• BIST 105.324
  • Altın 146,628
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 29 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 27 °C

Erdoğan’ın kukla gibi oynattığı ülke: Yeni Türkiye Hikayesi

Erdoğan’ın kukla gibi oynattığı ülke: Yeni Türkiye Hikayesi
Çağlar Ezikoğlu yazdı: Erdoğan gücünü test etti, bundan sonrası tufan

Başlığı görenlerin ağrına gidebilir veya ‘ne demek siz bizi kukla mı sanıyorsunuz’ hezeyanları ile heyecanlı muhalifler isyan edebilir. Ama son günlerde yaşanan bildiri krizi ve bu krize Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkileri, kendisinin ‘Yeni Türkiye’ diyerek oluşturduğu ülkeyi ipe asılmış bir kukla gibi oynattığını gösteriyor. İster kabul edelim, ister etmeyelim; ister kızalım, ister nefret edelim; her defasında unuttuğumuz veya göz ardı ettiğimi bir şeyi hatırlatıyor Erdoğan: O da kendisinin Türk siyasetini şekillendirme de tam anlamıyla bir zanaatkâr olması. Öyle bir zanaatkâr ki, liberalinden Cemaatine, ulusalcısından solcusuna herkesi istediği gibi manipüle edebiliyor ve her defasında aynı tuzaklara düşmesini rahatlıkla sağlayabiliyor. Akademisyenlerin barış bildirisinde 1 hafta boyunca yaşananlar, Erdoğan’ın her zamanki zanaatkârlığını başarıyla icra ettiğini gösterdi bizlere.

Tepkileri Minimuma Çekerek, Adım Adım Diktaya

Erdoğan’ın kafasındaki ‘tek adam’ rejiminin adım adım nasıl nihayete ereceğini izliyoruz toplumun muhalefet damarlarını oluşturanlarla birlikte. 2007’den sonra her adımında bu nihayete bir adım daha yaklaştı. Artık belki de son halkalara doğru geldiğini de görebiliyoruz. Zira AKP destekçisi olmayı başarabilmiş liberal isimlerin (Gülay Göktürk, Etyen Mahçupyan, Atilla Yayla vb.) bile gözden çıkarıldığı ve Başbakan Davutoğlu’na yakın olan isimlerin bile (Süleyman Öğün vakası) Ak Troller tarafından karalama kampanyaları ile sıfırlanmaya çalışıldığı, kendi kliğini oluşturma çabaları şu yaşananlar.

Elbet kendi camialarındaki bu kavga onun tek adamlığı için önemli olsa da, aynı zamanda böyle bir dikta rejimine geçmek için toplumsal muhalefeti ‘minimum tepki’ ile susturabilme meziyetine sahip olmak gerekiyor. İşte bunun için ilk adımını akademisyenlerin barış bildirisi ile attı Erdoğan. Akademisyenlerin bildirisindeki ibareleri biraz dikkatlice okuduğunda Erdoğan’ın veya danışman ekibinin gözlerindeki ışığın parıldığını tahmin edebiliyorum. Hayır, PKK’nın eleştirilmemesine değinmeyeceğim. Vatandaşlara yönelik katliam ve şiddeti gerçekleştiren ‘devlet’ iken, yol haritası istenenin ‘hükümet’ olduğu bir bildiri okuduk. Düşünsenize, devleti tamamen ele geçirmiş, her bir hücresine hüküm etmiş Erdoğan ve ekibi için bulunmaz bir nimet geldi önlerine. Hali hazırda ‘Erdoğan=Devlet’ mekanizmasına dönüldüğünü ayırt edemeyen bir bildiriciler topluluğu.

Elbet bu fırsatı kaçırmadı Erdoğan. ‘Devlet’ vurgusu üzerinden oynayarak, ‘beni sevin sevmeyin, ama bu insanlar bana değil hepinizin üstüne titrediği devletimize saldırıyorlar’ algısı ile hızlı bir şekilde açıklamalar silsilesine girişti. Hayatı boyunca devletinin karşısında önünü iliklemiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için büyük bir bocalamaydı. Hayatında ‘devlet’e olan tek isyanı aslında Erdoğan’ın devletleşmesini fark ettikleri anda Gezi Parkı’na çıkmak olan bu insanlar yeniden ‘acaba’ sorusunu sormaya başladı. Bütün bu kaostan ve istikrarsızlıktan Erdoğan ve AKP’yi görenler belki bu bildiride bunların zikredilmesini istiyordu PKK eleştirisi ile birlikte. Ama bahsedildiği gibi öyle bir orta açıldı ki Erdoğan’a, eski futbolcu bu ortaları siyasi hayatı boyunca gole çevirmeyi bilmişti.

