• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 23 °C

Erdoğan'ın imparatorluk hayalleri ayaklar altından kayarken; El Bab- Kapı duvar

Erdoğan'ın imparatorluk hayalleri ayaklar altından kayarken; El Bab- Kapı duvar
Ortadoğu'da yeniden rol alabilecek bir Türkiye'nin öncelikle artık Erdoğan hattı ile bağlantısının kalmadığına yönelik bölge halklarını ikna etmesi gerekecek

Çağlar Tekin/HABER ANALİZ

Nazım Hikmet'in Kuvayi Milliye Destanı'nda 9 Eylül'de İzmir'e girer iken yedek subay Nurettin Eşfak'tan dillendirdiği üzre; “Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak’ın ayağı. Nurettin dedi ki, Teselyalı Çoban Mihail, seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü.” 

TSK'nın desteklediği ÖSO adı altında ya da daha dürüst ve doğrudan El Kaide bağlantılı cihatçılarla Halep kuzeyine yönelik düzenlediği operasyon bir süredir El Bab önünde tıkanmışken, dün sabah bölgede düzenlenen bir saldırı ile 3 askerin hayatını kaybedip 1'i ağır 10'unun yaralandığını ve ikinci bir saldırı ile yaralı asker sayısının 17'ye ulaştığını gördük. TSK yaptığı açıklamada saldırıyı "Suriye Ordusu'nun yaptığına kanaat getirdiği"ni söylese de henüz tablo netleşebilmiş değil.

En azından Suriye ve Rusya'dan resmi açıklamalar gelmese de görüştüğümüz kimi kaynaklar, ki bunlar her iki ülkeden, Rusya'nın TSK'ya ait mevziyi vurduğuna yönelik iddiayı reddetmediler. Kimi Suriye kaynakları ise ABD liderliğindeki koalisyonun saldırıyı düzenlediğini iddia ediyor. Saldırının havadan yapılmış olması olasılıkları azaltsa da bir kesinlik kazandırmak oldukça güç hale gelmiş durumda. Böyle bir saldırının karadan yapılması hali ise olasılıkların neredeyse sonsuza ulaşmasına sebep olabilir. Çünkü Suriye sahası Türkiye gibi herkesin düşman olduğu bir oyuncu için AKP kadrolarının düşünebileceğinden çok daha "zengin"

Ki, bu Türkiye aynı saldırıyı hem PKK, hem de IŞİD'in üstlendiği, artık kimin kendisini vurduğunu dahi bilemeyecek bir hale gelmiş durumdaysa. Ki bu Türkiye artık kırmızı çizgilerinde raks edilen bir ülke haline getirildiyse...

Yani Erdoğan'ın "YPG Fırat'ın batısına giremez" demesinin hemen ardından YPG'nin bu hamleyi yapmış olması, Irak'ta Haşdi Şabi'nin Musul operasyonuna katılmasına izin verilmeyeceğinin söylenmesini kimsenin umursamaması gibi...

Dünya iç siyasette faşizmin yükselmesine yönelik seyirci kalma özelliğine sahip olsa da iş dış politikaya gelince o kadar "sabırlı" olmuyor. Ayrıca, içerdeki faşizmin de bir türlü tutunamayıp sürekli güç yitirdiği bir atmosferde...

*** 

Türkiye, geçtiğimiz sene dün El Kaide'ye karşı bombardıman yapan Rus uçağını düşürmesinin ardından adımını atmakta güçlük çektiği Suriye'de Erdoğan'ın Rusya'dan özür dilemesi ile başlayan gelişmeler sonrasında kısmi bir hareket alanı yakaladı. Hemen hemen 3 ay kadar önce de Suriye'nin görmezden gelmesi ve Rusya'nın da şartları tam olarak açıklanmasa da en azından Erdoğan'a El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi'ni Halep'ten çıkarma sözü vermesi üzerine aldığı izinle Suriye'ye girdi. Bu harekata Suriye'nin ve Rusya'nın göz yummasının birçok sebebi olduğu aşikar. Ancak konu Bab olunca bunlardan ikisini, ki pek dillendirilmemiş gerekçeler bunlar, hemen şimdi söyleyebiliriz. Türkiye'nin IŞİD'den alan devralması her iki devletin de işine geldi aslında. 

