• BIST 106.825
  • Altın 146,023
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 21 °C

ETÖ'den FETÖ'ye ne değişti?

Doğan YURDAKUL

İktidar, kendine bağladığını sandığı yargıya bile artık söz geçiremiyor. Önce Anayasa Mahkemesi Can Dündar-Erdem Gül tutuklamasında “hak ihlali” olduğunu saptadı. Şimdi de Cemaat-AKP ortaklığının Ergenekon “tertibi” Yargıtay tarafından çökertildi.  

Birçoklarının, AKP’li Yalçın Akdoğan’dan ödünç aldığı “kumpas” deyimi yerine “tertip” deyimini özellikle kullanıyorum. Çünkü... 

Usta Hukukçu, değerli dostum, İstanbul Barosu eski Başkanlarından Orhan Apaydın üstlendiği siyasi davaları “tertip dava” diye nitelendirirdi. Orhan Apaydın’ın kendisi de 12 Eylül’den sonraki bir tertip davasına kurban gitti; “Barış Davası” adlı tertip davanın tutuklu sanığı iken cezaevinde yakalandığı kanserden öldü. 

Hayatları boyunca birlikte çalışan iki kardeşten büyüğü olan Burhan Apaydın “Orhan dosyayı hazırlar, ben konuşurum” derdi.  Burhan Apaydın, kardeşininin ölümünden sonra girdiği her siyasi davada savunmasına başlarken onun bu deyimini kullandı.

İki kardeş birlikte Adnan Menderes’i, Deniz Gezmiş’i, Yılmaz Güney’i, Kürt İdris’i, Dündar Kılıç’ı savundular. 1960’dan sonra birlikte Meclise girip bugün kullandığımız  demokratik haklardan birçoğunun yasalaşmasına katkıda bulundular (bakınız,  Doğan Yurdakul, Cengiz Erdinç, “Adalet Savaşçısı”).  Burhan Apaydın, ömrünün sonunda “Odatv” davasına girip, bu tertibi aydınlatma mücadelesi veren avukatların safında yer almayı çok istedi ama rahatsızlığı buna izin vermedi. 

İşte, bu iki değerli hukukçunun anılarına saygı duyarak, ben, Ergenekon, Balyoz, Poyraz, Odatv, Amirallere suikast, KCK ve benzeri bütün davalara “tertip davalar” demeyi yeğliyorum. 

İNTİKAM DUYGUSU DEVRİMCİLİĞE YABANCIDIR 
Tertip davalar teker teker çöküyor. O zamanlar  cemaat-AKP medyasında “linç edilen” insanlar, kamuoyunda aklandıktan sonra, şimdi yargıda da aklanıyorlar. Çektikleri zulüm yıllar sonra bugün, televizyon ekranlarına yansıyor. 

Ancak, o günlerde zulme uğratılanlardan bazılarının ne yazık ki hedefi şaşırdıklarını görüyoruz. O günlerde AKP ile cemaatin “beraber yürüdüğünü”, Erdoğan’ın o tertiplerin “savcısı” olduğunu söylediğini unutuyorlar. O zamanlar yaşanan eziyetlerin  tek sorumlusu olarak Fethullah Gülen cemaatini görüyorlar. Cematten “intikam almak” gibi ilkel bir duyguyla hareket edip gerçeklere gözlerini kapatıyorlar. Peki ama, Can Dündar ve Erdem Gül için “hesabını verecekler” emrini de yargıya cemaat mi gönderdi? Bu komutu “şak diye” yerine getiren ve “paralele bağlayan” yargı da cemaatin yargısı mıydı? 

İntikam duygusu devrimciliğe yabancıdır ve siyasete bakışımızı nesnellikten uzaklaştırır. Devrimci siyaset hedefi daraltmayı, “baş düşmanı” müttefiklerinden koparıp yalnızlaştırmayı esas alır. Cemaati tek düşman olarak gören anlayış ise karşı cepheyi genişletiyor, AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor. Bu siyasi yöneliş “yetmez ama evet”çiliğin yeni bir türünden başka birşey değildir.  

ETÖ’den FETÖ’ye NE DEĞİŞTİ?  
Son on yılda yaşananları bir kez daha anımsayalım. Cemaat-AKP koalisyonu zaman içinde kendi kendini yemeye başladı. AKP sürdürdüğü devlet yağmasından cemaate verdiği pay yüzdesini azaltmaya başlayınca, ortaklık sarsıldı. Fetullah Gülen o sıralarda yaptığı konuşmalardan birinde “havuzun suyu hep bana aksın diye bir anlayış olmaz” mealinde sözler söyledi. Ve cemaat karşı atağa geçip, “Oslo sürecine”, MİT Müsteşarına, AKP’nin  “tepesindekilerin” yolsuzluklarına el atınca ortaklık sona erdi. Cemaatin adı birdenbire “paralel” oluverdi. 

Cemaat-AKP ortaklığının yarattığı ETÖ (Ergenekon Terör Örgütü) tertibi çökerken, yerini AKP’nin yarattığı FETÖ (Fetullah Gülen Terör Örgütü) tertibi aldı. Eşyayı adıyla çağırmak gerekir. Cemaate kızıyoruz diye, ona karşı açılan davaların da birer tertip olduğunu görmezden gelemeyiz. Çünkü bu davalarda cemaatin gerçek suçları yargılanmıyor. Cemaatin sermayesi AKP’ye aktarılıyor, cemaatin medyası AKP medyasına eklemleniyor, cemaatin polisleri ve yargısı tasfiye edilip yerine AKP’nin polisleri ve yargısı getiriliyor. Ama herhangi bir davanın adına “TÖ” ekleyip kamuoyunu yanıltma taktiği artık sökmüyor.  

Bizler “kırk katır mı, kırk satır mı” oyununa gelip, zalimlerden birini “ehveni şer” sayamayız. Bütün bu tertiplerle ancak güçlü ve devrimci bir iradenin başa çıkacağını biliriz. Cemaatin de, AKP’nin de bütün suçlarını ancak devrimci bir iktidar ortaya çıkartabilir ve bu suçları ancak ve ancak yeniden bağımsızlık güvencesine kavuşmuş bir yargı yargılayabilir. 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)