Erdoğan Gücünü Test Etti, Bundan Sonrası Tufan

Erdoğan’ın ‘tek adam’ rejimi için fiiliyatta ‘minimum tepki’yi görmesi gerekiyordu ve bu olay onun için iyi bir deneme olacaktı. Aylardır söylediği ‘ben diktatörsem, beni eleştirenleri içeri atarım’ diyen Erdoğan bunu pratiğe dökerek toplumsal tepkiyi ölçecekti. Savcılara ilk elden talimatı kendisi vererek de, yargı sisteminin kendisine biatını test ediyordu. Öyle de oldu, yargı her zamanki gibi kendisinin emir eriymiş gibi hareket ederek bazı akademisyenleri göz altına aldı. İşte burada bahsettiğim ‘tuzağın’ ne olduğu anlaşılacaktır. Gezi’de, bu yaşanan sivil darbe koşullarının çok çok daha yumuşak versiyonları söz konusu iken isyan eden halk, bu sefer sessiz kaldı. Zira Erdoğan hiçbir açıklamasında şahsına veya AKP’ye yönelik eleştirilerden bahsetmeyip, bildiri üzerindeki ‘devlet terörü’ ibaresine yüklenmekteydi. Böyle bir durumda, ‘devletine itaatkar’ olmuş bir halk ne kadara tepki verebilirdi ki?

Tabi bu esnada, taa Suruç katliamı akabinde Ceylanpınar’daki polislerin katledildiği günden bu yana Erdoğan’ın imdadına ‘bilerek veya bilmeyerek’ yetişen PKK yine imdada koştu. Özellikle sivilleri hedef alabilecek bir noktada, polis lojmanlarına 1 ton bombalık bir saldırı ile Erdoğan nefreti ile dolan, her fırsatta liberaller tarafından ‘laikçi teyzeler’ jargonuyla küçümsenen fakat Gezi Direnişi’nin belkemiğini oluşturan (ve belki de CHP seçmenin belkemiğini oluşturan) o kitlenin oklarını PKK’ya ve bildiriye imza atanlara çekmesini veya sessiz kalmasını sağladı.

Devamı ise malum, patlama akabinde akademisyenleri daha da bir şevkle suçlayarak, ifade özgürlüğünün ayaklar altına alınmasını bu şekilde halka yediren Erdoğan ve ekibi hem bu badireyi rahatlıkla atlattı, hem de tek adamlığa giden yolda ‘istediği zaman görüşünü beğenmediği istediği herhangi bir kişiyi göz altına aldırabilme’ kudretini gösterdi. Bu kudret öyle bir kudretti ki, gözaltılar öncesinde gençlere ‘kuyruğu dik tutun’ diye öğütler veren, bir zamanların ‘Akil’ insanı Baskın Oran ve ekibi bildiriyi değiştirerek AKP vari bir sloganla ‘Kürtlere zulüm 1919’da başladı’ minvalinde yeni bir bildiri sundu insanlara. Bu arada ölüm ile tehdit edilen, odalarına çarpı işareti atılan akademisyenler de, artık bu ülkede hiçbir koşulda can güvenliklerinin dahi kalmadığını anladılar. Erdoğan ise bu bildiri krizinden hem en az hasarla atlatmayı bildi hem de artan gücünü tekrar test etme fırsatını buldu. Yıllardır Erdoğan’ın tuzaklarına düşen muhalifler açısından yeni bir tuzağa düşmenin sonucuydu bildiri krizi ve yaşananlar. Ve artık yavaş yavaş sona doğru gelindiğini de söylemek yanlış olmayacak belki de Erdoğan’ın nihai zaferi ile inşa edeceği ‘tek adam’ rejimine doğru giden bir son…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Kore Yarımadası’nda Neler Oluyor?04 Eylül 2017 Pazartesi 16:48
  • Antep'te çapkınlığa kalkıştım canımı zor kurtardım03 Eylül 2017 Pazar 16:15
  • Bayramları sever miyim?01 Eylül 2017 Cuma 11:03
  • Seni ikinci Ekmeleddin yaptırmayacağız İslamcı eskisi müteahhit Levent!28 Ağustos 2017 Pazartesi 16:18
  • Antep27 Ağustos 2017 Pazar 16:02
  • Memleket yanarken kurultay yapmak26 Ağustos 2017 Cumartesi 13:11
  • Hocam Şükrü Kızılot25 Ağustos 2017 Cuma 14:19
  • Heykellere saldırı24 Ağustos 2017 Perşembe 10:31
  • Kerameti atlette aramak23 Ağustos 2017 Çarşamba 22:29
  • Şeriat soslu neo-faşist tırmanışı durdurmak!21 Ağustos 2017 Pazartesi 20:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)