***

Öncelikle, Türkiye halihazırda desteklediği unsurlarla beraber bölgede kalıcı olmaya kalkamayacaktı. Türkiye'nin Suriye'de hava unsurlarının varlığı Rusya ve Suriye'nin iznine bağlı durumda zira. Rusya, ABD'nin bölgedeki hamlelerine karşı Tartus'a S-300'ler ve Bab'a 12 kilometre yakında olan Kuveyres Hava Üssü'ne de S-400'ler getirmiş, ayrıca doğu Akdeniz'e de hem güçlü bir filo hem de bir uçak gemisi demirlemiş durumda. Haliyle bölgede uçan kuş dahi Rus radarlarının iznine tabi durumda. Ve hava desteği olmayan TSK destekli cihatçılar Suriye Ordusu'na pek güçlük çıkartacak durumda değiller. Daha çok sebep sayılabilir ancak bu kadarı yeter diyerek bahsi geçmek istiyorum.

Türkiye'nin kalıcı olmasına yönelik ABD tepkisi ise daha çok Kürtlerle alakalı. Kürtler elbet bu anlamda Rusya ve Suriye için de kritik. Kürtlerin ABD için daha önemli olmasının tek sebebi bölgede yaslanabildikleri tek güvenilir partner olarak ellerinde onların bulunuyor olması. 

***

Türkiye IŞİD'den toprak devraldı altını çizmeli. Türkiye ve desteklediği cihatçı güçler henüz IŞİD'le çatışmaya girmedi. IŞİD, istenilen toprakları terk ederek çekildi. Bunun da iki temel sebebi var. AKP iktidarı ile giderek daha İslamcı bir tona bürünen devlet kadrolarının IŞİD ile hesaplaşma olanakları bulunmuyor. Türkiye devlet kadroları ideolojik anlamda giderek IŞİD'e yakın bir hatta ulaşmış durumda. Ülkede örgüte yönelik sempatinin yüzde 23'lere ulaştığı bilgisi dahi oldukça açıklayıcı bu başlıkta.

Erdoğan ve AKP'ye muhalif olanların arasında neredeyse yok denilebilecek kadar az bir rakamın olduğunu kabul edersek, ülkenin yarısını kontrol edebilen Erdoğan'ın taraftarlarının neredeyse yarıya yakınının IŞİD'e sempati ile baktığını ön görmek pek bir abartı olmaz. Sempati olarak anılan şeyin illa ki IŞİD'e katılımı içermesine gerek yok elbette. Bu durumda sempati "hoşgörme" anlamında kullanılabilir çoğunluk için. Bunda son dönemde PKK ile mücadele esnasında ülkeye İslamcılığa ek olarak yüklenen milliyetçilik de oldukça destekler nitelikte. Körüklenen milliyetçilikle Kürt düşmanlığına evrilen PKK düşmanlığı, PYD ile savaşan IŞİD'e sempati olarak da tahvil oluyor yani. 

Bu durumdan IŞİD de haberdar elbet. Cerablus ile başlayan Fırat Kalkanı Harekatı'na örgüt neredeyse hiç direnmedi. Membiç'te 74 gün, Palmyra'da aylarca savaşan örgüt, Cerablus'ta direnç göstermeden TSK destekli cihatçılara devretti kenti. IŞİD'in bildiği bir diğer başlık ise TSK destekli cihatçıların kendisi ile olan benzerliğiydi. Bunu sadece Cerablus'a girencihatçıların IŞİD bayrağını gönderden indirdikten sonra öperek cebine koyduğu görüntülere bakarak söylemiyorum. Bunu, ÖSO ve IŞİD'in ne kadar benzer yapılarda olduklarını bildiğim için söylüyorum. Nitekim IŞİD'in kenti teslim ederken bildiği bir diğer gerçek de buydu. Bölgeye ÖSO'nun gelmesi IŞİD'in ikmal hattının kesilmeyecek ve hatta Türkiye'den gelen silah ve levazımattan daha rahat pay alabilir hale gelmesi olacaktı.   

