alınamazdı, alınamadı da. Bürokrasi kadrosuna dair onlarca örnek verilebilir lakin İstanbul Valisi sıfatını taşıyan karakterin Almanya’nın aldığı istihbaratı “işgüzarlık” olarak değerlendirmesinin ardından yaşanan ölümler ve bunun ardından hala ekranlar karşısına geçerek konuşabilmesi sadece yüzsüzlükle açıklamaz. AKP kadrolarının algılayamayacağı kadar karışık bir denklem doğduğu için de akılları tutulmuş gibiler. Daha tehlikelisi ise halkın aklının tutulması. Yapılan onlarca ihbarın, sosyal medyada dönen “bombalı araç” ve “canlı bomba” dedikodularının AKP’ye can vermesi biraz böyle bir durum. Yaşanan krizin sebebi olarak siyaseti görmek yerine güvenlik kuvvetlerinden medet uman atomize kitleler bugün AKP’nin iktidarını da ölümlerin artarak devamını da sağlayacak ne yazık ki tek güç.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)