Tüm bu sebepler birleştiğinde Türkiye bir süre oldukça rahat bir şekilde ilerledi. Ancak iş Bab yakınlarına geldikçe şekil değiştirmeye başladı. Bab, Suriye'nin öncelik verdiği Halep'ten cihatçıları temizleme operasyonu için engel teşkil edebilecek bir kent. Türkiye destekli onlarca cihatçı grup Halep'ten uzaklaştırılmış, kalanlar da kuşatma altında alınmışken Suriye bu örgütlerin tekrar Halep'le bağ kurabilecek mevziye ulaşmasına elbette izin vermeyecek. Ayrıca, Erdoğan Nusra Cephesi'ni Halep'ten çıkarma sözünü de tutamamış durumda. Bu sözü tutamayacağı elbette biliniyordu, ancak KGB gediklisi Putin, Erdoğan'ın altı boş egosuna oynayarak tongaya düşürüp, El Kaide'nin hamiliğini üstlendiğini ona itiraf ettirdi ve bir de tutamayacağı bir söz verdirmiş oldu. Ayrıca Suriye, Kürtlerin ezilmesine de izin vermeyecekti ve Bab'a inen Türkiye'ye dur demesinin bir sebebi de bu oldu.

Görünen ve yerel kaynaklardan aldığım bilgiler de gösteriyor ki Suriye ve Kürtler bu başlıkta anlaşmış durumda. Bu bir masa başı anlaşmasından ziyade zımmi bir anlaşma. Türkiye ile beraber gelen Nusra, Ahrar ve diğer cihatçı çeteler burada her iki taraf için de sorun yaratabilecek durumda. IŞİD ise zaten tutunamadığı Halep hattına girmeyi düşünebilecek halde değil. 

***

Elbette bir diğer değişken de Suriye Ordusu'nun durumu. Yüzlerce cephede savaşmak zorunda kalan Suriye Ordusu, İran, Rusya ve Hizbullah gibi müttefiklerinin devreye girmesi ile beraber artık cephe sayısını azalttı. Özellikle Şam kırsalını büyük oranda temizlemesi ile beraber savaş dışında kalarak Şam'ı korumakla görevlendirilen binlerce Cumhuriyet Muhafızı savaş alanlarına inmeye başladı. Ordu bir yandan Halep doğusunda ve kuşatma bölgesinde ilerlerken Lazkiye'den Golan'a dek çok sayıda bölgede de taarruza geçmiş durumda.   

Tüm bu başlıklar ve elbette bunlara eklenebilecek onlarca başlık daha bir araya geldiğinde Erdoğan'ın Yeni Osmanlı hayallerinin boyunu aşmış durumda. Daha da ilginci, bölge halkı Osmanlı'ya yönelik kuvvetli bir nefrete sahip AKP ideologlarının anlattıklarının aksine ve bunun kötü yanı da, Yeni Osmanlıcıların bölgeye döktükleri ateş ve kan şurubu Türkiye'nin de geçmişte kısmen azad olduğu bu nefrete artık sahip hale gelmesi. 

Ortadoğu'da yeniden rol alabilecek bir Türkiye'nin öncelikle artık Erdoğan hattı ile bağlantısının kalmadığına yönelik bölge halklarını ikna etmesi gerekecek. İktidarlar kısmında ise işler daha kolay olabilir, yitirilen prestij Erdoğan'ın ardından çok daha hızlı kazanılabilir. Tabii Erdoğan'dan sonra elimizde kalacak Türkiye tablosu da bu başlığın güncel belirleyicisi olacak...
 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
    • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
    • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
    • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
    • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
    • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
    • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
    • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
    • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
    • Skripal suikastı...06 Nisan 2018 Cuma 13:00
    • 1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)